Hemşire son vardiyasında işten çıkarıldı. Ardından iki helikopter indi: “Sana şimdi ihtiyacımız var”

Hemşire son vardiyasında işten çıkarıldı. Ardından iki helikopter indi: “Sana şimdi ihtiyacımız var”

.

Küllerinden Doğan: Ayşegül’ün Yolculuğu

I. Bölüm: Gri Sabah

Ayşegül Yıldız, İstanbul’un Anadolu Yakası’ndaki bir devlet hastanesinin acil servisinde on birinci yılını doldurmuştu. Her sabah, Kadıköy’ün dar sokaklarından geçerek hastaneye yürür, gri bulutların altında, şehrin uyanışını izlerdi. O sabah da, hastanenin önünde durduğunda içi sıkışıyordu. Son günlerde hastanede bir huzursuzluk vardı. Yönetim değişmiş, yeni direktörler gelmişti. Ayşegül, bu değişimin rüzgarını en çok hissedenlerden biriydi.

Girişteki güvenlik görevlisi, “Günaydın hemşire hanım,” dedi. Ayşegül gülümsedi, ama içindeki ağırlık yüzüne yansımıştı. Soyunma odasında eski dostu hemşire Figen’le karşılaştı. Figen, “Bugün zor bir gün olacak gibi hissediyorum,” dedi. Ayşegül, “Her gün öyle değil mi?” diye cevapladı.

Koridorlar, hastaların çığlıkları, telaşlı doktorlar, endişeli yakınlar… Acil serviste hayat, bir anlık kararlarla şekilleniyordu. Ayşegül, üniformasını giyip, saçlarını sıkı bir topuz yaptı. Stetoskopunu boynuna astı, ellerini dezenfekte etti. Bir gün önce gece vardiyasında, trafik kazası geçiren bir çocuğu hayata döndürmüştü. Ama yönetimden gelen bir e-posta sabahını gölgeledi: “Tüm personel, yeni disiplin kuralları hakkında bilgilendirilecek. İtaatsizlik kabul edilmeyecek.”

II. Bölüm: Kriz ve Karar

O gün hastanede bir kriz yaşandı. Acil servise, bir inşaat kazasında ağır yaralanan işçiler getirildi. Kanlar içinde, kemikleri kırılmış, nefes almakta zorlanan genç adamlar… Ayşegül ve ekibi, ölümle yarıştı. Bir hastanın nabzı kaybolduğunda, Ayşegül, doktorun “Artık geri dönmez,” demesine rağmen, göğüs masajına devam etti. Dakikalar sonra, nabız geri geldi. Ayşegül’in gözleri doldu. “Yaşayacak,” dedi.

Hayat Dediğin - Zor Ekmek - YouTube

Öğleden sonra, hastane yönetimi toplantı yaptı. Direktör, lüks bir VIP katı için yeni cihazlar alınmasını onayladı. Aynı anda, acil serviste bir hastanın ameliyatı bütçe yetersizliği nedeniyle ertelendi. Ayşegül, toplantıda ayağa kalktı: “VIP hastaların konforu, acil hastaların hayatından daha mı önemli?” Direktör, onu uyardı: “İtaat etmelisiniz. Sorgulamak sizin işiniz değil.”

Akşam vardiyası bittiğinde, Ayşegül soyunma odasında yalnız kaldı. Figen yanına geldi. “Yönetim seni hedef alıyor,” dedi. Ayşegül, “Hayat kurtarmak suçsa, suçluyum,” diye cevapladı.

III. Bölüm: Bir Gece, Bir Son

O gece, Ayşegül eve döndüğünde yorgundu. Küçük bir apartman dairesinde yalnız yaşıyordu. Duvarlarda eski fotoğraflar, çalışma masasında tıp kitapları. Televizyonu açtı; haberlerde, Güneydoğu’da çatışmalar, yaralı siviller, yardım bekleyen insanlar gösteriliyordu. Ayşegül’in içi titredi. “Orada olmak isterdim,” diye düşündü.

Gece yarısı, hastaneden bir telefon geldi. Figen’in sesi titriyordu. “Ayşegül, yönetim senin işine son verdi. Yarın gelme dediler.” Ayşegül, bir an dondu. “Neden?” diye sordu. “Disiplin ihlali, itaatsizlik, kurumsal kararlara karşı gelmek,” dedi Figen.

Ayşegül, gözyaşlarını tutamadı. On bir yıl, yüzlerce hayat… Şimdi bir kağıt parçası ile silinmişti. Sabah, hastaneye gidip dolabını boşalttı. Kimlik kartını sekreter masasına bıraktı. “Ayşegül Yıldız – Acil Servis Hemşiresi” yazıyordu. Artık değildi.

IV. Bölüm: Küllerinden Doğmak

Evde, Ayşegül günlerce uyuyamadı. O sabah, telefon çaldı. Arayan, eski bir dostu, doktor Ali’ydi. “Ayşegül, sana ihtiyacımız var. Güneydoğu’da bir insani yardım operasyonu başlatıyoruz. Sahra hastanemizde travma hemşiresi yok. Bir çocuk ve bir diplomat ağır yaralı. Gelir misin?”

Ayşegül, bir an tereddüt etti. “Artık hemşire değilim,” dedi. Ali, “Kimlik değil, ellerin önemli. Karar senin.” dedi.

Ayşegül, eski sırt çantasını çıkardı. İçinde yıllardır sakladığı acil ekipmanlar vardı. Steril eldivenler, sargı bezleri, bistüri, turnike… Aynaya baktı. Karşısında sadece bir hemşire değil, bir savaşçı gördü.

V. Bölüm: Yolculuk

Bir askeri helikopter, Ayşegül’ü almak için geldi. Pilot, “Hazır mısınız?” diye sordu. Ayşegül, “Hiç olmadığım kadar,” dedi. Helikopter havalandı. Altlarında şehir küçülüyor, yollar kayboluyordu. Ayşegül, pencereden bakarken, eski hayatını geride bırakıyordu.

Kamp alanına vardığında, çadırlar, askeri araçlar, yaralı insanlar… Ortada küçük bir çadırda, yatağa bağlı solgun yüzlü bir çocuk. Elif, 8 yaşında. Karın bölgesinde şarapnel parçaları, sol bacağında derin kesi. Ayşegül, sedyenin yanına diz çöktü. “Elif, ben Ayşegül. Sana yardım edeceğim.”

Elif’in gözlerinde korku ve güven vardı. “Babam nerede?” diye sordu. Ayşegül, “Bulacağız,” dedi. Ama önce seni iyileştirmeliyiz.

VI. Bölüm: Ameliyat ve Umut

Ayşegül, doktor Ali ile birlikte ameliyata başladı. Ekipman sınırlıydı. Anestezi yetersizdi. Ama Ayşegül, yılların tecrübesiyle, titremeyen elleriyle şarapnel parçalarını çıkardı. Kanama başladığında, baskı yaptı, damarları kapattı. Ali, “Sen bir doktor olmalıydın,” dedi. Ayşegül, “Ben bir insanım. İnsan hayatı kurtarıyorum.”

Ameliyat bittiğinde, Elif’in nabzı güçlendi. Ayşegül, sedyenin yanında oturdu. Elif’in elini tuttu. “Babamı bulacak mısınız?” diye fısıldadı Elif. Ayşegül, “Söz veriyorum,” dedi.

VII. Bölüm: Kurtarma Operasyonu

Kamp dışından haber geldi. Diplomat Mehmet Aydın, bir fabrikada rehin tutuluyordu. Yerini bulmuşlardı ama rehine takası gerekiyordu. Ayşegül, “Ben giderim,” dedi. Ali, “Tehlikeli,” dedi. Ayşegül, “Bir çocuğun hayatı için her şey göze alınır.”

Askeri araçla fabrikaya gitti. Silahlı adamlar, “Sen kimsin?” diye sordu. Ayşegül, “Sağlık görevlisiyim. Yaralıya bakacağım,” dedi. Mehmet’in bacağı kırılmış, enfeksiyon başlamıştı. Ayşegül, ağrı kesici verdi, bacağını stabilize etti. “Buradan çıkacağız,” dedi.

O sırada dışarıda çatışma başladı. Ayşegül, Mehmet’i sırtladı, arka çıkıştan kaçtı. Kurşunlar başının üzerinden geçti. Araca ulaştığında, omzundan kan akıyordu. Sıyrık almıştı. Kamp alanına döndüğünde, bayıldı. Ali onu tedavi etti. “Sen bir kahramansın,” dedi.

VIII. Bölüm: Yeniden Doğuş

Ertesi sabah, Ayşegül çadırdan çıktığında güneş doğuyordu. Elif, babasının yanında gülümsüyordu. Mehmet, “Hayatımı kurtardınız,” dedi. Ayşegül, “Sadece işimi yaptım,” dedi.

Kamp alanında askerler, Ayşegül’e saygı gösterdi. Komutan, “Emirlere karşı geldiniz ama iki hayat kurtardınız. Size madalya vermeliyim,” dedi. Ayşegül, “Madalya istemiyorum. Bir çocuğun gülümsemesi yeter,” dedi.

IX. Bölüm: Medyanın Gücü ve Yeni Hayat

Olay, medyada yankı buldu. “Kahraman Hemşire Ayşegül, savaş bölgesinde iki hayat kurtardı!” Ayşegül’in adı tüm haberlerde geçti. Eski hastane direktörü televizyonda haberi izledi. Yüzü soldu. Hastaneden özür mektubu geldi. “İşinize geri dönmenizi rica ediyoruz.” Ayşegül mektubu yırttı. “Artık eski hayatıma dönmeyeceğim,” dedi.

Uluslararası bir insani yardım örgütü, Ayşegül’e teklif yaptı. “Dünya çapında saha operasyonlarında çalışmak ister misiniz?” Ayşegül, kabul etti.

X. Bölüm: Veda ve Yeni Yolculuk

Havalimanında Elif ve Mehmet, Ayşegül’ü uğurlamaya geldi. Elif, “Geri gelecek misin?” diye sordu. Ayşegül, “Her zaman,” dedi. Elif, cebinden bir kağıt çıkardı. Üzerinde Ayşegül’ün ve Elif’in el ele çizilmiş bir resmi vardı. “Sen benim kahramanımsın,” dedi.

Ayşegül gözyaşlarını tutamadı. Uçağa bindi. Pencereden dışarı bakarken, İstanbul küçülüyordu. Eski acılar, eski hayat geride kalıyordu. Ama yeni bir hayat, yeni bir amaç başlıyordu.

XI. Bölüm: İnsanlığın Hikayesi

Ayşegül, dünyanın dört bir yanında insani yardım operasyonlarına katıldı. Savaş bölgelerinde, deprem alanlarında, salgın hastanelerinde çalıştı. Her yerde, bir çocuğun gözlerinde umut, bir annenin elinde minnet, bir babanın gözyaşında insanlığın hikayesini gördü.

Bir gün, Afrika’da bir köyde, bir çocuğun hayatını kurtardı. Çocuk, “Sen meleksin,” dedi. Ayşegül, “Ben sadece bir insanım,” dedi. Ama biliyordu ki, insan olmak, bazen bir meleğin işini yapmak demekti.

XII. Bölüm: Sonsuz Yolculuk

Ayşegül’ün hikayesi, gazetelerde, kitaplarda, sosyal medyada yayıldı. Genç hemşireler, onun hikayesinden ilham aldı. Türkiye’de, hastanelerde “Ayşegül Yıldız Cesaret Ödülü” verilmeye başlandı.

Ayşegül, bir gün İstanbul’a döndüğünde, eski hastanesinin önünden geçti. Kapıda bir genç hemşire ona gülümsedi. “Sizin hikayenizi okudum. Ben de insanlık için çalışacağım,” dedi. Ayşegül, “Unutma, gerçek kahramanlar madalyalarda değil, cesaretin içindedir,” dedi.

XIII. Bölüm: Hayatın Gerçek Gücü

Ayşegül, bir gün bir konferansta konuşma yaptı. Salonda yüzlerce sağlık çalışanı vardı. “Kahramanlık, bir üniforma değil, bir seçimdir. Korktuğunuzda bile ileri adım atmaktır. Bir çocuğun hayatını kurtarmak için her şeyi riske atmak, insan olmanın en yüce halidir,” dedi.

Salonda alkışlar yükseldi. Ayşegül, gözyaşlarını tutamadı. Çünkü biliyordu, insanlık, en zor anlarda ortaya çıkardı.

XIV. Bölüm: Sonsuz Umut

Ayşegül, her yeni operasyonda, her yeni ülkede, her yeni hayat kurtarışında, kendi hikayesinin bir parçasını bırakıyordu. Bir gün, bir çocuğun gülümsemesinde, bir annenin duasında, bir babanın teşekküründe, insanlığın sonsuz umudunu buldu.

Ve biliyordu ki, gerçek kahramanlar, görünmeyen yerlerde, sessizce çalışır.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News