“Ben 12 yıl önce kurtardığın kızım!” Kadın fakir tamirciye dedi.

“Ben 12 yıl önce kurtardığın kızım!” Kadın fakir tamirciye dedi.

SANAYİNİN KANI: PAS VE İHANET

Bölüm 1: Sanayinin Gri Senfonisi

Maslak Oto Sanayi sitesinin en arka sokaklarında güneşin bile girmeye çekindiği, metalin metale sürtme sesinin bir senfoni gibi yankılandığı o gri bölgede zaman farklı akardı. Burası İstanbul’un makyajsız yüzüydü. Egzoz dumanı, yanık yağ kokusu ve ter havada asılı duran ağır bir sis tabakası oluştururdu. Dükkanların önünde yığılı hurda parçaları sanki modern çağın mezar taşları gibi diziliydi. Vedat Oto Tamir tabelası paslanmış ve harfleri silinmiş haliyle sahibinin karakterini ele veriyordu. Gösterişsiz, eski ama hala ayakta.

Dükkanın içinde floresan lambanın cızırtılı ışığı altında Vedat, masadaki bir motor bloğunun başında cerrah ciddiyetiyle duruyordu. Vedat 50 yaşlarındaydı. Saçlarındaki griler sanayinin tozuyla karışmıştı. Gözleri bir şahinin avını süzdüğü o donuk ama her şeyi gören bakışa sahipti. O makinelerin dilini insanların yalanlarından daha net anlıyordu. Çünkü makineler asla yalan söylemezdi.

Bölüm 2: Truva Atı ve Kırmızı Kil

Saat 15:45 sularında dükkanın önüne siyah, zırhlı bir sedan yanaştı. İçinden Selin indi. Bej rengi kaşmir kabanı ve ipek şalıyla bu paslı dünyaya tamamen yabancıydı. Ancak Vedat’ın gözü onun ayakkabılarındaki kırmızı çamura takıldı. Riva veya Belgrad ormanlarının derinliklerinden gelen o nemli kil, kadının sadece bir “ziyaretçi” olmadığını söylüyordu.

Selin, 12 yıl önce Tuzla’daki antrepo yangınından Vedat’ın kurtardığı kız olduğunu iddia ediyordu. Minnet dolu görünüyordu ancak nabzı dakikada 110 atıyor, parmağındaki taze yüzük izi bir şeylerin gizlendiğini haykırıyordu. Çantasındaki dinleme cihazı, dışarıda bekleyen zırhlı araç ve Vedat’ın sunduğu “sanayi çayı” eşliğinde başlayan bu oyun, aslında büyük bir komplonun ilk perdesiydi.

Vedat, el yapımı frekans karıştırıcısıyla (jammer) dış dünya ile bağlantıyı kestiğinde Selin çözüldü. Kocası Mert kaçırılmıştı. 12 yıl önce babasının ona bıraktığı ve içinde devlet içine sızmış bir suç şebekesinin kayıtlarının bulunduğu dijital anahtarın peşindeydiler.

Bölüm 3: Fizik Yasaları Iskalama Yapmaz

Vedat, dükkana giren üç tetikçiyi zekasıyla alt etti. Birinci tetikçi, Vedat’ın yere döktüğü 20-50 numara kalın motor yağına basıp dengesini kaybederek beton zemine çakıldı. İkinci tetikçi, üzerine inen 150 kiloluk bir şanzıman bloğuyla (Vedat’ın hassas bir vana ayarıyla serbest bıraktığı bir tuzak) yere sabitlendi. Liderleri olan şoför ise Vedat’ın yakın dövüş ustalığı karşısında diz çöktü.

Vedat, şoförün telefonundan “Müdür” dediği kişiyi aradı. Karşıdaki ses, 12 yıl önce Vedat’ın polislik kariyerini bitiren eski Emniyet Müdür Yardımcısıydı. Vedat, elinde hiçbir kopya olmamasına rağmen “Dijital anahtar bende, Mert’i bırakmazsanız her şeyi yayınlarım” diyerek hayatının en büyük blöfünü yaptı.

Bölüm 4: Boş Kovanlar ve Dolu Zihinler

Dükkanın içindeki gerilim yerdeki yağ birikintisi kadar kaygandı. Vedat, elindeki gresi yıkarken Selin’e döndü: “Elimde hiçbir şey yok Selin. 12 yıl önce o depodan sadece seni ve vicdanımı çıkardım. Ama onlar bunu bilmiyor. Karanlıkta kalanlar her zaman bir ışığın sızmasından korkarlar.”

Vedat, esir aldığı üç adamı dükkanın arka tarafındaki lastik deposuna kilitledi. Şimdi zamanla yarış başlıyordu. Eski müdür, blöfün sahte olduğunu anlamadan önce Mert’i bulmaları gerekiyordu. Vedat, tozlu bir dolabın arkasından eski polis telsizini ve üzerinde hala “34 VDT” yazan sahte plaka setini çıkardı.

“Nereye gidiyoruz?” diye sordu Selin. “Kırmızı çamurun olduğu yere,” dedi Vedat. “Ayakkabılarındaki o iz, kocanın nerede tutulduğunun haritasıdır. Riva’daki eski taş ocakları.”

Bölüm 5: Riva Yolu: Geçmişin Hayaletleri

Gece yarısı, sanayiden çıkan eski, modifiye edilmiş bir minibüs Riva yoluna saptı. Vedat direksiyondaydı. Selin yanında titriyordu. Vedat, dikiz aynasından arkalarını kolluyordu. 12 yıl önce yaşadığı o yangını düşündü. O gece sadece bir çocuğu kurtarmamıştı; bir sistemin nasıl çöktüğünü görmüştü. Babası öldürülen o küçük kızın aslında büyük bir servetin değil, büyük bir günahın varisi olduğunu anlamıştı.

“Baban,” dedi Vedat sessizliği bozarak. “O sadece bir iş adamı değildi Selin. O, bu adamların parasını aklayan bir muhasebeciydi. Ama son anda bir şeyler değişti. Dosyaları şifreledi ve bir kolye ucuna sakladı. O kolye, senin boynunda yıllarca bir süs gibi durdu ama aslında bir atom bombasının pimiydi.”

Riva’nın ıssız yolları, ağaçların gölgesinde kaybolurken Vedat minibüsü farlarını kapatarak bir inşaat sahasının yakınına park etti. İleride, terk edilmiş bir çiftlik evi görünüyordu. Önünde Selin’in bindiği o siyah zırhlı aracın bir benzeri duruyordu.

Bölüm 6: Paslı Adalet

Vedat minibüsten inerken yanına sadece bir tornavida takımı ve eski bir işaret fişeği tabancası aldı. “Burada bekle,” dedi Selin’e. “Eğer 20 dakika içinde dönmezsem, bu numarayı ara.” Elindeki kağıtta sadece tek bir isim yazılıydı: Gazeteci Murat. Vedat’ın tek güvendiği eski dostu.

Vedat, çiftlik evine sızarken eski bir gölge gibi hareket ediyordu. Güvenlik kameralarının kör noktalarını sanayideki çıraklarından daha iyi biliyordu. Evin içine girdiğinde ağır bir küf kokusu karşıladı onu. Alt katta iki nöbetçi vardı. Vedat, havalandırma boşluğundan içeri bir parça yanıcı tiner ve bir bez fırlattı. Duman sensörleri devreye girip ıslık çalmaya başladığında karmaşa çıktı.

Üst kata tırmandı. Mert, bir sandalyeye bağlanmış, yüzü kanlar içindeydi. Başında ise eski Müdür duruyordu. “Hoş geldin Vedat,” dedi Müdür, elindeki gümüş kaplama tabancayı Mert’in şakağına dayayarak. “Blöfün buraya kadarmış. Sanayideki çocuklarım sinyal alamayınca her şeyi anladım. Şimdi söyle, o kolye ucu nerede?”

Bölüm 7: Şahmat

Vedat, ellerini havaya kaldırarak odaya girdi. “Kolye bende değil Müdür. Ama daha iyi bir şeyim var.” “Ne olabilir?” diye alay etti Müdür. “Canlı yayın,” dedi Vedat saatini göstererek. “Dükkanımdaki jammer’ı kapattığım an, odaya yerleştirdiğim gizli kamera aktifleşti. Şu an senin bu evin konumu ve senin bu halin emniyetteki dürüst birimlere ve internete sızıyor.”

Müdür kahkaha attı. “Burada internet çekmiyor evlat. Burası ölü bölge.” “Doğru,” dedi Vedat sakince. “Ama dükkanımdaki adamların üzerinden aldığım uydu telefonunu unutuyorsun. Minibüsün tavanına kurduğum geçici bir baz istasyonuyla şu an dünyayla konuşuyoruz.”

Müdür’ün yüzündeki o kibirli ifade yavaşça eridi. Dışarıdan siren sesleri duyulmaya başladı. Ama bunlar resmi polis sirenleri değildi. Vedat, sanayideki tüm tamirci dostlarına bir mesaj atmıştı: “Vedat Usta zorda, Riva’ya gelin.”

Yüzlerce çekici, modifiye araba ve egzozu patlak motosiklet çiftlik evinin etrafını sarmaya başladı. Sanayinin çocukları, ustalarını kurtarmaya gelmişti. Müdür panikledi, silahını ateşlemek istedi ama Vedat, elindeki işaret fişeğini odadaki açık tiner kutusuna fırlattı.

Bölüm 8: Küllerinden Doğanlar

Yangın çıktı ama bu sefer kimse ölmedi. Vedat, Mert’i alevlerin arasından çekip çıkardı. Müdür ve adamları, dışarıdaki sanayi ordusu tarafından kıskıvrak yakalandı. Polis ekipleri geldiğinde ortada ne bir suç çetesi kalmıştı ne de gizli bir anahtar.

Sabah güneş Maslak’ın üzerinde yükselirken Vedat Usta dükkanının önünde, kırık bir taburede oturuyordu. Elleri yine yağ içindeydi. Selin ve Mert yanına geldiler. “Teşekkür ederiz,” dedi Mert. “O kolye… Gerçekten bir şifre miydi?”

Vedat, cebinden Selin’in babasından kalan o küçük, ezilmiş kolye ucunu çıkardı. İçindeki çipi tırnağıyla söküp yere attı ve botunun topuğuyla ezdi. “Geçmişin yüküyle gelecek kurulmaz,” dedi Vedat. “O çipte ne olduğu artık önemli değil. Önemli olan artık kimsenin onun için ölmeyecek olması.”

Selin ve Mert giderken Vedat arkalarından baktı. Sonra dükkanın içine girdi, 90 model Şahin’in kaputunu açtı. Motorun o tık tık sesini dinledi. “Üçüncü piston hala segman kaçırıyor,” diye mırıldandı.

Sanayide bir gün daha başlıyordu. Metal metale sürtüyor, paslar dökülüyor ve Vedat Usta, makinelerin o yalan söylemeyen dünyasında huzur buluyordu. Çünkü insanlar bozukken bile sağlammış gibi gülümseyebilirlerdi ama bir motor asla.

Bölüm 9: Epilog – Pasın Altındaki Altın

Yıllar sonra Maslak Sanayi’de bir efsane anlatılmaya başlandı. Paslı bir tulum giyen, gözleri şahin gibi keskin bir ustanın tek bir İngiliz anahtarıyla koca bir imparatorluğu yıktığı söylenirdi. Vedat Usta artık orada değil. Ama dükkanın kapısında hala o silik tabela duruyor: “Vedat Oto Tamir – Makineler Yalan Söylemez.”

Selin ve Mert ise İstanbul’dan uzak, sakin bir sahil kasabasında yaşıyorlar. Selin’in boynunda artık hiçbir kolye yok. Sadece Vedat’ın o gece ona verdiği küçük bir ders var: “Gerçek güç silahlarda değil, ayrıntıları görebilen bir zihindedir.”

Sanayinin gri dumanları arasında, Vedat’ın ruhu hala o dükkanın köşesinde bir yerlerde saklı. Ne zaman bir motor arıza yapsa ya da bir insan yalan söylese, o paslı tezgahın üzerindeki İngiliz anahtarı hafifçe çınlıyor.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News