Hemşire 1978’de Kayboldu — 30 Yıl Sonra Kimlik Kartı Ormanda Bulundu

.
.

Feride Arslan’ın Kayboluşu ve 30 Yıllık Kayıp: Gizem, Adalet ve Unutulmaz Soru

1988 yılı, Karadeniz’in sakin kasabalarından biri olan Yeşilköy’de, hayatını insanlara adayan bir hemşire olan Feride Arslan’ın kayboluşuyla karanlık bir dönemin başlangıcını işaret etti. Feride, mesleğini en iyi şekilde yapan, sakin, güven veren, sevecen bir kadındı. Her gün hastalarına bakıyor, onlara şefkatle hizmet ediyordu. Ancak, 14 Kasım 1988’de, akşam vardiyasını bitirip hastaneden ayrıldıktan sonra, bir daha geri dönmedi. Feride’nin kayboluşu, 30 yıl boyunca devam eden bir kayıp davaya dönüştü. Ancak, 2008’de ormanda yapılan bir keşif her şeyi değiştirdi ve kaybolan hemşire ile ilgili çözülemeyen sırlar yeniden gün yüzüne çıktı.

Bu yazıda, Feride Arslan’ın kayboluşunun ardındaki gizemi, yaşanan trajediyi ve sonunda gelen adaleti adım adım inceleyeceğiz. Gizemi çözmek, cinayet mi kaybolmuşluk mu olduğu sorusuna yanıt aramak ve sistemin bu tür vakaları nasıl ele aldığını tartışacağız. Ayrıca, bu dava üzerinden toplumsal sistemlerdeki eksiklikleri ve kişisel adaletin nasıl ihmal edilebileceğini de sorgulayacağız.

Feride Arslan: Karadeniz’in Sakin Hemşiresi

Feride Arslan, 36 yaşında, Karadeniz’in güzellikleriyle çevrili Yeşilköy’de yaşayan bir hemşireydi. Kendisi üniversite mezunu, sevecen ve son derece duyarlı bir kadındı. Karadeniz Hastanesi’nde kardiyoloji servisinde çalışıyordu. Bu hastane, o dönemde kasabanın en güvenilir ve saygın sağlık kurumlarından biriydi. Feride, işine bağlıydı ve hastalarına karşı son derece dikkatliydi. Meslektaşları onu her zaman işine adanmış biri olarak hatırlardı. Ancak Feride’nin hayatı, kasaba halkı için 1988’de bir sabah bir anda değişti.

İlk başta, Feride’nin kayboluşu gibi bir durum kimseyi ciddi şekilde endişelendirmemişti. Bir hemşire, işlerini bitirip evine döndüğünde, bir süre kaybolmuş olabilir düşüncesiyle olayı geçiştirebilirlerdi. Ancak, Feride’nin evine hiç ulaşamaması, kaybolmuş olmasını daha da karmaşık hale getirdi. Feride’nin kaybolduğu günden sonra, onun arabası birkaç gün sonra terk edilmiş olarak bulundu, ancak Feride’den hiçbir iz yoktu. Bu, kasabada paniği tetikleyen bir durumdu.

2008 Keşfi: Gizem Çözülmeye Başlıyor

Feride’nin kaybolmasından 20 yıl sonra, 2008 yılında bir ormanda yapılan keşif, büyük bir dönüm noktası oldu. Alaattin Korkmaz adında bir adam, 10 kilometre kadar uzak bir ormanda yürüyüş yaparken, ormanın derinliklerinde gömülü bir kimlik rozeti buldu. İlk bakışta çöp gibi görünen bu nesne, Feride’nin kaybolmuş kimliğini gösteriyordu. Alaattin, hemen polisi arayarak durumu bildirdi. Feride’nin kayboluşunun üzerinden geçen 30 yılın ardından, bu bulgu büyük bir adım oluyordu.

Komiser Oktay Şahin, 2008’deki bu keşif üzerine harekete geçerek soruşturmayı yeniden açtı. Yeni bilgiler, eski dosyalarla birleştirilerek, Feride’nin kaybolmuş olduğu gün ile ilgili yeni sorular ortaya çıkardı. Rozetin bulunduğu yerin 30 kilometre uzakta olması, Feride’nin kaybolmuş olduğu yerden farklı bir yerleşim yerinde ölüme neden olmuş olabileceği fikrini doğurdu. Ancak, Feride’nin kaybolduğunun 30 yıl sonra bu şekilde bulunması, başka soruları da gündeme getirdi: Gerçekten Feride’nin kaybolduğu orada mı öldü? Bu sorulara adım adım çözüm aranacaktı.

Alaattin Korkmaz: Feride’nin Kayboluşu ile Bağlantılı Olan Kimdi?

Alaattin Korkmaz, bir öğretmen olarak tanınıyordu ve o dönemde Feride’nin kaybolduğu günlerde hastanedeki bir hasta olan Alaattin, Feride’ye takıntılıydı. O zamanki hastalar arasında sıkça Feride ile iletişime geçmeye çalışmıştı. Feride de profesyonel bir şekilde Alaattin’i sakinleştirmeye çalıştı ancak onun takıntılı hareketleri, Feride’nin kayboluşuyla ilgili şüpheleri arttırmıştı. Alaattin, Feride’ye olan ilgisini, tedavi edilmesi gereken bir takıntı olarak göstermişti. Kaybolduğu günden sonra, her şeyin Alaattin’in davranışlarıyla bağlantılı olduğu görülmeye başlandı.

Yapılan soruşturma neticesinde, Alaattin’in o dönemde Feride’yi bir şekilde takip etmiş olduğu ve 1988’de Feride’nin kaybolmasından önceki birkaç hafta boyunca Feride’nin gittiği yerleri bildiği ortaya çıktı. Feride, 14 Kasım 1988 gecesi hastaneden ayrılırken, Alaattin’in onu izlediği ve zorla arabasına bindirdiği ortaya çıktı. Feride’nin arabası terk edilmiş bir şekilde bulunduğunda, şüpheler doğrulandı ve Alaattin, kaybolmuş kadının kaçırılmasında yer almıştı. Ancak, Alaattin’in öne sürdüğü hikaye eksikti ve tam anlamıyla itiraf etmedi. Kaybolmuş kadınla bağlantısı neydi? O akşam gerçekten ne olmuştu? Alaattin, Feride’yi yalnız mı takip etti, yoksa başka biriyle mi işbirliği yapmıştı?

Adli Tıp ve Yeni Deliller: Feride’nin Cesedi Nerede?

Adli tıp uzmanları, 30 yıl sonra ormanda bulunan kalıntıları inceledi. Kalıntıların insan kalıntısı olduğu doğrulandı ancak DNA testi, kesin bir sonuca ulaşamayacak kadar bozulmuştu. Yine de, kemiklerin ömrünün çoğunu Karadeniz’de geçirmiş olduğuna dair bir belirti bulundu. Bu durum, Feride’nin cesedinin başka bir yerde, ormanın uzak köşelerinde olabileceğini gösteriyordu.

Alaattin’in kaybolmuş kadını öldürme işlemi ve onun cesedini alıp uzak bir alana gömme olasılığı, soruşturma için yeni bir boyut ekledi. Kalıntılar, onu öldürenin izini sürme anlamında, birçok soru işareti doğurdu. Gerçekten o gece ne oldu? Feride’nin kayboluşunun tüm ayrıntıları hala eksik. En büyük soru, feride’nin ölümüne sebep olan travmanın detaylarının kaybolmuş olmasıydı. Alaattin’in cinayet ve kayboluşla ilgili hikayesi hala yarım kalmıştı.

Sonuç ve Adalet: Feride’nin Ailesine Umut

Feride’nin kayboluşu, her şeyin ötesinde bir kayıptı. Onun aileye verdiği değeri, kasaba halkı unutmadı. Nazende, Feride’nin kaybolduğu günden sonra uzun yıllar boyunca oğluyla birlikte yasını tuttu. Her yıl, Feride’nin kaybolduğu gün, kaybolmuş kadınların dosyalarına bakarak adaletin gecikmesini kabul etmek zorunda kaldı. Ancak, 2013’te Alaattin’in mahkumiyeti ve ardından gerçekleşen delillerle birlikte, Feride’nin kayboluşu ve ardından yaşanan olaylar nihayet çözülmüş oldu.

Feride’nin kayboluşu 30 yıl sonra çözülse de, sistemin eksikliği hala devam ediyor. Cinayet davalarındaki açıklanmaz boşluklar, toplumun zorlanabilirliğine dair çok önemli sorular sormaktadır. Feride’nin kayboluşunun çözülmesinin ardından, kaybolmuş kadınlar ve eski kayboluş davalarının ilerlemesi, toplumsal algılama açısından büyük bir öneme sahiptir. Ancak, adaletin tam olarak yerini bulması daima bir geç kalmışlık hissi yaratmaktadır.