MİLYONER TERCÜMANSIZ PANİKLEDİ, TEMİZLİKÇİ TEKLİF ETTİ VE İNANILMAZ BİR ŞEY YAPTI
İzmir’de bir öğleden sonra, Kavasoğlu Holding’in 4. katında alarm çaldı. Şirketin CEO’su Ekrem Kavasoğlu, 50 milyon liralık Fransız ortaklık toplantısından 15 dakika önce tek tercümanlarının trafik kazası geçirdiğini öğrendi. Fransız yatırımcılar kapıdaydı; şirketin geleceği ve yüzlerce çalışanın işi tehlikedeydi. O an, koridorda temizlik arabasını iten Sema Demira sessizce kapıyı tıklattı ve hayatları değiştiren cümleyi söyledi: “Akıcı Fransızca konuşuyorum. Yardım edebilirim.”
Sema, iki yıldır bu binada temizlik yapıyordu; görünmezdi. Oysa geçmişte Paris’te, çok uluslu bir şirkette operasyon direktörlüğü yapmış, milyonlarca euroluk anlaşmalar yönetmişti. Hayatını paramparça eden bir skandal onu Türkiye’ye, sade bir daireye ve temizlik işine savurmuştu. Kocası Fransa’da kara para davasında tutuklanmış, Sema masum olsa da adının internet haberlerinde yer alması kariyerini bitirmişti. Oğlunu okutmak, kirayı ödemek için onurunu bir kenara bırakıp görünmez olmayı seçmişti. O gün, görünmezlik bitti.

Ekrem’in başka seçeneği yoktu. Sema’yı hızla yönetici tuvaletine götürdüler; lacivert blazer, beyaz bluz, dik bir duruş… Kapı açıldı, Fransızlar içeri girdiğinde Sema kusursuz aksanla karşıladı: “Bienvenus.” Sadece tercüme etmedi; kültürü, protokolü, nezaket kalıplarını taşıdı. Ekrem İngilizce anlattı, Sema Fransızca çevirirken her cümleyi rafine etti; rakamları Avrupa bağlamına oturttu, AB standartlarına uyumu vurguladı, Türk vergi düzenlemelerindeki kritik detayları doğru çerçeveledi. Rene Bomon hayranlığını saklayamadı.
Toplantı derinleştikçe, Sema bir tercümandan fazlası olduğunu gösterdi. Fransız tarafın sunduğu karmaşık yatırım yapısını satır satır çözdü; üç ülkeli holding zincirindeki riskleri işaret edip hem Türkiye’de hem Avrupa’da hukuken güvenli, verimli bir alternatif önerdi. Sonra masadaki belgelerde gizlenmiş bir maddeyi yakaladı: hedefler tutmazsa Kavasoğlu’nun hisselerini yıllar içinde aşındıran bir mekanizma. Diplomatik ama net bir dille kabul edilemez dedi, eşit ortaklık ilkesini savundu. Rene oğlunu susturup Sema’nın önerilerini kabul etti; anlaşma sadece kurtulmadı, güçlendi.
Molada Ekrem, Sema’nın hikâyesini dinledi. Sema HEC Paris mezunuydu, Michelin’de Latin Amerika operasyon direktörü olmuştu; 4.000 kişilik ekip, 3 milyar euroluk bütçe yönetmişti. Kocasının skandalı sonrası masumiyeti kanıtlanmış ama itibar zedelenmişti. Türkiye’de her iş başvurusu Google’da skandala çarpınca kapılar kapanmıştı. O da oğlunu okutmak için temizlik yapmış, kimse sormadığı için susmuştu. “Kimse temizlikçinin kim olduğunu merak etmez” dedi. O gün, biri merak etti.

Müzakereler bittiğinde, imzalar atıldı. Sema, ilk anlaşmayı 50 milyondan 80 milyona genişletti; iki ek proje ve daha dengeli bir yapı kazandırdı. Fransızlar, Sema’yı uzun vadeli ortak ekipte görmek istediklerini söyledi. Ekrem, toplantı salonunda herkesin önünde Sema’ya döndü: “Uluslararası İlişkiler Direktörü olmanızı istiyorum.” 750.000 yıllık maaş, primler, yan haklar… Sema, gözleri dolu, elini uzatıp kabul etti: “Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım.”
Ertesi sabah, Sema oğlunu uyandırdı. “Artık temizlik yapmayacağım” dedi. Umut, annesinin gözlerindeki ışığın geri geldiğini gördü. Şirket arabası küçük dairenin önüne geldiğinde, Sema yıllar önce Paris’te hissettiği o profesyonel benliğe yeniden kavuştuğunu anladı. Binanın lobisinde güvenlik görevlisi, “Farklı görünüyorsunuz” dedi. Evet, farklıydı; ama özünde hep aynı kişiydi: çalışkan, zeki, dirençli.
Ekrem, sözleşmeyi uzatırken sessizce kendi dersini söyledi: “İnsanları görmeden bakmak ne kadar kolay. Belki de en büyük zenginliğimiz, çevremizdeki insanların gizli potansiyelidir.” Sema imzayı attı. Düşüşten yükselişe, görünmezlikten saygıya bir daire tamamlandı. Yeni ofisindeki masada bir buket ve kart vardı: “Yeni başlangıçlar için.” Sema pencereye yürüdü; İzmir Körfezi parlıyordu. Dört yıl önce yaşamı kararmıştı; bugün, bir cesaret anı her şeyi değiştirmişti.
Bu hikâye, kriz anında bir yeteneğin nasıl parlayabildiğini, statülerin nasıl yanıltıcı olabildiğini ve ikinci şansların gerçekten var olduğunu hatırlatıyor. Sema, dil değil köprü kurdu; tercüme değil güven inşa etti; anlaşma değil gelecek tasarladı. Ve bir şirket, görünmez sandığı bir insanda, en görünür gücünü buldu.