“Tanrım… Kız kardeşimi sakla,” diye yalvardı. Kovboy kaçmadı, ayağa kalkıp savaşmaya başladı.

Küllerden Doğan Aile
1. Bölüm: Kapıdaki Kanlı Misafir
Güneş, sıra dağların arkasına sığınmaya çalışırken, gökyüzü yaralı bir hayvanın rengini almıştı; mor, turuncu ve kan kırmızısı. Homan Breaks, verandasındaki sallanan sandalyesinde oturmuş, botlarını korkuluğa dayamıştı. Elinde tütsülenmiş bir tütün sarılıydı ama yakmamıştı. O, sessizliği seven bir adamdı. Kasabanın gürültüsünden, insanların sahte gülümsemelerinden ve en önemlisi kendi geçmişinden kaçıp bu ücra köşeye sığınmıştı.
Tam o sırada, ağaçlık sınırından bir gölge belirdi. Homan’ın eli refleks olarak kapı eşiğinde duran tüfeğine gitti. Gelen bir hayduttu belki ya da aç bir kurt. Ancak yaklaşan figür sendeliyordu. 13 yaşlarında, zayıf, yüzü toz toprak içinde kalmış bir çocuktu bu. En kötüsü de sol omzundaki yaraydı. Gömleği parçalanmış, kumaş taze kanla yaraya yapışmıştı. Bu bir kaza değildi; bu, bir bıçağın ya da merminin kasten bıraktığı derin bir izdi.
Çocuk, merdivenlerin dibine geldiğinde dizlerinin bağı çözüldü. Dudakları titredi ama ses çıkmadı. Homan ayağa kalktı, sandalyenin gıcırtısı sessizliği bozdu.
“Sakin ol evlat,” dedi Homan, sesi bir kaya kadar sert ama güven vericiydi. “Çok kötü yaralanmışsın.”
Çocuk başını iki yana salladı, gözleri dehşetle ormana bakıyordu. “Efendim… Eğer gelirlerse… kız kardeşimi saklayın.”
Homan’ın çenesi gerildi. Basamaklardan indi ve çocuğun baktığı yere, karanlığın çökmeye başladığı çam ormanına dikti gözlerini. Akşam rüzgarı toz kokusunu getiriyordu ama derinden gelen metalik bir koku da vardı: Yanık kokusu.
“Kim geliyor?” diye sordu Homan.
Çocuğun sesi hıçkırıkla kesildi. “Ormanda… Çok korkuyor. Ona beklemesini söyledim ama… Gelirlerse onu öldürecekler. Annemi ve babamı… Gözümüzün önünde öldürdüler.”
Homan daha fazla soru sormadı. Tüfeğini kavradı ve ormanın karanlığına daldı.
2. Bölüm: Kavak Ağacının Altındaki Sır
Homan Breaks koşmıyordu. Koşmak gürültü demekti ve gürültü avcıyı av haline getirirdi. Yıllarca cephede, bir yanlış adımın ölüm demek olduğu yerlerde yaşamıştı. Çocuğun —adı Isen’di— tarif ettiği yere yaklaştığında, bir kavak ağacının alt dalları arasında büzülmüş küçük bir karaltı gördü.
8 yaşlarında bir kız çocuğuydu bu. Dizlerini göğsüne çekmiş, dünyayı dışarıda bırakmak istercesine gözlerini sıkıca kapamıştı. Homan birkaç metre ötede diz çöktü.
“Sakin ol küçük hanım,” diye fısıldadı. “Abin beni gönderdi.”
Kızın gözleri fal taşı gibi açıldı. Korkuyla geriledi.
“Adım Homan. Seni güvenli bir yere götüreceğim ama şimdi benimle gelmelisin.”
Kız bir süre Homan’ın yara izleriyle dolu yüzüne baktı, sonra o devasa ve güvenli eli tuttu. Parmakları buz gibiydi. Homan kızı kucağına aldı ve evin yolunu tuttu. Isen, verandanın direğine yaslanmış, bilincini kaybetmemek için direniyordu. Kız kardeşini görünce yüzünde tarif edilemez bir rahatlama belirdi.
“İçeri girin,” dedi Homan çocuklara. “Pencerelerden uzak durun.”
Güneş artık tamamen kaybolmuştu. On dakika içinde zifiri karanlık çökecekti ve bu topraklarda karanlık, vicdanı olmayan adamların en büyük müttefikiydi. Homan, tüfeğini kontrol etti. Altı mermi hazne içindeydi, daha fazlası kuşağındaydı. Bekledi. At sesleri çok geçmeden duyuldu.
3. Bölüm: Garret ve Gölge Biniciler
Beş atlı, yolun ucunda belirdi. Aceleleri yoktu; avının köşeye sıkıştığını bilen bir avcının sakinliğiyle ilerliyorlardı. Ortadaki adam siyah, iri bir atın üzerindeydi. Şapkası yüzünü gölgeliyordu ama çenesindeki sert hatlar ve kemerindeki gümüş işlemeli tabancalar onun lider olduğunu gösteriyordu.
Garret, atını Homan’ın yirmi metre uzağında durdurdu.
“İyi akşamlar,” dedi Garret, sesi neredeyse dostçaydı. “Binmek için güzel bir gece.”
Homan cevap vermedi. Tüfeği omuz hizasındaydı.
“Burada mı yaşıyorsun?” diye devam etti Garret. “İki çocuk arıyoruz. Bir erkek, bir kız. Buralardan geçtiler mi?”
“Hayır,” dedi Homan.
Garret’in gülümsemesi silindi. “Bak dostum, sana bir kez daha soracağım. Bana yalan söylemek hayatında vereceğin en kötü karar olur.”
“Hayır dedim.”
Yandaki atlılardan biri, yüzü yara bere içinde olan zayıf bir adam, yere tükürdü. “Yalan söylüyor Garret! İçerideler, hissediyorum.”
Garret elini kaldırdı. “O çocuklar bizden bir şey çaldı. Onları bir şekilde alacağız ihtiyar. Bu senin savaşın değil. Kenara çekil.”
Homan hafifçe öne çıktı. “Hiçbir şey çalmadılar. Ve sizinle hiçbir yere gitmeyecekler. Çocukları sizin gibi adamlara teslim etmeyecek kadar uzun yaşadım.”
Garret bir süre Homan’ın gözlerinin içine baktı. Orada korku aradı ama sadece buz gibi bir kararlılık buldu. “Pekala,” dedi Garret fısıltıyla. “Senin seçimin.” Atını döndürdü ve adamlarıyla birlikte karanlığa karıştı. Ama Homan biliyordu; gitmemişlerdi, sadece saldırı için yer değiştiriyorlardı.
4. Bölüm: Ateş Geceyi Bölüyor
Gece yarısından hemen sonra, ufukta turuncu bir parlaklık belirdi. Homan’ın tarlaları yanıyordu. Bu, düşmanı dumanla boğup dışarı çıkmaya zorlayan eski bir taktikti.
“Yere yatın!” diye bağırdı Homan çocuklara. Evin içine duman girmeye başlamıştı. Silah sesleri geceyi yırttı. Mermiler pencereleri tuzla buz ediyor, ahşap duvarlara saplanıyordu.
“Isen!” dedi Homan yerlerde sürünerek çocukların yanına giderken. “Yatak odasındaki halının altında bir kapak var. Orası dereye çıkan eski bir tüneldir. Kardeşini al ve oradan kaç. Ana yola çıkana kadar durma.”
“Ya siz?” dedi Isen, gözlerinden yaşlar boşanırken.
“Ben onları oyalayacağım. Git!”
Isen, kardeşinin elinden tuttu ve tünele yöneldi. Homan ise parçalanmış pencerenin kenarına geçti. Garret’in adamları dumanın arkasına gizlenerek yaklaşıyordu. Homan tetiği çekti. Bir adamın çığlığı duyuldu. Ancak tam o sırada içeriden bir ses geldi; tiz, yırtıcı bir çığlık.
Li’nin çığlığı.
Homan arkasını döndüğünde kalbinin duracağını sandı. Beşinci binici, evin arka tarafından gizlice sızmıştı. Tabancasını Isen’in şakağına dayamış, kızı da kolundan kavramıştı.
“Silahını bırak,” dedi adam. Sesi titriyordu ama parmağı tetikteydi.
Homan, tüfeğini yavaşça yere bıraktı. “Çocukları bırak. Onlarla işiniz yok.”
“Garret’in emirleri var,” dedi adam. “Bizi aptal yerine koydun. Bunun bir bedeli olmalı.”
Homan adama doğru bir adım attı. “Bak bana. Senin de çocukların vardır. Belki bir zamanlar iyi bir adamdın. O tetiği çekersen, bir daha asla aynaya bakamazsın. Bu senin yükün olur, Garret’in değil.”
Adamın eli titredi. Dışarıda yangın evi sarmıştı, içerisi cehennem sıcağıydı. Adam, Homan’ın gözlerindeki o tuhaf merhameti gördü. Bir anlık tereddüt yetti. Homan hızla atıldı, adamın silahlı kolunu yana itti. Boğuşma kısa sürdü. Adam silahını düşürdü ve dumanların arasından kaçıp gitti.
5. Bölüm: Küllerin Arasından Gelen Şafak
Şafak vakti geldiğinde, çiftlikten geriye sadece dumanı tüten enkazlar kalmıştı. Homan’ın yıllarca uğraşarak kurduğu ev, anılar ve eşyalar küle dönmüştü. Ama nehir kenarındaki salkım söğütlerin altında üç kişi oturuyordu: Homan, Isen ve küçük Li.
Kasabanın şerifi Harlon, atıyla olay yerine geldiğinde yıkımı dehşetle izledi.
“Tanrım Homan… Her şeyini kaybetmişsin,” dedi şerif atından inerek.
Homan, kucağında uyuyakalan Li’ye ve yarasını sardığı Isen’e baktı. Yüzündeki kurumları sildi.
“Hayır Harlon,” dedi Homan, sesi ilk kez bu kadar huzurlu geliyordu. “Ev dediğin sadece tahta ve çividir. Ben dün gece yeni bir aile kazandım.”
Isen başını kaldırıp Homan’a baktı. “Neden yaptınız? Bizi tanımıyordunuz bile.”
Homan uzaklara, yanan tarlalarına baktı. “Çünkü vaktinde ben de yardıma muhtaç bir çocukken, kimse benim için durmadı evlat. Kimsenin yaşamadığını siz yaşamayın istedim.”
6. Bölüm: Yıllar Sonra Bir Huzur Vadisi
Yedi yıl sonra, aynı vadide ama biraz daha yukarılarda, yeni bir çiftlik evi yükseliyordu. Bu ev eskisinden daha sağlamdı, çünkü dört el birleşerek yapılmıştı. Isen artık geniş omuzlu, çalışkan bir genç adam olmuştu. Li ise vadinin en zeki kızı olarak büyümüştü; elinden her iş geliyordu.
Homan Breaks, verandasındaki sandalyesinde oturuyordu. Saçları daha beyaz, yüzündeki çizgiler daha derindi ama gözleri parlıyordu. Uzakta, ahırın yanında Isen ve Li’nin kahkahaları yankılanıyordu.
Güneş yine dağların ardına çekilirken, gökyüzü yine o muazzam turuncuya büründü. Ama bu kez bu renk ateşi değil, huzuru temsil ediyordu. Homan o gece evini kaybetmişti ama gerçek bir yuva bulmuştu. Geçmişin hayaletleri artık onu kovalamıyordu; çünkü o, sevginin ve fedakarlığın en büyük ordu olduğunu keşfetmişti.
Vadi sessizliğe bürünürken, Breaks ailesinin hikayesi rüzgarla birlikte dağlara fısıldanıyordu. Küllerden doğan, bir daha asla yıkılmayacak bir aile.