Amerikalı General Türk Askerini Küçümsedi — 5 Dakika Sonra Özür Diledi!
.
.
Çelik ve Zekâ: Graffenwöhr’ün İsimsiz Kahramanı
Bölüm 1: Soğuk Sabah ve Kibirli Bakışlar
2023 yılının Haziran ayı, Almanya’nın Bavyera eyaletindeki Graffenwöhr Askeri Eğitim Üssü’ne alışılmadık bir hareketlilik getirmişti. Çam ormanlarının arasından süzülen sabah sisi, dünyanın en seçkin özel kuvvet birimlerinin üzerine bir örtü gibi çökmüştü. Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) tarafından düzenlenen “Özel Kuvvetler Dayanıklılık Yarışması”, sadece fiziksel bir test değil, aynı zamanda ulusal prestijlerin çarpıştığı bir arenaydı.
30 farklı ülkeden gelen askerler, kendi bayraklarını temsil etmenin ağırlığını omuzlarında taşıyordu. Ancak ortamda havada asılı duran bir şey daha vardı: Amerikalıların sarsılmaz özgüveni. Amerikan ekibi, her biri birer heykel tıraşın elinden çıkmış gibi duran devasa kas kütleleri, en son teknoloji ekipmanları ve bitmek bilmeyen enerjileriyle merkezin odak noktasıydı.
Ekibin başında, 40 yıllık askerlik hayatı boyunca onlarca çatışmaya girmiş, sayısız madalya almış General Robert Harrison vardı. Harrison, askeri gücü sadece “yıkım kapasitesi” ve “fiziksel hacim” olarak gören eski ekol bir komutandı. Kürsüye çıktığında, gözleri kalabalığın içindeki Türk ekibine takıldı.
Türk ekibinin başında, 26 yaşındaki Üstçavuş Eren Kara duruyordu. Eren, bir Bordo Bereli için bile oldukça “sıradan” görünüyordu. Orta boylu, fit ama zayıf yapılı, yüzünde her zaman derin bir sükunet taşıyan bir gençti. Harrison mikrofonu düzeltti ve tüm alanı yankılatan o kibirli konuşmasını yaptı:

“Beyler, bugün burada gerçek askeri gücü test edeceğiz. Bu parkur, sadece hızlı olanların değil, çelik gibi sinirlere ve devasa bir kuvvete sahip olanların yeridir. Bazı ülkeler için burada olmak bile bir onurdur, ancak bu parkurun bazıları için fazla ağır geleceği de bir gerçektir.”
Harrison, “bazı ülkeler” derken bakışlarını doğrudan Eren’in gözlerinin içine dikmişti. Dudaklarında küçümseyici bir gülümseme vardı. Eren ise sadece hafifçe selam verdi. O an, zihninden tek bir cümle geçti: “Aslanın gücü pençesinde değil, ne zaman saldıracağını bilen aklındadır.”
Bölüm 2: Parkurun Acımasızlığı
Yarışma, askeri standartların çok üzerindeydi. 5 kilometrelik tam teçhizatlı koşu, ardından 20 metrelik dik halat tırmanışı, 50 kilogramlık mühimmat sandıklarını taşıma ve nihayetinde 10 zorlu engelden oluşan bir parkur.
İlk olarak Alman ve İngiliz askerleri çıktı. Almanlar disiplinliydi, 16 dakika 45 saniyede bitirdiler. Ardından sahneye bir “kas fırtınası” gibi Amerikan askeri girdi. General Harrison’ın en güvendiği isimlerden biri olan Çavuş Miller, parkuru adeta parçalayarak geçti. 50 kiloluk yükü sanki bir tüy gibi taşıyor, engellerin üzerinden devasa sıçrayışlarla geçiyordu. Kronometre durduğunda sonuç inanılmazdı: 15 dakika 30 saniye.
General Harrison, gururla yanındaki subaylara döndü: “İşte bu! Gerçek bir asker budur. Şimdi o zayıf Türk’ün ne yapacağını hep birlikte görelim. Tahminimce 20 dakikadan önce bitiremez, tabii bitirebilirse…”
Bölüm 3: Bir Makinenin Doğuşu
Eren Kara, başlangıç çizgisine geldiğinde etrafta bir sessizlik oldu. Amerikalı askerlerin kendi aralarında gülüştüğünü, Eren’in 35 kiloluk sırt çantasının altında ezileceğini fısıldadıklarını duyabiliyordu. Eren, tozlu botlarını yere vurdu, kaskının kayışını sıktı ve sadece hedefe odaklandı.
Hakemin işaretiyle Eren fırladı. Ama bu bir fırlayış değil, bir akıştı.
Koşunun ilk kilometresinde Eren, Amerikalıların aksine tüm gücüyle yüklenmiyordu. Adımları ritmik, nefesi düzenliydi. Uzmanlar tribünde şaşkınlıkla birbirine bakıyordu. “Çok yavaş başladı,” dediler. Ancak ikinci kilometrede Eren hızını hiç düşürmedi. Üçüncü kilometrede, daha önce yorulan diğer ülke askerlerinin aksine Eren temposunu artırdı. O, enerjisini bir maratoncu gibi yönetiyordu.
Beşinci kilometreyi tamamladığında süre şok ediciydi: 13 dakika. Amerikalı Miller’dan tam 2,5 dakika daha hızlıydı!
Harrison’ın yüzündeki gülümseme dondu. “Sadece koşu bu,” dedi öfkeyle. “Halatta kalacak.”
Eren, 20 metrelik halatın altına geldiğinde kollarını değil, tüm vücudunu kullandı. Foça’daki eğitimlerinde öğrendiği “taktik ekonomi” prensibini uyguluyordu. Kollarını yormak yerine, bacaklarını halata kenetliyor ve vücut momentumunu yukarı itiyordu. Halatın tepesine ulaştığında kronometre sadece 35 saniyeyi gösteriyordu.
Tribünlerde fısıltılar yükselmeye başladı. General Harrison koltuğunun ucuna gelmiş, gözlerini ayıramıyordu. 50 kiloluk ağırlık taşıma etabında Eren, ağırlığı vücut eksenine o kadar kusursuz yerleştirmişti ki, yükün ağırlığı sanki yerçekimiyle değil, Eren’in ileri gidişiyle uyumlu hale gelmişti.
Bölüm 4: Engel Parkuru ve Zekânın Zaferi
Son etap, psikolojik bir yıkım olan engel parkuruydu. Duvarlar, dikenli teller, su hendekleri… Eren, parkura girdiğinde artık bir insan gibi değil, bir gölge gibi hareket ediyordu. Dikenli tellerin altından geçerken vücudu toprağa paralel, adeta bir yılan gibi süzüldü. Denge kirişinde milimetrik bir hesapla, hiç duraksamadan koştu.
Son engeli aşıp bitiş çizgisine bastığında tüm üs derin bir sessizliğe gömüldü. Ardından hakemin sesi hoparlörlerden yankılandı:
“Türkiye: Üstçavuş Eren Kara. Toplam süre: 13 dakika 50 saniye. Yeni Dünya Rekoru!”
Amerikalı Miller hala yerde nefes nefese, ter içinde yatarken; Eren, sanki sadece hafif bir yürüyüş yapmış gibi dik bir şekilde duruyordu. Nefesi bile hala kontrol altındaydı.
Bölüm 5: Beş Dakika Sonra Gelen Özür
General Harrison, kürsüden yavaşça indi. Tüm o kibri, bir buzdağının güneşte erimesi gibi yok olmuştu. Eren’e doğru yürüdü. Eren, askeri disiplinle selamını verdi. General bir an durdu, Eren’in ellerine baktı; nasırlı ama titremeyen eller.
“Üstçavuş,” dedi General, sesi tüm meydanda duyuluyordu. “Bugün burada sadece bir rekor kırmadınız. Bana 40 yıllık askerlik hayatımın en büyük dersini verdiniz. Sizi ve temsil ettiğiniz o şanlı bayrağı küçümsediğim için tüm bu askerlerin önünde sizden özür diliyorum. Sizin gücünüz sadece kaslarınızda değil, zihninizdeymiş.”
Eren, aynı mütevazılıkla cevap verdi: “Efendim, Türk askeri için güç sadece bir araçtır. Bizim asıl pusulamız disiplin, teknik ve sarsılmaz bir inançtır. Bizi biz yapan şey, imkansız denilene gülümsemektir.”
Bölüm 6: Miras ve Foça’daki Yankı
Bu olaydan sonra Graffenwöhr’de hiçbir şey eskisi gibi olmadı. General Harrison, emekliliğinden önce Türkiye’ye, Foça Özel Kuvvetler Üssü’ne bir ziyaret gerçekleştirdi. Orada, Eren’in ve diğer Bordo Berelilerin nasıl yetiştirildiğini kendi gözleriyle gördü.
Türk askeri eğitiminin temelinde yatan “Verimlilik ve Taktik Ekonomi” raporunu NATO’ya sundu. Bu rapor, modern askeri literatürde devrim yarattı. Artık Amerikan askerleri de dahil olmak üzere birçok NATO ülkesi, Türk metodolojilerini öğrenmek için Foça’nın yolunu tutuyordu.
Eren Kara, yıllar içinde Binbaşılığa kadar yükseldi. Ancak o, o günkü rekoruyla değil, kazandığı saygıyla hatırlanmayı seçti. Bugün Foça’nın tozlu eğitim sahalarında, genç adaylar parkura girmeden önce bir tabelanın önünden geçerler. Üzerinde General Harrison’ın o günkü dersinden sonra asılan şu söz yazar:
“KİMSAYİ KÜÇÜMSEME. ÇÜNKÜ TÜRK ASKERİ HER ZAMAN HAZIRDIR.”
Eren’in hikayesi, bir insanın sadece fiziksel kapasitesiyle değil, ruhu ve zekasıyla nasıl bir “çelikten iradeye” dönüşebileceğinin kanıtı olarak askeri tarihin tozlu sayfalarından çıkıp bir efsaneye dönüştü. Çünkü gerçek zafer, rakibini sadece devirmek değil, onun saygısını kazanmaktır.