Ölmemi Bekliyorlardı Mirasım İçin Ama Bilmedikleri Bir Şey Vardı Hepsini Şaşırtıcak Bir Planım Vardı

Ölmemi Bekliyorlardı Mirasım İçin Ama Bilmedikleri Bir Şey Vardı Hepsini Şaşırtıcak Bir Planım Vardı

.
.

Ölmemi Bekliyorlardı, Mirasım İçin Ama Bilmedikleri Bir Şey Vardı: Hepsini Şaşırtacak Bir Planım Vardı

İnsanın yaşlandıkça, hayatta en çok sahip olduğu şey zaman olur. Ama zaman, insanın düşüncelerini ve duygularını yavaşça silerken, dış dünyaya gösterdiği güç de azalır. İşte, bu yüzden ben 76 yaşımdayken, insanlar benim yavaşça yok olduğumu, hafızamın ve irademin gittikçe silindiğini düşündüler. Ama onlar bilmedikleri bir şeyi unuttular: Bu, tam olarak benim istediğim şeydi. Çünkü benim bir planım vardı.

Her şey çok sessizdi. Çevremdeki dünyadan adım adım uzaklaşırken, bu sessizlik bazen içimi ürpertiyor, bazen de beni sakinleştiriyordu. 11 yıl önce, hayatımı paylaştığım eşim Sami vefat ettiğinde, içimde bir boşluk oluştu. Ama zamanla o boşluk, geçmişin hatıralarıyla dolmaya başladı. Onun sandalyesi hâlâ masanın yanında boştu. Hâlâ orada, onun varlığını hissediyordum. Tıpkı her gün beni kontrol eden, endişelenen çocuklarım Kenan ve Ezgi’nin yaptığı gibi, ben de hâlâ eski alışkanlıklarımla yaşıyordum. Her sabah demlediğim çayı, Sami’nin en sevdiği şekilde demliyor, onun boş sandalyesine bakarak içimi döküyordum.

Bir sabah, her şeyin değişeceğini hissettim. Havanın o ağır, yağmur öncesi sessizliği gibi. Çayı hazırlarken bir an durakladım ve dışarıdaki yaprağın rüzgarla titremesini izledim. Birkaç dakika sonra telefon çaldı. Kenan’dı. Her zaman aradığı saatti, ama bu sefer bir şeyler farklıydı.

— Anne, bugün nasıl hissediyorsun? — diye sordu. Her zamanki gibi. Aslında o soruyu sormazdı. Beni sağlıklı görmeyi beklerdi. Ama bu sefer ne olduğunu hissedebiliyordum. Onun sesindeki titremeyi, bana gerçekten ne zaman soracağını bekleyen sabırsızlıkları…

— İyiyim, Kenan, — dedim. Hafızam hâlâ yerindeydi. Fakat bu kısa cevap, onun her şeyin bittiğine olan inancını kırmıştı. Her gün aynı soruları sorarak, beni yavaşça kaybettiğini sanıyordu. Ama ben o gün bir şey fark ettim: Ben ölmüyordum, sadece bekliyordum.

Telefonu kapattıktan sonra, Evdeki o eski sessizlik beni yavaşça sarhoş etti. Çocuklarımın bana duyduğu saygıyı kaybetmelerine sebep olacak bir şeyler vardı. Ama onları şaşırtacak, onları bu kadar kolay avlayamayacak bir planım vardı. Hazırlıklarım tamamlanmıştı.

Saat 10:00 civarında Ezgi geldi. Kapıyı çalmadan içeri girdi. Hemen parmaklıklarını çıkardı ve tıpkı her zaman yaptığı gibi, bana sanki bir şefkat gösterisi yapıyormuş gibi yaklaştı.

— Anneciğim, sana bahsettiğim vitaminleri getirdim, — dedi. Ama gözlerindeki bakış, bir anlam taşıyordu. Hızla ve dikkatle, sanki her bir hareketini izliyor gibiydim.

Ezgi’nin son zamanlarda yaptığı bu tür davranışlar, beni her zaman rahatsız ederdi. Bunu neden yapıyordu? Gerçekten mi benim sağlığımı düşünüyordu, yoksa başka bir amacı mı vardı? Bir şeylerin farkına varmıştım. Hayatımda yıllardır içimden gelen bir sesi dinleyerek yaşadım. Bugün de o sesi dinleyecektim.

— Yardıma ihtiyacım yok, — dedim.

Ezgi, o ince kibar gülümsemesiyle bana bakmaya devam etti. Fakat benim cevabım beklediği gibi değildi. O kadar iyi eğitimli, o kadar deneyimliydi ki, her şeyin kontrol altında olduğunu düşünüyordu. Ama ben ona tek bir soru sordum:

— İki kişi için mükemmel olur muydu?

Ezgi bir an için duraksadı. Bunu söylememi beklemiyordu. Ama bu soruyu o kadar sakin, o kadar kesin söyledim ki, hiçbir karşılık veremedik. Bir sessizlik anıydı. Artık her şey netleşmişti.

Ezgi’nin gözlerinde suçluluk değil, hesaplama vardı. Onlar, beni yalnızca yaşlı, güçsüz ve çaresiz bir kadın olarak görmeyi bekliyorlardı. Ama ben onlara bunu göstermemeliydim. Bir şeylerin farkına varacaklardı, ama bu, hiç beklemedikleri bir şekilde olacaktı.

Ezgi’nin gözlerinde bir anlık bir donma vardı, ama sonra hemen toparlandı. Kenan’ın son yıllarda giydiği maskeyi takmaya çalışıyordu. O maske, her zaman iyi niyetliymiş gibi görünen ama aslında bencilce planlar yapan bir maskeydi. Aniden derin bir nefes aldı ve saçlarını düzeltirken bana doğru bir adım attı.

— Anne, evin gerçekten çok büyük. Yardıma ihtiyacın var, — dedi. Bu, her zaman duymak istemediğim cümleydi. “Yardım,” kelimesi, her zaman bir şeylerin yok edilmesinin ardından gelir. Onların bana sağladığı “yardım” aslında benim varlığımın sonunun başlangıcıydı.

Bana yardım etmek istediklerini sanıyorlardı, ama ne yazık ki benim fark ettiğim bir şey vardı: Onlar, sahip olduğum tek şey olan onurumu almak istiyorlardı. Yavaşça derin bir nefes aldım ve düşündüm. Bu evde her şey birbirini takip ediyordu. Evet, yaşlandım, ama bu, zayıfladım ya da kimseye yardım edemem demek değildi. Bir kadının gücü, yıllar içinde erimez. Aksine, yılların verdiği deneyimle her şeyin farkına varmak daha kolay olur.

— Bu ev gerçekten iki kişi için mükemmel mi? — dedim bir kez daha. Bu kez daha sert, daha kararlı bir şekilde. Ezgi, yüzüme bakarak ne söyleyeceğini bilemedi. Bu soru, onları köşeye sıkıştıran bir soru olmuştu. Kenan ve Ezgi’nin gölgeleri, beni istemedikleri şekilde görmeye başladılar. Ama ben onlara, onların planlarını bozan bir cevap verecektim.

Ezgi, yavaşça odada gezinmeye başladı. Ellerini, her bir eşyaya, her bir eski hatıraya dokunarak inceliyordu. Düşünceleri netti. Ne zaman bu evdeki her şeyin onlara ait olacağını hesapladılar, bir anda bana da bu evin ne kadar büyük olduğunu söylediler. Birkaç adım attıktan sonra, sandalye üzerine hafifçe oturdu ve başını hafifçe eğdi.

— Anne, senin için burası fazla büyük. Çok zorlanıyorsun, — dedi. Sesindeki yumuşaklık, biraz da olsa içimdeki öfkeyi uyandırdı. Bunu bana söylediğinde bir kadının hangi noktada durması gerektiğini anlayacak kadar tecrübeye sahipti. Ama o an, bu söylediklerinin bana neyi ifade ettiğini tam olarak fark edemedi. Çünkü ben başka bir şeyin farkındaydım. Bu, onların bana sürekli söyledikleri sözlerdi. Onlar sadece beni ölü gibi görmek istemiyorlardı, aynı zamanda her şeyime, her varlığıma el koymak istiyorlardı.

— O kadar da büyük değil, — dedim. Gözlerimdeki kararlılıkla onlara bakarken bir adım daha attım. Duygularımı kontrol etmekte zorlanıyordum, ama aynı zamanda kararlılığım beni tutuyordu. Artık onların bana neyi anlatmak istediğini iyi biliyordum. Kenan, Ezgi’nin söyledikleriyle iyice cesaretlenmişti.

Kenan, hemen atıldı:

— Anne, her şey seni zorlayacak. Merdivenler, bahçe, ev… Hepsi senin için tehlikeli olabilir, — dedi. Gözleri, sanki tüm bu söyledikleriyle beni ikna edebilirmiş gibi parlıyordu.

Fakat ben bir şeyler fark etmiştim. Onlar bana yavaş yavaş nasıl evimi terk etmeye zorladıklarını, ya da aslında bana bunun “yardım” diye gösterilen şeyin ne olduğunu anlamaya başladım. Yavaşça ve sakin bir şekilde:

— O zaman neden evraklarla bu kadar ilgileniyorsunuz? — diye sordum.

Ezgi, biraz daha dikkatle bakarak cevap verdi:

— Anne, çünkü bizim endişelerimiz var. Hep birlikte her şeyi düzene koymak zorundayız.

Ama o an ben her şeyin farkındaydım. Onların söylediklerini bir kenara bıraktım. Bu ev, benim evimdi. Burada Sami’nin hatıraları vardı, burada yıllarca mücadele ettiğimiz hayaller vardı. Bu evde biriken yaşanmışlıklar vardı. Kendi ellerimle yaptığım, yıllardır hiçbir şeyin değiştiremeyeceği hatıralar vardı. Ve ben, hiçbir şeyin onları benden almasına izin vermeyecektim.

— Hayatım boyunca her şeyimi sana verdim. Ama bu ev, mirasımı ve onurumu çalmaya çalıştığınız son şey olacak, — dedim, Ezgi ve Kenan’a bakarak.

Kenan’ın gözlerinde, yıllardır gizlediği, aslında gerçekten ne istediklerini görebiliyordum. Sadece beni ölüme terk etmeyi, sonra da her şeyimi almaları gerektiğini düşünüyorlardı. Ama ben onları şaşırtacaktım. Ne kadar hazırlıklı olurlarsa olsunlar, planlarını alt üst edecektim.

O gece, tüm bu karışıklıklar içinde bir sessizlik oldu. Birkaç gün sonra, Ezgi’nin ve Kenan’ın beni evimden çıkarmak için bir plan yaptıklarını fark ettim. Ama ben o planı bilerek geçtim. Ne zaman bir şeyler planlasalar, ben onların hep bir adım önünde olacaktım.

Ezgi ve Kenan, evdeki düzeni değiştirerek kendi planlarını hızlandırmaya çalışıyorlardı. Ama ben, onların her hareketini izliyor, bir adım geri çekilmeden karşılık veriyordum. Beni ölü gibi görmek istiyorlardı ama henüz ölmeye niyetim yoktu. Her geçen gün, bu sessiz oyunlarının farkına daha fazla varıyordum. Her adımda, içimde bir şeyler büyüyordu. Hangi maske takıldığında, hangi yalanın söyleneceğini biliyorlardı, ama onlar bunu fark etmiyorlardı. Benim içimdeki gerçek, sessizce, planlı bir şekilde şekilleniyordu.

Bir sabah, telefon çaldı. Ezgi’den geliyordu. Her zamanki gibi, sesinde bir huzursuzluk vardı. Ama bu sefer, bir şeyleri değiştiriyordu.

— Anne, bugün çok endişelendik, — dedi Ezgi. — Kenan, bazı şeyleri düzgün yapman gerektiğini söylüyor. Sadece biz seni düşünmek istiyoruz, sana yardımcı olmak istiyoruz.

Sesindeki naiflik, beni bu kez eskisi kadar etkilemedi. Onlar hala aynı yolu izliyorlardı. Beni zayıf, kararsız, ve hiçbir şey yapamayan biri gibi görmeye devam ediyorlardı. Oysa ki ben, yılların bana sunduğu birikimle, onların fark etmediği şeylerin farkındaydım.

— Yardıma ihtiyacım yok, Ezgi, — dedim. — Ama sizlerin bana sunduğunuz “yardım”, aslında bana en büyük kötülüğü yapmanız demek. Farkında değilsiniz. Benim için zaman geçti, ama o zaman içinde öğrendiklerim var. Bu evin ruhu benimle, ve kimse bu evin kalbine giremez.

Ezgi bir süre sessiz kaldı. O zaman, onun gözlerinde gerçekte neyin olduğunu, hangi yalanların peşinden koştuğunu bir kez daha gördüm. Çocuklarım, beni yavaşça kaybetmeye başladıklarını düşünüyordu. Ama o kaybettiği şey, onların gözlerindeki gücü kaybetmeleri olacaktı.

Bir hafta sonra, Kenan beklenmedik bir şekilde geldi. Evdeki kapı, daha önce hiç olmadığı kadar sert bir şekilde çaldı. O an ne olduğunu anlamadım. Hızla kapıyı açtım, ve Kenan, bana bakarken yüzündeki soğuk ifade, her şeyin net olduğunu gösteriyordu.

— Anne, — dedi, — biz bu işi daha fazla uzatamayız. Evin artık senin için çok büyük olduğunu biliyoruz. Artık sadece kendine zarar veriyorsun. Yardıma ihtiyacın var. Yalnız başına yaşamak tehlikeli.

Kenan’ın sesi, her zamanki yumuşak tavırlarından çok daha sertti. Ama gözlerindeki korkuyu hissettim. Beni sadece bir yük olarak görmek, onları daha kolay hale getirecekti. Ama bu oyunun artık sonuna gelmiştik. Kenan, bu defa hissettiğim bir gerçek vardı: Onlar daha fazla kontrol edemeyeceklerdi.

— Senin için her şeyin tehlikeli olduğunu düşündüklerini biliyorum, — dedim sakin bir şekilde. — Ama benim için, kontrol edebileceğim tek şey, bu ev ve burada yaşadığım hayat. Ben hala yaşıyorum, Kenan. Bunu kabul etmelisin.

Kenan birkaç adım geri attı. Gözlerinde, yıllardır hissetmediği bir şüphe belirdi. O an, her şeyin çok farklı olduğunu anlamıştı. Artık, o ve Ezgi için başka bir yol yoktu. Bu evin, bu hayatın, her şeyin sonunda sahip olduğum bir hazine olduğunu anlamışlardı.

Kenan, önce başını iki kez salladı, sonra elini cebine soktu ve bir zarf çıkardı. O zarf, onun bana getireceği her şeyi simgeliyordu. Ama zarfı masaya koyarken, onu bir anlamda kaybetmişti. O zarfın içindekiler, benim için artık sadece bir formaliteydi.

— Anne, bu evin her şeyiyle ilgili düzenlemeler var. Bizimle bir an önce konuşman gerekiyor, — dedi. — Bir sosyal hizmet uzmanı göndereceğiz. Bu şekilde senin iyiliğin için bir şeyler yapabiliriz. Bu kararını değiştireceğiz.

Ama o an, o sözlerin beni daha fazla sarsmadığını fark ettim. Onların planlarını yapmak istedikleri şey ne kadar önemli olursa olsun, onlara her zaman karşı durabileceğimi biliyordum. O zaman, içimden bir gülümseme yayıldı. Çünkü ben, bu haksızlıkları kabul etmemek için her şeyi hazır hale getirmiştim.

Zarfı yavaşça açtım ve içinden çıkan belgeleri inceledim. Bu belgeler, onların oyunlarıydı. Bu belgeler, beni köle gibi görüp, varlıklarımı almak için kurdukları bir tuzaktı. Ama ben tuzaklarını fark etmiştim.

— Bu belgeler, gerçekten bir fark yaratmaz, Kenan, — dedim, belgeleri geri yerine koyarak. — Bu ev, bu topraklar, bankadaki birikimlerim, bunların hepsi benim.

Kenan, gözlerinde bir şaşkınlıkla bana bakıyordu. Onun şaşkınlığı, içimdeki gücü hissetmişti. Bu, onların son hamlesiydi ama ne yazık ki, ben çoktan buna hazırdım.

Bir hafta sonra, her şeyin finali geldi. Kenan ve Ezgi, her şeyi kontrol altına alacaklarını düşündüler, ama o sabah, beni gerçekten kaybetmişlerdi. Onlar, hayal ettikleri planları kurarken, ben kendi planımı kuruyordum. Sami’nin bana öğrettiği şeyin farkındaydım: Bir kadının gücü, yaşadığı her anın farkındalığına dayanır.

Avukatım Sami Bey ve onunla birlikte gelen polisler, Kenan’ın ve Ezgi’nin her şeyini ters yüz ettiler. Yavaşça, her şey, bekledikleri gibi sonuçlanmadı. Onların planları, benim güçlülüğümle çözüldü. Kenan ve Ezgi, benim onurumu, hayatımı almak isteseler de, onlar sadece kendi maskelerini düşürdüler.

Beni kaybettiklerini düşündüler. Ama bilmedikleri şey şuydu: Ben asla kaybolmamıştım. Onlar kaybolmuştu, kendilerini kaybetmişlerdi. Benim için sonrasına geçmeye hazırdım.


Ezgi ve Kenan, her şeyin sonlandırıldığını düşündüler. Ama ben, onlara kendi oyunumun kurallarını gösterdim. Onlar beni yaşlı, zayıf ve çaresiz bir kadın olarak görmek isteseler de, ben onlara karşı hazırlıklıydım. Bir kadının gücü, yaşadığı her anın farkında olmakla gelir. Bu gücü kimse ellerinden alamazdı.

Kenan ve Ezgi, beni kaybettiklerini düşündüler, ama o sabah, her şey bekledikleri gibi sonuçlanmadı. Sami’nin beni yetiştirdiği o değerli dersle, asla kaybolmadım. Kendi yolumu çizdim ve onlara göstermek istediğim her şeyi gösterdim.

Bir sabah, o eski evdeki her şey tam anlamıyla değişti. Kenan ve Ezgi’nin hırsları, onların gerçek yüzlerini ortaya çıkardı. Benim içimdeki gücün farkına vardılar ama iş işten geçmişti. O eski derin sessizlikte, bir şeyler kaybolmuştu. Artık, onların planları çökmüştü ve ben kendi doğruluğumu korudum.

Sami Bey’in, polislerin ve avukatımın yardımıyla, Kenan ve Ezgi’nin her türlü manevrası başarısız oldu. O ev artık onların değildi. Banka hesapları, mülkler, topraklar… Her şey olduğu gibi kaldı. Benimle birlikteydi. Sami’nin bana miras bıraktığı her şey, geçmişim, tüm bu yıllar, bir yalanla değiştirilemezdi.

Sonunda, Kenan ve Ezgi’nin gözlerindeki şaşkınlık, içimdeki gücü bir kez daha pekiştirdi. Onlar bir süre sessiz kaldılar, ama ben onlara sadece bir şey söyledim:

— Bu evin, bu toprakların, bankadaki her şeyin sahibi ben olacağım. Artık ne senin ne de Ezgi’nin bana plan yapmanıza izin vereceğim.

Bu sözler, Kenan ve Ezgi’nin planlarının sonunu getirdi. Şaşkınlık ve öfke karışımı bir bakışla, hızla odadan çıktılar. Onlar, benim gücümü ve kararlılığımı görmek zorunda kaldılar. Beni hayatta ve güçlü görmek, asıl onları yıkmıştı.

Zamanla her şey değişti. Evim, bana ait olan her şey, çocuklarımın baskısına boyun eğmeden, sonsuza dek korunmaya devam etti. Ben bir kadının gücünü ve iradesini, gerçek anlamda bir kez daha hayata geçirmiş oldum.

Kenan ve Ezgi, kendi hayallerini bir kenara bırakıp, hayatlarına devam ettiler. Ama onlar her zaman hatırlayacaklardı: Hiçbir şey, bir kadının kararlılığına karşı duramaz.

Ve ben, özgürlüğümü kazandım. Artık bu evde, kendi hatıralarımla birlikte, tamamen özgürdüm. Onlar kaybetmişti, ama ben kazandım.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News