8 TÜRK KOMANDOSU SUDAN’DA 340 KİLOMETRE YÜRÜDÜ! 💀 11 Vatandaş Kurtarıldı | Dünya İzledi
.
.
Part 1: Sudan’da 340 Kilometre Yürüyüş
Sudan’da Kaos Başlıyor
2023 yılının Nisan ayında Sudan, Orta Doğu’nun en karanlık günlerini yaşarken, ülkenin sokaklarında patlayan silah sesleri ve devam eden hava saldırıları, sivil halkı büyük bir korku içine sokmuştu. Sudan ordusu ve paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri arasında başlayan çatışmalar, başkent Hartum’u bir savaş alanına çevirmişti. Sokaklar, mermilerle dolmuş, siviller rastgele ateşler altında kalmıştı. Şehir, bir cehenneme dönüşmüştü.
Tam bu kaosun ortasında, 11 Türk vatandaşı mahsur kalmıştı. Bu kişiler, Hartum‘un Bahri bölgesinde çalışan mühendislerdi. Bir inşaat şirketinin çalışanları olarak normal bir iş gününü geçiren grup, şiddetli çatışmalar başladığında otellerinden çıkamaz hale gelmişti. Havalimanı kapanmış, büyükelçilikle iletişim kesilmişti. İlk üç gün, belki de olaylar yatışır diye beklediler. Ancak ne yazık ki işler gittikçe daha da kötüleşti.

Dördüncü gün, hızlı destek kuvvetlerinin milisleri oteli bastı. Kapı kapı dolaşarak değerli eşyaları topluyor, direnenleri dövüyor ve bazı misafirleri rehin alıyorlardı. Mehmet Bey, 45 yaşında deneyimli bir mühendis, liderlik rolünü üstlenerek grubu sakinleştirmeye çalıştı. “Sessiz olun, burada olduğumuzu anlamasınlar,” diye sürekli fısıldayarak herkesi uyarıyordu. Mehmet Bey, yirmi yıldan fazla süredir yurtdışında çalışıyordu; Libya, Irak ve Cezayir’deki inşaat projelerinde yer almıştı. Zorlu şartlara alışkındı, ancak böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyordu. Fakat, panik yapmadı. Herkesi sakin tutarak morallerini yüksek tutmaya çalıştı.
Grup, odalarına kapanarak kapıların önüne dolap çekti ve nöbet tutmaya başladılar. Her gün, sırayla nöbet tutuyorlar, yiyecekleri paylaşıyor ve birbirlerine destek oluyorlardı. O gece milisler, 3. kata çıkmadılar. Ancak ertesi gece, her şey değişebilirdi.
Teşkilat Devreye Giriyor
Ankara, bu bilgiyi aldığında hızla devreye girdi. Dışişleri Bakanlığı ve Teşkilat harekete geçti. Kriz masası 24 saat boyunca çalışarak her diplomatik kanalı denedi. Birleşmiş Milletler, Suudi Arabistan, Amerika Birleşik Devletleri, ancak hiçbir kanal işe yaramadı. Sudan’da kaos vardı; kurallara uyan kimse yoktu. Teşkilat, özel kuvvetler komutanlığından 8 kişilik bir tim oluşturdu.
Tim lideri Binbaşı Kaan, 18 yıllık deneyime sahipti. Suriye, Libya, Irak gibi zorlu coğrafyalarda onlarca operasyona katılmıştı. Timdeki diğer yedi kişi de en az 10 yıllık tecrübeye sahipti ve her biri kendi alanında uzmanlaşmıştı. Keskin nişancılık, patlayıcı imha, saha tıbbı, iletişim ve lojistik gibi çeşitli alanlarda yetenekleri olan bu tim, imkansız gibi görünen operasyonları başarıyla tamamlamıştı.
Tim, iki gün boyunca Ankara’da brifing aldı. Sudan’ın mevcut durumu, silahlı grupların konumları, güvenli rotalar ve acil durum protokolleri her bir detayla ince elenip sık dokundu. Hiçbir şey şansa bırakılmadı.
Yola Çıkış: Tehlikeli Bir Görev
Gizli bir göreve çıkacak olan tim, Etiyopya üzerinden Sudan’a giriş yapacaktı. Port Sudan Havalimanı ise çok riskliydi, dikkat çekerdi. Alternatif rota belirlendi. İlk olarak Addis Ababa‘ya sivil uçuş, ardından Metemma kasabasına karayolu ile geçiş, sonrasında ise sınırı gece karanlığında yürüyerek geçmek gerekiyordu. Toplam mesafe 825 kilometreydi ve bunun 340 kilometresi düşman toprağından geçerek yürünecekti.
Mehmet Bey’in liderliğindeki tim, 20 Nisan 2023 tarihinde Addis Ababa‘ya vardı. Burada, yerel bir rehberle buluştular. Rehber, Sudanlı bir mülteciydi ve yıllardır Teşkilat ile çalışıyordu. Kritik bilgi sağladı. Hızlı destek kuvvetleri Harum’un büyük kısmını kontrol ediyordu ve Türklerin kaldığı otel tam çatışma hattının ortasında yer alıyordu.
Zorlu Yolculuk Başlıyor
Tim, haritayı inceledi ve rotayı netleştirdi. Metemma’dan sınırı geçip, Kuzeydoğu’ya ilerleyerek, Gedaref vilayetini geçip Nil Nehri’ni aşarak Harum’a ulaşmaları gerekiyordu. Ancak büyük bir engel vardı: Bu rotanın tamamı ya Hızlı Destek Kuvvetleri ya da yerel milislerin kontrolündeydi. Yakalansalar, bu, ölüm demekti.
23 Nisan gecesi saat 22:30’da tim, sınırı geçti ve Sudan topraklarına ayak bastı. Hava sıcaklığı 38 dereceydi, ancak gece çölün soğuk havası ile ilerlemeye devam ettiler. Her bir tim üyesinin sırtında 25 kiloluk çanta vardı. Su, erzak, mühimmat, iletişim ekipmanı, ilk yardım malzemesi… Yalnızca gizli silahlar taşıyorlardı. Bu, bir saldırı operasyonu değildi, tamamen bir kurtarma operasyonuydı.
İlk gece 47 kilometre yürüdüler ve güneş doğmadan önce bir vadide mola verdiler. Zorlu yürüyüşte, tüm tim üyeleri nöbetleşe uyudular. Kimse şikâyet etmedi, hepsi son derece dikkatliydi. Silah sesleri uzaktan duyuluyordu ama tehdit doğrudan değildi.
İkinci Gece: Köy ve Tehlike
İkinci gece ise çok daha zorlu geçti. Rota, bir köyün yakınından geçiyordu ve köyde silahlı adamlar vardı. Tim lideri, rotayı değiştirme kararı aldı ve köyü güneyden dolaşacaklardı. Bu karar, fazladan 12 kilometre yapmaları gerektiği anlamına geliyordu, ancak başka çareleri yoktu. Gece yarısından sonra köyü geçtiler ve sabah şafak sökmeden önce güvenli bir noktaya ulaştılar. 53 kilometre yürümüşlerdi.
Üçüncü Gece: Hızlı Destek Kuvvetlerinin Tuzağı
Üçüncü gece, timin karşılaştığı en büyük zorluklardan biriydi. Ankara’dan şifreli bir mesaj geldi. Türklerin durumu kötüleşiyordu. Bir mühendis, diyabet hastası olduğu için ilaçsız kalmıştı. Tim lideri, hızlıca rotayı değiştirerek hızlandırmaya karar verdi. O gece, 61 kilometre yürüdüler. Artık herkesin sınırları zorlanıyordu.
Gece saat 2 civarında, tim bir tepenin ardında ilerlerken, 50 metre uzaklıkta bir araç farı belirdi. Motor sesi duyuldu. Tim, anında komut alarak yere çömeldi. Araç yavaşça yaklaşıyordu. Projektör çevreye döndü ve ışık huzmesi birkaç metre yakından geçti. Kimse kıpırdamadı. 5 dakika boyunca hareketsiz kaldılar. Araç sonunda uzaklaştı ve tim ilerlemeye devam etti.
Port Sudan’a Ulaşmak
Gecenin ilerleyen saatlerinde, tim Nil Nehri’ne ulaştı. Karşıya geçmek için bir balıkçı kayığı hazır bekliyordu. Bu kayık, Teşkilat’ın yerel ağı tarafından daha önce ayarlanmıştı. Kayığın sahibi yaşlı bir Sudanlıydı ve hiçbir soru sormadan, timi karanlıkta nehrin karşısına geçirdi.
Harum’a 75 kilometre kalmıştı, ancak bu son kısmın en tehlikeli olduğu biliniyordu. Şehre yaklaştıkça kontrol noktaları artıyordu ve devriyeler sıklaşıyordu. Tim 2’ye bölündü: 4 kişi ana grup olarak devam edecek, diğer 4 kişi çıkış güzergahını güvence altına alacaktı.
Harum’a Son Yaklaşma ve Kurtarma
Harum’a ulaştıklarında, saat 2 civarıydı. Şehirdeki elektrik şebekesi çökmüş, sokaklar kararmıştı. İlk kontrol noktasına sessizce yaklaştılar ve başarılı bir şekilde geçtiler. İkinci kontrol noktası ise daha zorluydu; ışıklandırılmıştı ve tim alternatif bir rota aradı. Yıkık bir binanın arkasından geçerek, bu kontrol noktasını da geçtiler. Saat 4.30’da, tim Türklerin kaldığı otele 200 metre mesafeye ulaşmıştı.
Şifreli mesaj geldi: “Türkler 3. katta, 307 numaralı odada. Dikkatli olun, binada başka sivillerin olup olmadığı bilinmiyor.”
Tim harekete geçti. İki kişi binanın girişini güvence altına aldı, diğerleri yukarı çıkacaktı. Merdivenleri sessizce tırmanarak, 3. kattaki odaya yaklaştılar. Kapıya üç kısa, iki uzun vuruş yaptılar. İçeriden Türkçe bir ses geldi. “Kim var?”
“Ankara’dan geliyoruz. Kapıyı açın.”
Kapı yavaşça açıldı. Karşılarında 11 Türk vatandaşı vardı. Bitkin yüzler, korku dolu gözler. Ancak hepsi sağdı. Birisi gözleri yaşarmış şekilde konuştu: “Allah’a şükür.”
Bölüm 2: Son Hamle ve Görevin Başarısı
Son Aşama: Son Engeller
Nil Nehri’ni başarıyla geçip Sudan’ın en tehlikeli bölgelerini aştıktan sonra, ekibin Port Sudan şehrine uzanan son etabı en tehlikelisi oldu. Şehir merkezine yaklaştıkça sokaklar daha da riskli hâle geliyor, devriyeler artıyor ve her köşede yakalanma tehdidi hissediliyordu.
Güneş doğmaya başlamış, ıssız sokakların üzerine uzun gölgeler düşürüyordu. Ekip hızlı ama temkinli ilerliyordu; eğitimleri devreye girmişti. Ara sokaklardan ve gizli geçitlerden süzülerek ilerlediler. Çok yol kat etmişlerdi — acımasız çölü aşarak 340 kilometre yürümüşlerdi — ve artık görev neredeyse tamamlanmak üzereydi. Ancak risklerin henüz bitmediğini çok iyi biliyorlardı.
Saat 05.30’da ekip Port Sudan Limanı’na ulaştı. Son ulaşım araçları onları burada bekliyordu. Bölgedeki rutin görevler için konuşlandırılmış bir Türk fırkateyni olan TCG Barbaros, operasyonun nihai hedefiydi. Ancak gemiye binmeden önce Sudan ordusunun kontrolündeki son bir dizi kontrol noktasını aşmaları gerekiyordu.
“Artık çok yakınız,” diye fısıldadı ekip lideri Yüzbaşı Kaan. “Dikkatli olun. Son engel burası.”
Kontrol Noktaları: Son Riski Aşmak
Son kontrol noktasına yaklaştıklarında havadaki gerilim elle tutulur hâle gelmişti. Artık geri dönüş yoktu. Ekip, çevreyle uyum sağlamak için yerel Sudanlı kıyafetleri giymişti ve sıradan siviller gibi davranarak kontrol noktasına yaklaştı. Göğüslerinde kalpleri hızla çarpıyordu.
İlk kontrol noktası üç silahlı Sudan askeri tarafından tutuluyordu. Uzun vardiyalardan bitkin düşmüşlerdi; bu durum ekibin lehineydi. Yüzbaşı Kaan hareketlerini dikkatle izledi.
“Güneylerinden geçeceğiz, hızlıca,” dedi.
Plan kusursuz bir şekilde uygulandı. Saat tam 03.30’da ekip, nöbetçilerin yaklaşık 200 metre güneyinden sessizce geçti. Askerler, yorgunluktan tam dikkatli olmadıkları için hiçbir şey fark etmedi.
Ancak ikinci kontrol noktası çok daha karmaşıktı. Daha büyüktü, daha iyi aydınlatılmıştı ve çok daha fazla asker vardı. Ekip lideri durumu hızla değerlendirdi. Burada yakalanırlarsa görev başarısız olacaktı.
“Etrafından dolanacağız,” dedi Kaan, yakındaki terk edilmiş bir binayı işaret ederek. “Yıkıntıların içinden geçeceğiz. Bize 10 kilometreye mal olacak ama en güvenli yol bu.”
Ekip hiç tereddüt etmeden emre uydu. Karanlık sokaklar ve harabeler arasından neredeyse hiç ses çıkarmadan ilerlediler. Gerilim dayanılmazdı, hızları düşmüştü; ama yakalanmamak için her dakikanın buna değdiğini biliyorlardı.
Saat 04.00’te ikinci kontrol noktasına yakın, harap bir binaya ulaştılar. Birkaç dakika boyunca sessizlik içinde beklediler. Uzakta devriyelerin sesleri yankılanıyordu. Uzun ve gergin dakikaların ardından çevrenin temiz olduğu anlaşıldı. Dikkatle ilerlemeye devam ettiler ve sonunda Türk vatandaşlarının kaldığı otele ulaştılar.
Kurtarma: Zafer Anı
Saat 05.00’te ekip otele sadece 200 metre mesafedeydi. Beş katlı bina karanlık ve sessizdi; yalnızca üçüncü kattan gelen zayıf bir ışık görülüyordu. 11 Türk vatandaşı günlerdir burada saklanıyordu. Korkmuşlardı, belirsizlik içindeydiler ve hayatta kalıp kalamayacaklarını bilmiyorlardı. Grubun lideri Mehmet Bey, kurtuluşun bu kadar yakın olduğundan habersizdi. Kaosun içinde unutulduklarını sanıyorlardı. Oysa Teşkilat onları en başından beri izliyordu.
Ekip lideri Yüzbaşı Kaan, şifreli hat üzerinden Ankara’ya kısa bir mesaj gönderdi:
“Hedefe ulaşıldı. Gözlem başladı.”
Cevap birkaç saniye içinde geldi:
“Dikkatle ilerleyin. Tüm sivillerin güvenliğini sağlayın.”
Operasyon neredeyse bitmişti ama ekip tetikteydi. Yakalanma riski yüksekti ve hızlı hareket etmeleri gerekiyordu.
“Arkadan gireceğiz,” dedi Kaan. “Ön kapıyı kullanamayız. Bina riskli.”
Ekip iki gruba ayrıldı. Dört kişi girişleri güvence altına alacak, diğer dört kişi ise üçüncü kattaki 307 numaralı odaya çıkacaktı.
Sessizce merdivenleri çıktılar, adımları neredeyse duyulmuyordu. Üçüncü kata ulaştıklarında 307 numaralı odanın kapısına geldiler. Önceden kararlaştırılan işaretle — üç kısa, iki uzun tık — kapıyı çaldılar.
Kapı açıldığında içeride 11 Türk vatandaşı vardı. Yorgun, bitkin ve zayıflardı ama gözlerinde inanılmaz bir şaşkınlık vardı.
“Allah’a şükür,” dedi içlerinden biri, gözyaşları yüzünden süzülürken.
Ekip lideri öne çıktı. Yüzü sertti ama sesi sakindi.
“Beş dakikamız var,” dedi. “Taşıyabildiğiniz kadarını alın. Hemen çıkıyoruz.”
Grup hızla eşyalarını topladı. Mehmet Bey, ekip liderine bakarak fısıldadı:
“Bizi nasıl buldunuz?”
Ekip lideri sessizce cevap verdi:
“Sizi hiç kaybetmedik.”
Bu söz Mehmet Bey’i derinden etkiledi. Günlerdir terk edildiklerini sanmıştı. Şimdi ise Teşkilat’ın onları başından beri izlediğini, asla unutmadığını anlıyordu.
Son Kaçış: Sudan’dan Ayrılış
Beş dakika içinde herkes hazırdı. Ekip hızla binadan çıktı ve karanlık sokaklarda ilerlemeye başladı. Şehir hâlâ gergindi ama artık amaçları netti. Güneş doğarken, kendilerini bekleyen terk edilmiş fabrikaya ulaştılar.
“Araçlar hazır,” dedi Kaan.
Teşkilat ağına bağlı yerel Sudanlı sürücüler tarafından kullanılan üç eski kamyon onları bekliyordu. Siviller hızla araçlara bindirildi ve konvoy Port Sudan’a doğru yola çıktı.
Yol tehlikeliydi; askerî kontrol noktaları ve düşman unsurlar hâlâ riskti. Ama şimdilik güvendeydiler.
Saat 19.00’da konvoy Port Sudan’a ulaştı. TCG Barbaros limanda hazır bekliyordu. Ekip lideri gemi komutanına brifing verdi ve kısa süre içinde siviller güvenli bir şekilde gemiye alındı.
Fırkateyn Kızıldeniz’e açıldı ve Cidde’ye doğru yol aldı. Buradan Türkiye’ye gidecek ticari uçağa aktarılacaklardı. Kurtarma operasyonu sona yaklaşmıştı.
Sonrası: Görev Tamamlandı
Türkiye’ye dönüldüğünde görev başarıyla sonuçlanmıştı. Sekiz kişilik özel kuvvetler timi, düşman topraklarında 340 kilometre yürümüş, sayısız engeli aşmış ve Sudan’daki çatışmanın ortasından 11 Türk vatandaşını kurtarmıştı.
Bu operasyon sadece askerî bir başarı değil, güçlü bir mesajdı. Teşkilat, nerede olursa olsun Türk vatandaşlarını korumaktan vazgeçmeyeceğini bir kez daha göstermişti.
TCG Barbaros Kızıldeniz’de yol alırken ekip yaşadıklarını düşündü.
“Kahramanlar sizsiniz,” dedi ekip lideri kurtarılan sivillere.
“340 kilometre yürüdünüz, hayatta kaldınız.”
Görev başarıyla tamamlanmıştı. Ancak bu tim için bu sadece bir görevdi. Yakında yeni bir görev için hazır olacaklardı. Çünkü Teşkilat, dünyanın neresinde olursa olsun Türkiye’nin insanlarını korumaya devam edecekti.