“Ahırdaki Sır: İnsan ve Hayvan Arasında Doğan Yavru”

Greenwood Vadisi henüz güne tam uyanmamıştı. Sabah sisi, toprak yolun üzerinden ağır ağır yükseliyor, ahırın eski tahtalarını soluk bir maviye boyuyordu. Vadideki rüzgârın hafif uğultusu, yeni uyanan kuşların cılız ötüşleriyle karışarak bir huzur tablosu çiziyordu. Fakat bu sakinliğin altında, çok geçmeden tüm bölgeyi sarsacak bir sır nefes almaya hazırlanıyordu.
Ahırın içinde, 40’lı yaşlarının sonlarında sakin yapısıyla tanınan veteriner Dr. Samuel Miller, sabah vizitesine başlamıştı. Burada hayat yıllardır aynı ritimde akardı. Kısrakların huzurlu solukları, koyunların arada bir çıkan melemeleri, samanın hışırtısı… Hepsi onun için bir tür meditasyondu. Bu vadi, şehrin karmaşasından uzakta, ruhunun dinlendiği sığınaktı.
Samanların üzerindeki bandajı kontrol ettiği kısrağa yumuşak bir tonda:
— “Sakin ol kızım…” diye fısıldadı.
Bu sırada dışarıdan gelen çakıl sesleri dikkatini çekti.
Tozlu bir kamyonet çiftlik yoluna girmişti. Kamyonetin kapısı açıldı ve içinden sert yüzlü ama iyi kalpli bir adam indi: emekli asker Daniel Hay.
Arka koltuktan zayıf adımlarla Alman kurdu Luna indi. Normalde enerjik ve kendinden emin olan Luna’nın kuyruğu bu kez güçsüzce sallanıyordu. Gözleri tedirgin, nefesi düzensizdi.
Daniel kısa bir selam vererek:
— “Dün geceden beri garip davranıyor. Zamanı gelmiş olabilir diye düşündüm,” dedi.
Dr. Miller hemen çömeldi ve Luna’nın karnını muayene etti. Kasılmalar başlamıştı, fakat düzensizdi. Gözlerinde bir gariplik vardı. Bir köpeğin doğum sancısından daha farklı bir şey…
— “Yaklaşıyor,” dedi Miller. “Hadi onu içeri alalım.”
Asistan Claire hızlı adımlarla ahırın bir köşesini hazırladı. Temiz samanlar, havlular, doğum seti… Her şey olması gerektiği gibiydi. Fakat odanın havasında açıklanamayan bir ağırlık vardı. Sanki doğa bile bir terslik olduğunu hissediyordu.
Luna, samanların üzerine yattı. Daniel diz çökerek onun yanına oturdu, kürkünü okşadı.
— “Buradayım kızım,” dedi kısık bir sesle. “Daha kötülerini atlattık. Bu da geçer.”
Ama içindeki bir his, bunun “geçmeyecek” bir şey olduğunu söylüyordu.
Ahırın dışından güneş ışığı süzülüyor, içeri altın sarısı çizgiler bırakıyordu. Zaman ağır akıyordu. Her nefes, bir öncekinden gergin geliyordu. Luna titredi, inledi, tırnakları samanı eşeledi.
Derken bir anda keskin bir çığlık sesi ahırı doldurdu.
Luna’nın vücudu kasılarak kapanmıştı. Doğum başlamıştı.
Claire aceleyle havluları uzattı. Dr. Miller sakin ama hızlı hareketlerle pozisyon aldı.
Dakikalar bir saate dönüştü.
Luna’nın çığlıkları ahırın iç duvarlarından yankılanıyor, Daniel’ın tüylerini ürpertiyordu.
Sonunda…
Islak, parlak bir beden dışarı kaydı ve havlunun üzerine düştü.
Ama tam o anda Dr. Miller’ın yüzündeki ifade değişti.
Gözleri genişledi.
Rengi soldu.
Claire dondu kaldı.
— “Ne… bu ne?”
Dr. Miller konuşamıyordu.
Havlunun üzerindeki şey bir yavruydu, evet.
Ama bir köpeğe benzemiyordu.
Derisi yarı saydamdı.
Nefes alışları metalik bir ritim gibiydi.
Parmak uçları insan eli gibi esnekti.
Kafası yuvarlaktı, omurgası çok sertti.
Göğüs kafesi garip bir şekilde titreşiyordu.
Luna zayıf bir iniltiyle başına doğru eğildi. Onu kokladı.
Sonra aniden… korumaya başladı.
Sanki her şeyi anlıyor ve çocuğunu sahipleniyordu.
Yaratık birden kıpırdandı.
Boğazından çıkan ses, havlama ve ağlama arasında bir yerdeydi.
İnsan ile hayvan arasındaki çizgiyi paramparça eden türden bir ses.
Claire elini ağzına götürdü:
— “Bu… doğal değil.”
Dr. Miller titreyen bir sesle:
— “Yaşıyor. Ama… bu normal bir yavru değil.”
Ahırın dışındaki rüzgâr aniden şiddetlendi.
Sanki doğa bile olan bitene tepki veriyordu.
Miller stetoskopu göğsüne yerleştirdi.
Ne duyduğu…
Bir canlıya ait olamazdı.
Düzensiz, metalik bir tını vardı.
Sanki içinde küçük bir motor çalışıyordu.
Claire geri çekildi.
Daniel ise ayağa kalktı, tedirginlik ve öfke arasında nefesi kesildi:
— “Doktor… bu şey de ne?”
Luna aniden hırladı.
Kimse yaklaşmasın diye yavrusunu gövdesiyle örttü.
Miller ellerini kaldırdı:
— “Sakin ol Luna… sadece bakacağım…”
Ama köpek öfkeyle dişlerini gösterdi.
Claire fısıldadı:
— “Onu kabul ediyor… annesi gibi.”
Dr. Miller birkaç adım geri çekildi. Zihni bilimsel veri, etik değer ve saf korku arasında gidip geliyordu.
— “Hayır,” dedi kısık bir sesle. “Bu sadece bir anormallik değil. Bu… hiç görmediğim bir şey.”
Gece ilerledi.
Luna ve yavrusu uyuklarken Dr. Miller gizlice kan örneği aldı.
Çalışma masasında mikroskopa eğildiğinde gözleri büyüdü.
Hücreler… insan hücrelerine benziyordu.
Ve ertesi sabah kapsamlı testler sonuçlandığında, gerçek şok ediciydi:
%81 Alman kurdu DNA’sı.
%19 insan DNA’sı.
Claire titreyerek:
— “Bu… bir insan melez mi?!”
Dr. Miller’ın sesi kısıktı:
— “Biri bunu bilerek tasarlamış.”
Ahırın kapısında sessizce duran Daniel bir adım attı.
— “Söylemiştim,” dedi. “Yıllar önce görevdeyken Kimera Projesi hakkında fısıltılar duydum. Savaş için insan–hayvan karışımı hibritler üretmeye çalışıyorlardı. Bir tesis yandıktan sonra tüm kanıtların yok olduğu söylendi. Ama…”
Gözleri Luna’ya döndü.
— “Onu ormanın içinde bulduğumda tasmasında LX13 yazıyordu. Bir isim değil… bir numara.”
Ahır dondu kaldı.
Luna, doğurduğu yavruyu korumaya devam ediyordu.
Bu yavru, o korkunç deneylerin yankısıydı.
Dr. Miller bilgisayarı kapattı.
— “Bu sır burada bitecek. Veri yok, örnek yok, kayıt yok.”
Bundan sonra tek amaçları vardı:
Bu yavruyu dünyadan saklamak.
Yaratığa gizlice bir isim verdiler:
Hope – Umut.
Günler geçtikçe Hope büyüdü.
Kürkü doğal bir tonda uzadı.
Vücut yapısı bir köpeğe benziyordu artık.
Ama gözleri…
Bir çocuğun bilinçli bakışı gibi derindi.
Her kelimeyi anlıyor gibiydi.
Daniel’e yakın duruyor, Luna’yı teselli ediyor, Claire’in ruh halini algılıyor, Dr. Miller’ın ellerine bakarken neredeyse “soru soruyor” gibi duruyordu.
Aylar geçti.
Fakat vadide söylentiler yayılmıştı:
Ahırdan gelen ışıklar…
Gece duyulan insan–hayvan arası sesler…
Ormanda siyah gölgeler…
Bir sabah sis vadiyi sararken çiftlik yolunda beş siyah cip belirdi.
İçlerinden devlet ajanı oldukları açık olan kişiler indi.
Öndeki kadın soğuk bir sesle:
— “Dr. Miller. İçerideki genetik materyali almaya geldik.”
Daniel öne çıktı.
— “İçeride hasta bir köpek var. Başka bir şey yok.”
Kadın alayla gülümsedi.
— “O yavrunun kaynağını biliyoruz.”
Ajanlar ahıra yürürken…
Luna kapıda dikildi.
Hope da cesurca annesinin yanında durdu.
Ajan silahına uzandı.
Ama Dr. Miller bağırdı:
— “O yaratığı vurursanız, neyi öldürdüğünüzü bile anlayamazsınız!”
Gerilim patlamak üzereyken kadın geri çekildi.
— “Bu yolun sonu değil,” dedi.
Fakat o gün için geri çekildiler.
Aylar sonra Luna iyileşti, Hope büyüdü, aile bir bütün oldu.
Artık korku yoktu.
Sadece hayat vardı.
Dr. Miller bir akşam üzeri onları izleyerek fısıldadı:
— “Dünya bunu bilseydi… mucize değil, silah görürdü.”
Daniel yanına geldi.
— “İşte bu yüzden kimse bilmeyecek.”
Claire ekledi:
— “Belki de bu, bilimin hatası değil… affetmenin kanıtıdır.”
Güneş tepelerin ardında kaybolurken Luna yavrusunun yanına uzandı.
Hope başını annesinin boynuna koydu.
Daniel elini onların üzerine koydu.
Dr. Miller uzak bir köşede gülümsedi.
“Bazı mucizeler açıklanmak için değil… korunmak içindir.”
Ve Greenwood Vadisi’nin alacakaranlığında, ahırın eski kirişleri altında bir anne ve çocuğu huzur içinde uyudu.
Bir zamanlar sır, korku ve deney olan şey…
Artık sadece aileydi.
Ve imkânsız olan sonunda yuvasını bulmuştu.