Oğlumu Elimden Almaya Çalışan “Avcı” Geline Unutamayacağı Bir Ders Verdim!
.
.
“Oğlumu Elimden Almaya Çalışan ‘Avcı’ Geline Unutamayacağı Bir Ders Verdim!”
Hayatım boyunca gurur duyduğum tek şey, oğlum Can’ı tek başıma büyütmekti. Eşim Rıfat’ı, Can henüz 12 yaşındayken bir kalp kriziyle kaybettim. O günden sonra iki işte birden çalıştım; gündüzleri bankada müdürlük, geceleri muhasebe. Her kuruşu biriktirdim, doğru yatırımlar yaptım. Can’ın babasının eksikliğini maddi olarak asla hissetmemesini sağladım. Üniversiteden mezun olduğunda ona ciddi bir birikim hazırlamıştım. Çok yakındık. Ya da ben öyle sanıyordum.
Her pazar arardı, bayramlarda mutlaka ziyarete gelirdi. “En iyi dostum sensin anne,” derdi. Sonra Pelin ile tanıştı. İlk başta çok sevinmiştim. Oğlum 28 yaşındaydı, sonunda hayatını birleştireceği birini bulmuştu. İlişkilerinin altıncı ayında onu yemeğe getirdiğinde bazı şeyler dikkatimi çekti. Pelin, doğrudan Can’a sorduğum sorulara onun yerine cevap veriyordu. Can’ın çocukluk anılarını anlatırken bile müdahale ediyor, kendi bildiği versiyonun daha doğru olduğunu iddia ediyordu. Bir ara hafifçe gülerek, “Can, bana annenin bankada çalıştığını söylemiştin, müdür olduğunu değil. Dürüst olalım, değil mi?” dedi. Sustum. Yeni ilişkilerde böyle tuhaflıklar olur diye düşündüm ama işaretler arttı.
Can her pazar aramayı bıraktı. Aradığında ise Pelin hep oradaydı. Arkadan sesini duyuyordum: “Yine mi annen arıyor? Daha yeni konuşmadınız mı?” diyordu. Ziyaretleri seyreldi. Bayram planlarını sorduğumda Can tereddüt etti. “Pelin artık kendi geleneklerimizi oluşturmamız gerektiğini düşünüyor. Anne, anlıyorsun değil mi?” Anlamaya çalıştım. Gerçekten denedim. Nişanlandıkları haberini ise bir telefonla değil, bir mesajla aldım. Pelin’in parmağında Can’ın en az üç maaşına bedel bir pırlanta yüzükle çekilmiş fotoğrafı: “Nişanlandık. Düğün üç ay sonra. Detaylar gelecek.”
Bu acele neydi? Hemen aradım. Telefonu Pelin açtı. Sesi yapmacık bir nezaketle doluydu. “Selam Meryem Hanım. Can duşta ama evet, çok heyecanlıyız. Sadece en yakınlarımızın olduğu küçük samimi bir tören olacak.” Planlamada yardım etmek isterim dedim. “Bu çok nazikçe ama biz her şeyi kendimiz halletmek istiyoruz. Bağımsız olmak bizim için önemli.” Yetişkin kelimesi sanki onlara çocuk gibi davranıyormuşum gibi canımı yaktı.

Sonraki iki ay boyunca sistematik bir şekilde dışlandım. Davetli listesi benden habersiz hazırlandı. Mekan seçimi, Pelin’in annesiyle gidilen gelinlik alışverişi, pasta tadımı; hepsi sanki ben yokmuşum gibi ilerledi. Can’a doğrudan sorduğumda ise savunmaya geçti: “Anne, çok kontrolcüsün. Pelin ve benim hayatımızı kurmak için alana ihtiyacımız var.”
Düğüne üç hafta kala Can’dan bir mesaj geldi. “Düğünüme gelme. Pelin seni orada istemiyor. Senin ona karşı destekleyici olmadığını ve onu eleştirdiğini söylüyor. Müstakbel eşimi önceliğim yapmam gerek. Lütfen kararımıza saygı duy.” Mesajı beş kez okudum. Her okuyuşumda kelimeler daha da imkansız geliyordu. Tek evladım, uğruna her şeyi feda ettiğim oğlum, hayatının en önemli gününe beni çağırmıyordu. Hem de bir yıldır tanıdığı bir kadın öyle istedi diye.
O an içimde bir şeyler değişti. O büyük acı daha sert bir şeye, bir kararlılığa dönüştü. Telefonumu aldım ve bankayı aradım. Bir saat içinde Can 18 yaşına girdiğinde onun için açtığım ve o günden beri düzenli para yatırdığım ortak hesapları kapattım. 73.000 dolar. Onun geleceği için biriktirdiğim her kuruşu kendi hesabıma aktardım ve beklemeye başladım.
Hesapları kapattıktan sonraki o sessizlik çok sürmedi. O akşam oturma odasında tek başıma oturdum. Can’ın ilk adımlarını attığı, lise mezuniyetini kutladığımız, ilk işine girdiğini bize müjdelediği aynı odada. Şöminenin üzerindeki fotoğraflar sanki bana gülüyordu. Aramızdaki o bağı ben mi uydurmuştum? Bu kadar saf mıydım? Hayır. Ben oğlumu tanıyordum. O acımasız mesajı atan Can, benim gerçek oğlum değildi. Manipüle ediliyordu ve ben bunu göremeyecek kadar kibar davranmıştım.
Elimde ne vardı? Pelin son sekiz ayda Can’ı benden tamamen koparmıştı. Onu alelacele bir nişana sürüklemişti. Öz annesini düğününe çağırmaması için aklına girmişti. Neden? Mesele her zaman paraydı. Araştırdım. Pelin Arslan 26 yaşında. Sosyal medya danışmanı. Instagram hesabı herkese açıktı. Tasarım çantalar, lüks tatiller, pahalı akşam yemekleri. Bir sosyal medya danışmanı bunları nasıl karşılıyordu?
Daha derin kazdım. Eski sevgilisi Mert Günay, gayrimenkul geliştiricisi, olaylı bir boşanmanın ardından iflas etmişti. Zamanlama çok ilginçti. Pelin, Mert’in finansal çöküşü basına yansıdıktan iki hafta sonra Can ile çıkmaya başlamıştı. Tesadüf mü? Artık tesadüflere inanmıyordum.
Can’ın finansal belgelerinin olduğu not defterimi çıkardım. Aramızdaki tek bağ ortak hesaplar değildi. Ev kirasına kefil olmuştum. Araba kredisinde de imzam vardı. Eğitim ve gelecek fonu da bendeydi. Teknik olarak 30 yaşına kadar fonun yöneticisi bendim. Yani iki yıl daha ipler benim elimdeydi. Eğer Pelin Can üzerinden bir servete konacağını düşünüyorsa onu büyük bir hayal kırıklığı bekliyordu.
Tam o sırada telefonum çaldı. Bilinmeyen bir numara. Bankadan arıyorlardı. “Ortak hesaba bir erişim denemesi yapıldı. Hesap kapalı olduğu uyarısını verdi. Doğru şifreyle defalarca giriş yapıldı. Bunun siz olup olmadığınızı teyit etmek istedim.” Ben değildim dedim. “Giriş denemelerinin yapıldığı IP adresi Nişantaşı’nda bir konumu gösteriyor.” Pelin’in yaşadığı semt. Hesaba girmeye çalışan Can değil, Pelin’di. Düğün mesajından sadece birkaç saat sonra paraya ulaşmaya çalışmıştı.
Bu aşk değildi. Bu, kendisine bir kurban seçmiş ve onu planlarına engel olabilecek herkesten sistematik olarak koparmaya çalışan bir kadının operasyonuydu. Çatacağı en yanlış anneye çatmıştı.
Avukatımız Vedat Bey’i aradım. Varlıkları koruma altına aldık, fon belgelerini güncelledik. Sonra Vedat Bey “Özel bir dedektif tutmanı öneririm,” dedi. Bir gün sonra dedektif Selin Hanım elinde dizüstü bilgisayarı ve not defteriyle oturma odamda oturuyordu. “Bu tür vakalarda bulduğum şeyler genelde pek hoş olmaz. Hazır mısınız?” Gerçeği bilmeye ihtiyacım var dedim.
Üç gün sonra Selin beni ofisine çağırdı. Pelin’in kredi raporu: 47.000 dolar borç. Kira ödemediği için tahliye kararı. Mert Günay ile iki yıl birlikte olmuş, adam ona araba almış, tatillerini, kirasını ödemiş. Adamın işleri bozulup karısı boşanma davası açtığı an Pelin onunla ilgili her şeyi silmiş. İki hafta sonra ise Can ile ilk fotoğrafı gelmiş. Dahası da var. Üç hafta önce Can adına özel bir finans şirketine yapılmış 50.000 dolarlık kredi başvurusu. Can’ın borç gelir oranı tutmadığı için reddedilmiş ama iletişim bilgileri Pelin’e ait. Can’ın haberi olmadan onun adına kredi çekmeye çalışmış. Bu bir dolandırıcılıktı.
Düğün organizatörüne miras alacağını söylemiş. “Annem 15 yıl önce öldü,” dedim. Öyle bir vasiyet yok. Tahminimce evlilik cüzdanına acilen ihtiyacı var. Belki Can’ın iş yerindeki haklarına erişmek için, belki de ben müdahale etmeden yerini sağlama almak için.
Can telefonlarımı açmıyordu. Mesajlarımı okumuyordu. Ama bir avukattan gelen iadeli taahhütlü mektubu görmezden gelemezdi. O akşam Vedat Bey ile oturduk ve resmi bir mektup hazırladık. Tüm kanıtları sıralayan, hukuki sonuçları açıklayan ve Can’ı bu durumu konuşmak için davet eden ciddi bir mektuptu. Ertesi sabah telefonum çaldı. Pelin’in sesi öfkeden titriyordu. “Düğünümüzden önce bizi taciz etmek için yasal tehditler göndermek ha!” Mektubu o ele geçirmişti. Telefonu kapattıktan sonra fark ettim: Pelin panikliyordu. Oyun deşifre olmuştu.
Ertesi sabah Vedat Bey ile planı devreye soktum. Varlık fonu güncellendi. Can’ın mirası geri dönülemez bir fona kilitlendi. 35 yaşına kadar dokunamayacaktı. Pelin onunla evlense bile tek bir kuruşuna dahi ulaşamayacaktı. Kira kefilliğinden çekildim, araba kredisindeki kefilliğimi kaldırdım. Polis raporu. Can adına yapılan sahte kredi başvurusu için polise şikayette bulundum.
Akşam kapı zili çaldı. Can ve Pelin kapımda. Pelin’in yüzü sakin görünmeye çalışıyordu ama gözlerinde soğuk bir nefret vardı. “Konuşmamız gerek anne,” dedi Can. Sesi mekanik ve ezberletilmiş gibiydi. İçeri aldım. Pelin evin sahibiymiş gibi koltuğuma kuruldu. “Sınırı açtın Meryem Hanım. Yalan yere polis raporları tutmak. Can’ın finansal durumunu sabote etmek. Bu yaptığın yaşlı istismarı ve psikolojik şiddettir. Sana dava açabiliriz.”
Doğrudan oğlumun gözlerinin içine baktım. “Pelin’e senin adınla 50.000 dolarlık kredi başvurusu yapması için izin verdin mi?” Can şaşkın görünüyordu. Pelin’in eli Can’ın kolunda daha da sıkılaştı. “Hayatım hatırlasana düğün masrafları için o krediyi konuşmuştuk ya.” “Biz hiç kredi konuşmadık,” dedi Can.
Masama yürüdüm, Selin’in hazırladığı dosyayı aldım ve Can’a uzattım. “Oku,” dedim. Hepsini oku. Sonra kimin yalan söylediğine kendin karar ver. Can dosyayı açtı. Okurken yüzündeki ifadeyi izledim. Şaşkınlık, şok ve ardından acı dolu şüphe. Pelin dosyayı Can’ın elinden kapmaya çalıştı ama Can dosyayı bırakmadı. “Burada banka hesaplarıma girmeye çalıştığın yazıyor. Benim bilgilerimi kullanarak kredi başvurusu yaptığın, 47.000 dolar borcun olduğu yazıyor.” Pelin bir an afalladı ama hemen toparladı. “Bunların hepsi uydurma. Seni bana düşman etmek için bir dedektif tutup yalanlar uydurmuş.”
“Kredi raporu resmi devlet kurumundan alındı. Kredi başvurusunda senin adına atılmış sahte bir imza var. Banka kayıtları yetkisiz giriş denemelerini saniye saniye kaydetmiş. Bunlar uydurma değil. Bunlar belgelenmiş gerçekler.” Can bir bana bir ona bakıyordu. Yüzü kireç gibi olmuştu. Pelin kontrolünü kaybetti. Maskesi çatladı. “Sakın bana inanmadığını söyleme Can. Senin için yaptığım her şeyden sonra…”
Can dosyayı sehpada bıraktı. Kapı gürültüyle kapandı. Pencereden onları izledim. Bahçede tartışıyorlardı. Sonunda arabaya binip gittiler. Yavaşça oturdum. Ellerim zangır zangır titriyordu. Bu yüzleşme çok ağır olmuştu ve kazanıp kazanmadığımı bilmiyordum. Can kanıtları görmüştü ama yine de onunla gitmişti.
Sonraki üç gün boyunca çıt çıkmadı. Sonra bir mesaj: “Ben Pelin. Canın telefonundan yazıyorum. Seninle bir daha asla görüşmemeye karar verdi. Bizi taciz etmeyi bırak. Yoksa uzaklaştırma kararı çıkarıp sana tazminat davası açarım.” Mesaja baktım. Sonra bunu da bir kanıt olarak kaydettim ve güllerimi budamaya devam ettim.
Dört gün sonra e-posta kutuma bir mesaj düştü. “Zeytin dalı.” Sevgili Meryem Hanım, sanırım her şeye yanlış bir başlangıç yaptık… Düğüne katkıda bulunmak isterseniz kalan masraflar için 30.000 doların yeterli olacağını hesapladık… Bir evlilik sözleşmesi yapmaya ne dersiniz? Avukatınızla birlikte Can’ın haklarını koruyacak bir taslak hazırlayabilirsiniz… Sadece onun mutlu olmasını istiyorum…
Vedat Bey’e ilettim. “Bu tam bir klasik. Kadın 30.000 dolar istiyor ki bu rakam borçlarını kapatması için gereken miktara çok yakın. Evlilik sözleşmesi teklifi ise sadece yemi yutmanı sağlamak için bir vitrin.” Cevap vermedim.
Sonra kapıma bir dosya ve bir not: “Can ile bir finansal planlamacıya gittik ve geleceğimiz için kapsamlı bir plan oluşturduk. Göreceğiniz üzere ne paranıza ne de müdahalenize ihtiyacımız var. Can’ın kazanç potansiyeli çok yüksek ve birlikte harika bir hayat kuracağız. Evlilik sözleşmesi ile ilgili bilgileri de ekliyorum. Taslak hazır. Sadece sizin onayınız ve Can’ın imzası gerekiyor…”
Vedat Bey’e götürdüm. “Bu bir çöp, Meryem. Hiçbir şeyi korunduğu yok. Eğer Can bunu imzalarsa senin ona bırakacağın her şeyde Pelin hak sahibi olacak ve Can onun borçlarını ödemek zorunda kalacak.”
O hafta boyunca kendi destek sistemimi kurdum. Patricia ile tekrar görüştüm. Linda ile konuştum. Kilisedeki papazımızla dertleştim. Her konuşma beni daha da güçlendirdi. Oğlum için savaşmakla yanlış yapmadığımı hatırlattı ve herkes aynı fikirdeydi: Sakin kal. Rotanı değiştirme. Her şeyi belgele ve Pelin’in elindeki kozları yanlış oynamasını bekle.
Düğüne artık 10 gün kalmıştı. Davetiyem yoktu. Bir rolüm yoktu. Varlığım bile kabul edilmiyordu. Ama başka bir şeyim vardı: Sabır, imkanlar ve arkamda duran koca bir topluluk.
Cumartesi sabahı kapı zili çaldı. Düğüne bir hafta vardı. Can ve Pelin karşımda. “Gelebilir miyiz?” dedi Can. İçeri girdiler. Pelin barışmaya gelmiş gibiydi ama hemen bir dosya çıkardı. “Polis raporunu geri çekiyorsun, soruşturmayı durduruyorsun ve verdiğin rahatsızlıktan dolayı yazılı bir özür diliyorsun. Karşılığında seni düğüne davet ediyoruz…”
Özür dilememi mi istiyorsun? dedim. “Bu ailenin iyileşmesini istiyoruz,” dedi Pelin. Ama gözleri hala bir hesap makinesi gibi çalışıyordu. “Peki ya özür dilemezsem?” “O zaman Can’ı bir daha asla göremezsin. Yolumuza sensiz devam ederiz.”
Oğluma döndüm. “Can, gözlerime bak. Gerçekten yalan yere suçlama yaptığıma inanıyor musun?” Ağzını açtı, kapattı. “Ben artık neye inanacağımı bilmiyorum…” “Hayır, biliyorsun. Sana verdiğim kanıtlara bak. Gerçekten bak.” Pelin ayağa fırladı. “Sana neden güvenemeyeceğimizin kanıtı tam olarak bu! Onu korumaya çalışıyorsun. Neyden? Mutluluktan mı? Aşktan mı?”
“Bir başkasını seçmesini hazmedebilirim,” dedim sesimi yükseltmeden. “Ama bir dolandırıcı tarafından sömürülmesini hazmedemem.” Can ayağa kalktı. “Anne, şimdi özür dilemen gerekiyor. Eğer bunu yapmazsan gidiyoruz.” “Doğruları söylediğim için özür dilemeyeceğim,” dedim. Pelin çantasını kaparak ayağa kalktı. “O zaman seçimini yaptın. Kendi gururunu, oğlunla olan ilişkine tercih ediyorsun. Umarım buna değer.”
Kapıya yöneldiler. Can da onu takip etti ama tam eşikte durup geriye baktı. Sadece bir saniyeliğine gözlerinde bir şey gördüm. Kararsızlık, hatta belki de korku. Ama o anda Pelin keskin bir sesle adını seslendi ve Can gitti.
O gece ağladım. Sonra gözlerimi sildim. Dik durdum ve Vedat Bey’i aradım. “Az önce bana şantaj yapmaya çalıştılar. Bunu belgelememiz lazım. Her kelimesini. Düğün günü büyük hesaplaşma.”
Düğün günü, dedektif Selin’den bir telefon aldım. “Can banka dökümlerini incelememi istedi. Sanırım şüphelenmeye başladı.” Düğün sabahı Can ile Selin bir kafede buluştu. Selin ona tüm belgeleri gösterdi. Can’ın yüzü şaşkınlıktan şoka, oradan da tam bir yıkıma dönüştü. Sonra Can evine gitti, valizlerini topladı ve bana geldi.
Basamakta yanına oturdum. “Anne, çok özür dilerim. Pelin aylardır hesabımdan para aktarıyormuş. Binlerce dolar. Kendi borçlarını ödüyor, alışveriş yapıyor. Her şeyi arkamdan çevirmiş.” Sonra Pelin aradı. “Can nerede? Düğün başlıyor!” Can telefonu aldı: “Yanlış anlaşılma falan değil Pelin. Seni duydum. Balayından sonra hesaplarını boşaltırız dedin. Öğrenmeyeceğimi mi sandın?”
Sonunda Pelin tutuklandı. Dava açıldı. Can işbirliği ile dosya sarsılmaz bir hal aldı. Pelin dört yıl hapis cezası aldı. Tazminat ve kalıcı uzaklaştırma kararı verildi.
Can iki ay sonra Elif ile tanıştı. Sağlıklı bir sevgiyle, gerçek bir aile oldu. Düğünleri evimin bahçesinde, büyük meşe ağacının altında yapıldı. Bir yıl sonra Can ve Elif’in minik kızları Meryem Gül dünyaya geldi. Torunumu kucağıma verdiğinde “Anne, annesini tanımasını istiyorum. Sen bana karşılıksız sevginin ne olduğunu öğrettin,” dedi.
Benim meselem Can, Elif ve minik Meryem ile yediğimiz pazar yemekleriydi. Pelin her şeyini manipülasyon üzerine kumar oynayarak kaybetti. Biz ise huzuru, adaleti ve sevgiyi kazandık. Bahçemde Can’ın pusetle Meryem’i gezdirmesini, Elif’in ona gülmesini izlerken tam bir huzur hissettim.
Sonunda başarmıştık.