Kısır olduğu gerekçesiyle evden kovulan zavallı tamirciye, bekar bir anne olan CEO kadın, “Benimle gel” dedi.

Kayıp Adımlar ve Yeni Umutlar
1. Bölüm: Beyaz Bir Kabus
Madrid’de Noel arifesiydi. Gökyüzünden inen kristal taneleri, şehrin gürültüsünü boğan sessiz bir örtü gibi her yeri kaplıyordu. Işıklar, süslemeler ve neşeyle koşturan insanlar arasında bir adam vardı; hayattan tamamen kopmuş, donmuş bir heykel gibi otobüs durağındaki bankta oturan bir adam.
Lucas Herrero, otuz beş yaşındaydı ama o an kendini asırlık bir çınar kadar yorgun hissediyordu. Bakışları yerdeki kara bir bavula dikilmişti. Ayakları çıplaktı. Karın soğuğu tenini yakıyor, kemiklerine kadar işliyordu ama ruhundaki yangın o kadar büyüktü ki bedensel acıyı hissetmiyordu bile.
Sadece birkaç saat önce bir evi, bir eşi ve bir geleceği olduğuna inanıyordu. Şimdi ise koca dünyada yapayalnız, ayakkabıları bile olmayan bir yabancıydı. Julia’nın son haykırışları hala kulaklarında çınlıyıyordu: “Kısırsın! Sekiz yılımı çaldın! Sen tam bir erkek bile değilsin, defol git hayatımdan!”
Lucas, hayatı boyunca motorlarla, yağ kokusuyla ve dürüstlükle yaşamış basit bir adamdı. Alcorcón’daki küçük atölyesinde her şeyi tamir edebilirdi ama kendi parçalanmış hayatını onaracak hiçbir anahtarı yoktu. Tıbbi raporun soğuk gerçekliği —azospermi— Julia için bir boşanma ve aşağılama sebebi olmuştu.
2. Bölüm: Mucizevi Karşılaşma
Clara Mendoza, üç oğluyla birlikte Noel alışverişinden dönüyordu. Başarılı bir finans danışmanı olarak hayatı kontrol altında tutmaya alışkındı. Ancak o gece, otobüs durağındaki o perişan figürü gördüğünde, profesyonel zırhı bir anda çatladı.
“Anne, o amcanın neden ayakkabısı yok?” diye sordu küçük Mateo, annesinin paltosunun kolunu çekiştirerek.
Clara duraksadı. Normalde bu tür durumlarda temkinli davranırdı ama o adamın gözlerindeki ifade… O yeşil gözlerdeki derin utanç ve terk edilmişlik duygusu, Clara’nın kendi geçmişindeki yaraları sızlattı. Yıllar önce üçüzlerine hamileyken Londra’da terk edilişini, bir gecede nasıl yapayalnız kaldığını hatırladı.
Yavaşça yaklaştı. “İyi misiniz? Neden bu soğukta ayakkabısız oturuyorsunuz?”
Lucas başını kaldırdı. Sesi, sanki başka bir dünyadan geliyormuş gibi çatlaktı. Hikayesini birkaç cümleyle, utançla anlattı. Karısı onu kovmuştu. Evlat veremediği için bir çöp gibi sokağa atılmıştı.
Clara’nın içindeki öfke, Julia denilen o kadına karşı kabardı. İnsanlık bu kadar ucuz olamazdı. Çocuklarına baktı: Mateo (hayalperest), Marcos (pratik zekalı) ve Miguel (sessiz gözlemci). Üçü de merak ve şefkatle adama bakıyordu.
“Benimle gel,” dedi Clara. Bu bir teklif değil, bir can simidiydi.
3. Bölüm: Salamanca’da Bir Gece
Lucas, Clara’nın lüks BMW’sinin ön koltuğunda otururken rüyada gibiydi. Ayakları, Marcos’un ona verdiği atkıya sarılıydı. Salamanca mahallesindeki zarif binaya girdiklerinde, evin sıcaklığı ve çocukların neşesi onu neredeyse ağlatacaktı.
Clara ona misafir odasını gösterdi. “İstediğin kadar kalabilirsin,” dedi. Lucas duş alırken sıcak suyun sadece bedenini değil, ruhundaki utancı da yıkamasını diledi. Akşam yemeğinde çocuklar onu soru yağmuruna tuttu. Lucas’ın bir tamirci olduğunu öğrendiklerinde, sanki karşılarında bir süper kahraman varmış gibi heyecanlandılar.
O gece Clara ve Lucas mutfakta bulaşıkları yıkarken sessizlik bozuldu. “Kendini suçlama,” dedi Clara yumuşak bir sesle. “Biyolojik bir eksiklik, senin değerini belirlemez. O kadın seni değil, senin ona sağlayabileceğin bir imajı sevmiş.”
Lucas, hayatında ilk kez bir kadının ona “olduğu gibi” baktığını hissetti. O gece Noel ağacının altında onun için de bir paket vardı: Bir çift yeni spor ayakkabı. Notta şöyle yazıyordu: “Yeni bir başlangıca yürümek için. Mutlu Noeller.”
4. Bölüm: Yavaşça İyileşmek
Kış bahara dönerken, Lucas gitmek için birkaç kez hamle yaptı ama Clara ve çocuklar her seferinde bir bahane bulup onu durdurdu. Lucas, Clara’nın garajındaki nem sorununu çözdü, bozulan beyaz eşyaları tamir etti, çocukların bisikletlerini yeniledi.
Kısa süre sonra mahallede “dürüst bir tamirci” olduğu kulaktan kulağa yayıldı. Lucas, Clara’nın desteğiyle küçük bir atölye kiraladı. Kendi ayakları üzerinde durmaya başlamıştı ama her akşam döndüğü yer “ev” olmuştu.
Çocuklarla olan bağı ise inanılmazdı. Onlara futbolu, makinelerin dilini ve en önemlisi dürüstlüğü öğretiyordu. Babalarının onları terk edişinin bıraktığı boşluk, Lucas’ın sessiz ve güvenilir varlığıyla dolmaya başlamıştı.
Haziran ayında bir gün, Marcos bisikletini tamir ederken sordu: “Lucas, annemi seviyor musun? Yani… Sevgili gibi?”
Lucas ne diyeceğini bilemedi. O gece Clara’ya gerçeği itiraf etti. “Minnettar olduğum için değil, sen olduğun için seni seviyorum. Ama eğer bu durum seni rahatsız ederse yarın giderim.”
Clara ağlamaya başladı. “Ben de korkuyordum,” dedi. “Minneti aşkla karıştırmandan korkuyordum. Ama seni yanımızda görmediğim bir gelecek hayal edemiyorum.”
5. Bölüm: Bir Yıl Sonra
Tam bir yıl geçmişti. Yine Noel arifesiydi. Madrid yine karlar altındaydı. Ama bu kez Lucas, aynı durakta yalnız ve çıplak ayakla değil, yanında üç oğluyla birlikte duruyordu.
Havalimanından dönen Clara’yı bekliyorlardı. Otobüs durduğunda ve Clara indiğinde, çocuklar ona doğru koştu. Lucas ise orada, üzerinde o ilk Noel’de hediye edilen —şimdi biraz eskimiş ama en değerli varlığı olan— ayakkabılarıyla duruyordu.
Eylül ayında Marbella’da evlenmişlerdi. Sade bir düğündü. Mateo törende bir konuşma yapmış ve şöyle demişti: “Bize baba olman için bizimle aynı kandan olmana gerek yoktu. Sen bizi seçtin, biz de seni.”
Lucas artık biliyordu. Hayat bazen elimizdeki her şeyi alır, çünkü bize gerçekten ihtiyacımız olan şeyi vermek için yer açmaktadır. Bir zamanlar “kısır” olduğu için hor görülen adam, şimdi Madrid’in en zengin kalpli babasıydı.
Clara yanına geldi, elini tuttu. “Neye bakıyorsun?” diye sordu. Lucas gülümsedi ve kar tanelerinin altında koşturan çocukları işaret etti. “Mucizeme bakıyorum.”
Madrid’in soğuk gecesinde, beş kişilik bir gölge, sevgiyle aydınlanmış evlerine doğru yürürken; kar, geçmişin tüm izlerini silerek bembeyaz ve tertemiz bir sayfa açıyordu.
SON