Genç hemşire bir hastaya böbreğini bağışladı… Onun yalnız Milyoner CEO olduğunu bilmiyordu.

Genç hemşire bir hastaya böbreğini bağışladı… Onun yalnız Milyoner CEO olduğunu bilmiyordu.

.
.

Genç Hemşire Bir Hastaya Böbreğini Bağışladı… Onun Yalnız Milyoner CEO Olduğunu Bilmiyordu

Cansu Yılmaz, Ankara Üniversitesi Hastanesi’nde çalışan genç bir hemşireydi. Hayatındaki en büyük motivasyon, babasını kaybettikten sonra hasta annesine bakmak ve başkalarına da umut olmaktı. Mesleği onun için bir işten çok daha fazlasıydı; adeta bir çağrıydı. O gece, hastanenin loş koridorlarında elinde titreyen bir kağıt parçası tuttuğunda, iki hayatın da sonsuza dek değişeceğinden habersizdi.

Kağıtta, son evrede böbrek yetmezliği tanısı koyulmuş bir hastanın ismi vardı: BK. Anonimlik istemiş, kimliğini gizlemişti. Cansu, bu hastayla birkaç kez karşılaşmış, onun diğerlerinden farklı bir yalnızlığa sahip olduğunu hissetmişti. BK, gecenin bir yarısı pencereden Ankara’nın ışıklarını izlerken, sanki şehirde kaybettiği bir şeyi arıyordu. Cansu ona test sonuçlarını getirdiğinde, adamın yüzündeki sakinlik ve kabulleniş Cansu’yu derinden etkilemişti.

Adam, “Bazı şeyler para ile çözülemiyor değil mi, Cansu Hanım?” diye sormuştu. Cansu, onun sıradan biri olmadığını anlamıştı. Konuşmasındaki incelik, kıyafetlerinin kalitesi, bakışlarındaki derinlik… BK’nin hayatı boyunca çok şey başarmış ancak gerçek mutluluğu bulamamış biri olduğu belliydi.

Ertesi sabah Cansu yine BK’nin odasına gitti. Adam sabaha kadar uyumamış, yine pencere önünde oturuyordu. “Uyku zaman kaybı gibi geliyor artık,” dedi. “Her dakika değerli.” Cansu, onun yalnızlığını, dostsuzluğunu ve geçmişteki pişmanlıklarını hissedebiliyordu. “Sizce yalnızlık kader mi, yoksa bir seçim mi?” diye sordu BK. Cansu, “Bazen yalnızlık bir seçimdir ve hiçbir zaman çok geç değildir,” dedi.

BK’nin durumu kritikti. Kan grubu ve doku uyumu çok nadirdi. Doktor Kartal, transplantasyonun tek umut olduğunu, ama uygun donör bulmanın neredeyse imkansız olduğunu açıkladı. Cansu’nun kafasında birden bir fikir parladı. Kendi kan grubu da nadirdi ve geçen ay yapılan test sonuçlarını hatırladı. Acaba…? Doktora, “Doku uyumu testi nasıl yapılır?” diye sordu. Doktor şaşkındı. “Bunu neden soruyorsun?” dedi. Cansu, “Sadece merak ettim,” diyerek geçiştirdi. Ama aklındaki düşünce büyüyordu.

O gece eve döndüğünde annesi Sevgi, onu mutfakta karşıladı. Cansu, babasının bir zamanlar komşusunun hayatını kurtarmak için risk aldığını hatırladı. Annesi, “Bazı anlar vardır hayatta, gerçekten kim olduğumuzu gösterir. O anlar kaçırılırsa bir daha gelmez,” demişti. Cansu, sabaha kadar düşündü. Ertesi gün doktorun yanına gidip kararını açıkladı: “Doku uyumu testi yaptırmak istiyorum. Eğer uygunsa, donör olmak istiyorum.”

Testler yapıldı ve mucizevi bir şekilde Cansu’nun dokusu BK ile %99,7 uyumlu çıktı. Bu istatistiksel olarak neredeyse imkansızdı. Cansu, kimliğinin gizli kalmasını istedi. BK ise sadece bir donör bulunduğunu bilerek ameliyata hazırlanıyordu. Cansu, ameliyat öncesi annesine kısmen bilgi verdi. Annesi, “Baban çok gurur duyardı,” dedi.

Ameliyat günü geldi. Cansu, korkusunu bastırarak ameliyathaneye girdi. Son bir kez BK’yi düşündü. “Bazı anlar kim olduğumuzu gösterir. Bu benim o anım,” dedi içinden. Ameliyat başarılı geçti. Cansu uyandığında yanında annesi vardı. “BK nasıl?” diye sordu. “O da iyi,” dedi annesi.

BK de ameliyattan sonra kendini yıllardır olmadığı kadar iyi hissetmeye başladı. Artık yalnızca bedeni değil, ruhu da iyileşiyordu. Donörünü tanımak istedi ama anonimlik kuralı gereği kim olduğunu öğrenemedi. Yine de içi minnetle doluydu.

Bir hafta sonra, BK hastanede Cansu’yu koridorda gördü. Ona yaklaştı. “Hemşire Cansu, sizin ameliyatınız da benimkiyle aynı zamana denk gelmiş. Bana doğruyu söyler misiniz? Siz benim donörüm müsünüz?” Cansu bir an duraksadı, sonra başını salladı: “Evet, bendim.” BK’nin gözleri doldu. “Neden?” diye sordu. “Çünkü herkesin yaşama hakkı var ve siz yalnızdınız. Hiç kimse yalnız ölmemeli,” dedi Cansu.

BK, gerçek adıyla Baran Koçak, Türkiye’nin en genç milyarderlerinden biriydi. Yıllarca iş dünyasında büyük başarılar elde etmiş, ama içindeki boşluğu dolduramamıştı. Cansu’nun fedakarlığı onu derinden sarsmıştı. Araştırınca Cansu’nun hayatını, hasta annesine bakmak için iki işte çalıştığını, maddi zorluklar yaşadığını öğrendi.

Baran, Cansu’ya doğrudan para teklif etmek istemedi. Onun onurunu zedelemek istemiyordu. Bunun yerine, Ankara Sağlık Çalışanları Destek Vakfı’nı kurdu. Vakfın ilk faydalanıcısı Cansu’nun annesi oldu; tüm tedavi masrafları karşılandı. Ayrıca Cansu’ya nefroloji uzmanlığı için tam burs sağlandı. Hastaneye yapılan büyük bağışlarla yeni diyaliz makineleri alındı, hemşire lojmanları modernize edildi.

Cansu, işe döndüğünde bu yenilikleri ve vakfı duyunca şaşkına döndü. Annesi de tedavi masraflarının karşılanacağı haberini aldı. Cansu, bunun arkasında Baran’ın olabileceğini tahmin etti ve odasına gidip sordu. Baran, gerçeği itiraf etti: “Size minnettarlığımı göstermenin bir yolunu arıyordum. Ama bu sadece size değil, tüm sağlık çalışanlarına bir teşekkür.”

Baran ayrıca Cansu’ya yeni kurulan vakfın medikal direktörlüğünü teklif etti. “Ben henüz uzman değilim,” dedi Cansu. “Olacaksınız. Ve bu vakıf sizin gibi insanlarla çalışacak,” diye yanıtladı Baran. Cansu teklifi düşünmek istedi. Bu, hem kendi hayatını hem başkalarının hayatını değiştirecek bir fırsattı.

Aylar geçti. Cansu uzmanlık eğitimine başladı, annesi sağlığına kavuştu. Baran’ın kurduğu vakıf hızla büyüdü. Binlerce sağlık çalışanına ve ailelerine destek sağlandı. Organ bağışı kampanyaları başlatıldı. Cansu ve Baran sık sık görüşüyor, hayatın anlamı, fedakarlık ve insanlık üzerine sohbet ediyordu.

Bir gün Baran, “O gün hastanede yalnız olmaktan yakınıyordum. Şimdi anlıyorum ki asla yalnız değilmişim. Sadece doğru kişileri göremiyormuşum. Siz bana insanlığımı hatırlattınız,” dedi. Cansu gülümsedi: “Siz de bana bir hayatın ne kadar değerli olduğunu gösterdiniz.”

Baran’ın teklifini kabul eden Cansu, vakfın medikal direktörü oldu. Kendi hikayesini organ bağışı kampanyalarında paylaştı. “Bazen küçük bir iyilik, bir hayatı değil, birçok hayatı değiştirir,” diyordu.

Yıllar geçti. Hayat Köprüleri Vakfı, ülkenin en büyük sağlık destek organizasyonlarından biri haline geldi. Binlerce insan yardım aldı, yüzlerce organ nakli gerçekleşti. Cansu artık uzman doktor, Baran ise servetinin büyük bölümünü sosyal projelere ayıran, gerçek anlamda yaşamaya başlayan bir adamdı.

Bir gün Cansu ve Baran, vakfın yeni ofisinde duvardaki fotoğraflara baktılar. Baran, “Hiç kimse yalnız olmak için doğmaz. Sadece bazen doğru köprüleri bulamayız. Siz benim köprüm oldunuz,” dedi. Cansu da gülümsedi: “Ve siz de benim. Birbirimize umut olduk.”

.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News