Ufak Tefek Türk Askeri – “Türk Erkeği Bu Mu?” Diyen Kadın – 24 Saatte Diz Çöktüren O An!
.
.
Türk Askerinin Gücü: Bir Albayın Çöküşü
Mali’nin sıcak çöl toprakları altında, öğle saatlerinde güneş, yeryüzündeki her şeyin iradesini kırmaya kararlıydı. Kayseri’nin soğuk kışları ve dağları, burada hiçbir anlam taşımıyor gibi görünüyordu. Sıcaklık, 50 dereceyi geçmişti ve hava o kadar yoğunlaşmıştı ki, asfalt yolun üzerinde küçük su birikintilerinin yüzeyindeki dalgalanmalar bile gözle görülebiliyordu. Sıcaklık ve kuruluk, toprağa ekilen her şeyin kurumasına neden olmuştu. Ama bu zorlu ortamda, doğanın kurallarına karşı koyabilecek tek şey, insanın iradesiydi. İşte bu irade, Türk askeri Ali Kaya’da saklıydı.
Ali Kaya, Batı Afrika’nın kalbinde, tüm dünyanın gözünü dikip izlediği bir askeri eğitim kampında görevliydi. Küçük, esmer tenli, ama sağlam ve sarsılmaz duruşu olan bu adam, her zaman soğukkanlı ve sabırlıydı. O, Türk istihkam timinin gözde askerlerinden biriydi. Herkes, Ali’yi tanıyordu. Hem Türk askerleri, hem de yabancı birimler, Ali’nin olgun ve dikkatli tavırlarını takdir ediyordu.

O gün, sıcaklık, Afrika’nın ıssız topraklarında insanı eritecek kadar bunaltıcıydı. Herkes barakalarına çekilmiş, sadece gölgede dinleniyordu. Sadece bir kişi, ısının ve çölün gücüne karşı koyarak dışarıda duruyordu. O, Türk askeri Ali Kaya’ydı. Üstü çıplaktı, sadece kamuflaj pantolonu ve sarı plastik terlikleri vardı. Bir yandan, elinde bir kürek, eski bir plastik kova ile toprakta bir alan kazıyordu. Her hareketi özenli ve bir usta gibi titizdi. Ali Kaya, savaş meydanında olduğu kadar, toprakla uğraşırken de aynı hassasiyetle çalışıyordu. Çünkü bir bomba imha uzmanı için her şeyin öncesinde bir analiz ve dikkat vardı.
İngiliz özel kuvvetlerinden Albay Katerine Vallacav, yanındaki devasa askeri zırhlı araçlarla birlikte, kampın içinde gürültüyle ilerliyordu. Katerine, Batı’nın en elit birliklerinin başında yer alan bir albaydı. Modern teknoloji ve güçlü silahlarla donanmış, boylu, güzel, ama kibirli bir kadındı. O, sadece gücün ve kasların her şey olduğuna inanıyordu. O yüzden, bir Türk askerinin küçük boyu ve eski, basit üniforması gözünde hiçbir anlam taşımıyordu.
Katerine, tüm özel kuvvet askerleriyle birlikte yemekhaneye girdiğinde, gözü hemen Ali Kaya’yı fark etti. Ali, sessizce yemek yiyen, sade ama güçlü bir askerdi. Gözleri, onunla göz göze geldiği her an, adeta bir okyanusun derinliklerine bakan bir denizci gibi sakin ve korkusuzdu. Katerine, alaycı bir gülümsemeyle Ali’ye doğru yürüdü. Ama Ali, hiçbir tepki vermedi. Sadece çay bardağını yudumladı ve biraz daha sakinleşti. Katerine, Ali’yi küçümsemek için elinden geleni yapıyordu.
“Türk erkekleri hep bu kadar mı olur?” dedi alaycı bir şekilde. Herkes bu cümleyi duymuş, donakalmıştı. Tüm gözler Ali Kaya’ya çevrildi. Ama Ali, sadece gözlerini kıstı, çayını içmeye devam etti. Hiçbir öfke belirtisi göstermedi.
Katerine, Ali’nin sakinliğinden fazlasıyla rahatsız olmuştu. Çünkü o, yalnızca güce, kaslara ve teknolojinin üstünlüğüne inanan bir kadındı. Ali’nin sakinliği, onu bir tür ürkekliğe sevk etmişti. Bu kadar sakin, bu kadar güçlü bir duruş karşısında ne yapacağını bilmiyordu. Fakat Ali, onun kibirli bakışlarını hiç umursamıyordu.
Ali’nin gözleri, Katerine’in kendisine fırlattığı alaycı bakışlara karşı hiçbir şey yapmadı. Bir Türk askeri, ne kadar küçümsense de, öfkesine kapılmaz, sessizce durur ve işini yapmaya devam ederdi. Ali, savaş alanında olduğu gibi, burada da sabırlıydı. Bunu herkes hissedebiliyordu. Birçok kişi, “Acaba Ali, ona bir yumruk atacak mı?” diye beklerken, Ali sadece oturduğu yerden baktı.
Katerine, ona meydan okumuş, küçük bir adamla alay etmişti. Fakat Ali’nin cevabı, beklenenden çok farklıydı. Katerine, Ali’nin küçüklüğünü küçümsemişti. Ama Ali’nin iradesi, güçlü ruhu, savaş alanındaki bilinci ve güveni, Katerine’i şaşkına çevirdi.
Ali, sadece küçük bir gülümseme ile karşılık verdi: “Bunu sadece sabırla öğrenebilirsiniz. Bu dünyada her şey küçük başlamaz, ama küçük şeyler büyük güçler doğurur. Şimdi git, sabah 5’te seni bekliyorum.”
İngiliz albayı, bu kadar küçük bir asker karşısında büyük bir irade ve sabır gösterileceğini kesinlikle tahmin edememişti. Katerine’in kendi kibri ve üstünlük kompleksinin gölgesinde, bir Türk askerinin ne kadar büyük olduğunu fark etmesi zor oldu. Ama sadece 24 saat içinde, o küçümseyen albay, Türk askerinin sarsılmaz iradesiyle yerle bir olacaktı.
O sabah, saat 5’te tüm grup, büyük bir alanda karşı karşıya geldi. Katerine, ne kadar güçlü olduğunu göstermek istiyordu. Ama Ali, öyle bir hamle yaptı ki, Katerine hiç beklemediği bir şekilde yere serildi. Katerine, kendi gücüne o kadar güvenmişti ki, aslında bu güç gösterisi ona büyük bir ders olacaktı.
Ali’nin iradesi, her şeyin önündeydi. Katerine’in kibri, onun gerçekten ne kadar güçsüz olduğunu görmesini sağladı. Sonunda, Katerine, Türk askerine olan saygısını itiraf etmek zorunda kaldı. Çünkü o, sadece kaslarla değil, bir adamın ruhundaki güçle de savaşı kazanmanın mümkün olduğunu öğrenmişti.
Katerine, başını eğdi ve “Özür dilerim. Gerçekten, bu gücünüzü küçümsemişim.” dedi. O gün, sadece bir asker değil, Türk iradesi dünyaya gösterilmişti.