NATO Teknisyenleri Tamir Edemedi — General Unutulmuş Bir Türk Gazisini Çağırdı
.
.

Konya’nın Sessiz Kahramanı: Mehmet Yılmaz’ın Mirası
Konya NATO Üssünde Kavurucu Bir Gün
Konya NATO Hava Üssü’nde kavurucu bir yaz günüydü. Temmuz güneşi pistin üzerine adeta eriyerek yayılıyor, yüzeyi sıvı bir aynaya dönüştürüyordu. Hava ağır, gergin ve boğucuydu. Bu yakıcı atmosferin ortasında üssün gururlarından biri sessizce duruyordu — Gri Şahin olarak bilinen bir F-16 savaş uçağı.
Üç gündür bu uçak sessizdi. Tüm raporlar sistemlerin kusursuz çalıştığını söylüyordu. Hiçbir teknik arıza yoktu. Ama uçak yine de havalanmıyordu. Saatlerce süren bu sessizlik ürkütücüydü. Temiz uçuş tulumları içindeki teknisyenler çaresizce etrafta bekliyordu.
27 yaşındaki aviyonik teknisyeni Jake Morrison giderek sinirleniyordu. Zekâsı ve yeteneğiyle tanınırdı ama sabrı kısa, egosu yüksekti. Ekibin en genciydi. Kusursuz bir sicili olmasına rağmen, F-16’ya bakarken öfkesi gözle görülür hâle gelmişti. Sessizlik dayanılmazdı ve aniden uçağın gövdesine tekme attı. Metal kısa ve boş bir ses çıkardı. Ama hiçbir şey değişmedi.
“Altı saattir her şey yeşil yanıyor ama kuş hâlâ ölü,” diye homurdandı.
“Her şey uçması gerektiğini söylüyor. Ama neden uçmuyor?”
Etrafındaki teknisyenler sessizdi; yüzlerinde aynı çaresizlik ve utanç vardı. Ekranlardaki yeşil ışıklar yanıp sönüyordu ama artık kimse onlara güvenmiyordu. F-16 bir hayalete dönüşmüştü.
Beklenmedik Ziyaretçi
Bu sırada pistin kenarında yaşlı bir adam sessizce olan biteni izliyordu. Üzerinde eski, yamalı ama tertemiz bir mavi tulum vardı. Yüzü zamanın izleriyle doluydu — bu izler sadece yaştan değil, yılların hizmetinden geliyordu. Elleri ceplerindeydi, gözleri uçağa kilitlenmişti; sanki sadece onun duyabildiği bir şeyi dinliyordu.
Genç subay Harris onu fark etti ve sert bir tavırla yaklaştı.
“Beyefendi, burası yasak bölge. Size yardımcı olabilir miyim?” dedi kibirli bir sesle.
Yaşlı adam yavaşça başını kaldırdı. Soluk mavi gözleri Harris’i olduğu yerde dondurdu.
“General Ateş beni çağırdı,” dedi sakin bir sesle.
“Adım Mehmet Yılmaz.”
Bu ismin söylenmesiyle birlikte hava ağırlaştı. Morrison da ismi duymuştu ve alaycı bir gülümsemeyle konuştu:
“Yılmaz mı? Emeklilikten çağrılan adam sen misin?
Bizde onlarca sertifikalı teknisyen, üç kıdemli mühendis var. Sen ne yapacaksın? Dua mı edeceksin?”
Mehmet sakince cevap verdi:
“Şimdilik sadece bakacağım.”
“Bakmak mı?” diye güldü Morrison.
“Altı saattir bakıyoruz. Bilgisayarlar her şeyin yolunda olduğunu söylüyor ama kuş uçmuyor.”
Teknisyenler kıkırdadı.
“Bir fosil, başka bir fosili onarmaya gelmiş.”
Mehmet alaylara aldırmadı. Yavaş ve kararlı adımlarla F-16’ya doğru yürüdü. Dokunmadan önce yüzeyini gözleriyle taradı. Kimsenin fark etmediği detayları görüyordu. Motor havalandırma kısmında durdu.
“Panel düz mü?” diye sordu.
“Evet,” dedi Morrison.
“Tork değerleri mükemmel. Sensörler yeşil.”
“Açtın mı?” dedi Mehmet.
“Gerek yok,” diye tersledi Morrison.
“Sistem her şeyin düzgün olduğunu söylüyor.”
Mehmet başını salladı.
“Sizin sisteminiz bu kuşu tanımıyor. Ama ben tanıyorum.”
Ceketinden eski, deri bir kese çıkardı. Yıpranmış ama sağlamdı.
“İçinde ne var dede, sihirli değnek mi?” diye alay etti Morrison.
Mehmet sessizce keseyi açtı. İçinden eski bir el aleti çıkardı — modern hiçbir kitapta yer almayan, sadece çok eski hava kuvvetleri ustalarının tanıyabileceği bir alet.
Bir Hayaletin Dokunuşu
Mehmet aleti motor altındaki küçük panele yerleştirdi. Yavaşça çalıştı. O an bir klik sesi duyuldu.
Üs adeta nefesini tuttu.
Uçağın sistemleri mırıldanmaya başladı. F-16 titredi. Motorlar canlandı.
Teknisyenler gözlerine inanamadı. Morrison taş kesilmişti.
Generalin Gelişi
Motor sesi pistte yankılanırken siyah bir SUV yaklaştı. Araçtan General Ateş indi. Sert yüzünde derin bir saygı vardı.
“Mehmet Yılmaz,” dedi.
“Burada olmanız bir onur.”
Sonra herkese döndü:
“Bu adam sıradan bir teknisyen değil.
1974’te savaş sırasında F-5 filomuzun %60’ını havada tuttu.
Ona hayalet derlerdi. Çünkü ölü kuşları diriltirdi.”
Bir Kahramanın Mirası
Genç teknisyenler alkışladı. Mehmet sadece yorgun bir gülümseme gösterdi.
“Bu uçak bir makine değil,” dedi General.
“Bir anıt. 1975’te Mehmet’in tasarladığı bir sistem hâlâ uçaklarımızı ayakta tutuyor.”
Artık herkes anlamıştı. Bu sadece teknik bilgi değildi — tecrübe, sezgi ve ruhtu.
Yeni Nesil
Günler sonra bir kafede Morrison ve Harris, Mehmet’i dinliyordu.
“Teknoloji güzeldir,” dedi Mehmet.
“Ama tecrübenin yerini tutamaz.
Makine ses çıkarır ama ruhunu bilmez.”
Ve o günden sonra Konya Üssü’nde bir şey değişti.
F-16’lar uçmaya devam etti.
Ama Mehmet Yılmaz’ın mirası, onlardan daha yükseğe çıktı.