İTALYAN MAFYASI ANTALYA’DA 8 YIL KARA PARA AKLADI! 💀 MİT Çiftlik Satışından Ağı Çökertti

İTALYAN MAFYASI ANTALYA’DA 8 YIL KARA PARA AKLADI! 💀 MİT Çiftlik Satışından Ağı Çökertti

CAMORRA’NIN GÖLGESİ: ANTALYA’DA SEKİZ YIL

1. Bölüm: İsimsiz Bir Başlangıç

2008 yılının kavurucu bir İstanbul akşamında, Atatürk Havalimanı’nın uluslararası geliş terminalinden şık takım elbisesi ve elinde pahalı deri çantasıyla bir adam çıktı. Pasaportunda yazan isim Marco Bellini’ydi. İtalyan yetkililer tarafından onaylanmış, üzerinde en ufak bir tahrifat bulunmayan, tamamen yasal bir pasaport. Ancak bu pasaportun ardındaki adam, Napoli’nin dar ve kanlı sokaklarında büyümüş, Salvatore di Luca’dan başkası değildi.

Salvatore, İtalya’nın en köklü ve tehlikeli suç örgütlerinden biri olan Camorra’nın “mali dehası” olarak biliniyordu. Görevi basitti: Avrupa Birliği’nin kara para aklama yasalarıyla daralan çemberinden kaçmak ve örgütün milyarlarca avroluk kirli nakitini temizleyecek yeni, güvenli bir liman bulmak. Seçilen liman ise büyüyen ekonomisi ve canlı inşaat sektörüyle Türkiye’ydi.

İstanbul’da geçirdiği iki hafta boyunca tipik bir turist gibi davrandı. Galata Kulesi’ne çıktı, Boğaz’da balık yedi, Kapalıçarşı’dan hediyelik eşyalar aldı. Hiçbir şüpheli temas kurmadı. Ancak bu “turist”, aslında bir avcıydı ve av sahası olarak Antalya’yı seçmişti.

2. Bölüm: Bella Vista ve İlk Temeller

Antalya, Marco Bellini için mükemmel bir kamuflajdı. Ruslar, Almanlar ve İngilizler şehri çoktan bir gayrimenkul cennetine çevirmişti. Bir İtalyan iş adamının lüks konutlarla ilgilenmesi kimsenin dikkatini çekmezdi. 2009 yılında Konyaaltı’nda deniz manzaralı, prestijli bir ofis kiraladı: Bella Vista Gayrimenkul.

Marco, sadece bir emlakçı değildi. O, bir güven tüccarıydı. Kısa sürede yerel emlakçılarla dostluklar kurdu, Türkçesini geliştirdi ve bölgenin en saygın yabancı yatırımcılarından biri olarak tanınmaya başladı. Ancak Bella Vista’nın arka odasında dönen rakamlar, satılan dairelerin çok ötesindeydi.

Teşkilat (MİT), 2009 yılının sonlarında rutin bir mali tarama sırasında garip bir yoğunluk fark etti. İtalya’dan gelen ve hiçbir vergi kaydı bulunmayan şahıslar, Antalya’da milyonluk araziler kapatıyordu. Marco Bellini ismi, mali istihbaratın radarına ilk kez o zaman girdi. Fakat teşkilat acele etmedi. Marco’yu yakalamak, sadece bir operatörü devre dışı bırakmak demekti. Asıl hedef, Camorra’nın Türkiye’deki tüm kılcal damarlarını deşifre etmekti.

3. Bölüm: Havala Zinciri ve Kuryeler

2011 yılına gelindiğinde, Marco’nun operasyonu genişlemişti. Sadece emlak değil, Kemer’de butik oteller ve lüks araç kiralama firmaları da portföyüne eklenmişti. Teşkilat, bu şirketlerin banka hareketlerini saniye saniye izliyordu. Ortaya çıkan tablo klasik bir “Havala” sistemini işaret ediyordu.

Para, İtalya’dan nakit olarak kuryeler aracılığıyla Türkiye’ye sokuluyordu. Kuryeler genellikle sıradan turist kılığında, lüks otellerde kalan kişilerdi. Parayı Marco’ya teslim ediyorlar, Marco ise bu nakiti “gizli ödeme” olarak yerel satıcılara veriyordu. Kağıt üzerinde işlemler banka yoluyla yapılmış gibi gösteriliyor, ancak aradaki fark offshore hesaplar üzerinden kapatılıyordu.

2013 yılında teşkilat, Marco’nun Napoli ile yaptığı kodlu bir telefon görüşmesini yakaladı. “Bahçeye 400 bin ağaç dikeceğiz, su haftaya gelecek.” Bu basit cümle aslında şu demekti: 400 bin avroluk yeni bir arazi alımı onaylanmıştı ve para (su) bir sonraki hafta kurye ile gelecekti. Teşkilat artık karşı tarafı da biliyordu: Giuseppe Esposito. Camorra’nın mali direktörü.

4. Bölüm: İçerideki Göz

Teşkilat, 2014 yılında operasyonun en kritik hamlesini yaptı. Marco’nun şirketinde çalışan ve mali zorluklar çeken sekreteri bir “kaynak” olarak devşirdi. Genç kadın, Marco’nun ofisindeki gizli kasadan, gelen İtalyan misafirlerin profillerine kadar her şeyi raporlamaya başladı.

Artık teşkilat sadece dışarıdan izlemiyor, sistemin kalbinden nefes alıyordu. Marco’nun sadece Antalya’da değil; İstanbul Nişantaşı’nda bir kuyumcu, İzmir’de bir restoran ve Bodrum’da bir yat kiralama ofisi üzerinden büyük bir ağ kurduğu anlaşıldı. Toplamda beş operatör, Türkiye’yi Camorra’nın devasa bir çamaşırhanesine çevirmişti. Sekiz yılda tam 63 milyon avro Türkiye üzerinden temizlenerek Avrupa sistemine geri döndürülmüştü.

5. Bölüm: 14 Ekim 2016 – Büyük Senkronizasyon

2016 yılının ekim ayında Marco, Döşemealtı bölgesinde 600 bin avroluk büyük bir çiftlik satın almak üzereydi. Bu, teşkilat için “mükemmel an”dı. Çünkü bu satış, tüm operatörlerin ve kuryelerin hareket halinde olduğu bir zamana denk geliyordu.

Operasyon merkezi Ankara’ydı. Saatler 14:30’u gösterdiğinde beş farklı şehirde beş farklı ekip harekete geçti.

İstanbul: Luca Mariani, Roma uçağına binmek üzereyken körükte alındı.
İzmir: Antonio Ricci, restoranında müşterilerine şarap sunarken vergi müfettişi kılığındaki görevlilerce gözaltına alındı.
Bodrum: Franco Bianche, marinasındaki yatında yakalandı.
Nişantaşı: Paolo Romano, kuyumcu dükkanında vitrin dizerken teşkilatla tanıştı.

Antalya’da ise Marco Bellini, emlak ofisinde imzayı attığı anda kapı açıldı. İçeri giren beş sivil adam, tek kelime etti: “Salvatore di Luca, oyun bitti.”

6. Bölüm: Dosyanın Kapanışı ve Sabır Doktrini

Sorgu odasında Marco, ilk başta her şeyi reddetti. Ta ki önüne 1200 sayfalık o devasa dosya konulana kadar. Sekiz yılın her günü, her harcaması, her telefon görüşmesi oradaydı. Teşkilatın sabrı, Salvatore’nin zekasını yenmişti.

Bu operasyon sadece bir suçluyu yakalamadı; Camorra’nın Balkanlar, Yunanistan ve Arnavutluk’taki ağlarının da deşifre edilmesini sağladı. İtalyan yetkililerle paylaşılan bilgilerle Avrupa genelinde 230 milyon avroluk varlığa el konuldu. Marco Bellini ve arkadaşları, Türkiye’de “kara para aklama” ve “organize suç örgütü üyeliği” suçlarından ağır hapis cezalarına çarptırıldılar. Antalya’daki tüm mal varlıkları devlet hazinesine devredildi.

Teşkilat İçin Alınan Ders: İstihbarat, bir sürat koşusu değil, bir maratondur. Eğer teşkilat 2009’da Marco’yu ilk şüpheli işleminde yakalasaydı, sadece bir piyonu devirmiş olacaktı. Ancak sekiz yıl bekleyerek tüm şahları, vezirleri ve kaleleri tek hamlede devirmeyi başardılar.

Bu gerçek bir sabır hikayesidir. Casusluk dünyasında zaman, en ölümcül silahtır. Sence suç örgütleri teknolojiyle mi yoksa bu tarz eski usul sabırlı takiple mi daha kolay çökertilir?

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News