Hastanede Bir Mucize

Acil Servisin Kapısı
Acil servis kapısı, yorgun bir çığlık gibi açıldı. Rafael, oğlu Pedro’yu kucağında taşıyarak içeri girdi. Pedro’nun yüzü bembeyazdı, gözleri acıyla sıkılmış, dudakları titriyordu. Zayıf bir şekilde ağlıyordu, ama bu ağlama yorgunluktan gelen, derinlerden çıkan kuru bir ağlamaydı. Rafael, yardım için bağırıyordu; sesi çaresizlikle çatlamıştı. Ama kimse dönüp bakmıyordu. İnsanlar koridorlarda koşuşturuyor, bazıları plastik sandalyelerde oturup başlarını eğmiş bekliyor, bazıları ise sessizce inliyordu.
Koridorun bir köşesinde bir kadın, bir kovaya kusuyordu. Bir başka köşede, alnı yarılmış bir çocuk duvara yaslanmıştı. Rafael, resepsiyon masasına geldiğinde, camın arkasındaki kadın başını bilgisayar ekranından kaldırmadan bir form uzattı ve çenesini sıra kuyruğuna doğru salladı.
Rafael yerinden kıpırdamadı. Pedro’yu sıkıca tutuyordu. Çocuğun alnından ter damlıyordu, vücudu sanki içeriden bir şey tarafından sıkılıyormuş gibi kıvranıyordu. Rafael, durumun acil olduğunu, oğlunun neyi olduğunu kimsenin bilmediğini ve bu ay içinde dördüncü kez aynı acıyı yaşadıklarını söyledi. Kadın derin bir nefes aldı, bir hemşire çağırdı ve sırada 12 kişi olduğunu söyledi. Rafael tartışmak istedi, ama Pedro öyle bir çığlık attı ki herkes dönüp baktı.
Bir hemşire yanlarına geldi, Pedro’nun alnına dokundu, yaşını sordu, kusup kusmadığını ve nefes alıp alamadığını öğrenmek istedi. Rafael, hızlı hızlı cevap verdi, kelimeler birbirine karışıyordu. Hemşire birkaç şey yazdı ve beklemelerini söyledi. Sadece bu kadar. Beklemek. Rafael, her şeyi bırakıp bağırmak istedi. Ama bir yere oturacak yer bile yoktu. Çaresizlikle duvara yaslandı, Pedro’yu kucağında tutarak yere oturdu. Oğlunu sakinleştirmeye çalışıyor, aynı zamanda kendi korkusunu kontrol etmeye çabalıyordu. Panik yaparsa, kontrolü tamamen kaybedeceğini biliyordu.
Pedro, vücudunu küçültmeye çalışıyormuş gibi kendini kıvırıyordu. Rafael, sessizce ağladı. Gözlerini sıktı, boğazındaki düğümü yutmaya çalıştı. Oğlunun acısını elleriyle çekip almak istiyordu, ama yapamıyordu. Tek yapabildiği, beklemekti.
Hastanede zaman acımasızdı. Dakikalar geçmek bilmiyordu. Koridorun beyaz ışıkları her şeyi daha soğuk gösteriyordu. Hava ağır ve boğucuydu, alkol ve ter kokuyordu. Bir adam sandalyede şiddetle öksürüyordu. Yaşlı bir adam diz ağrısından şikayet ediyor, ama kimse ilgilenmiyordu.
Bir saatten fazla bekledikten sonra, Pedro’nun adı nihayet çağrıldı. Rafael bir anda yerinden fırladı ve gösterilen kapıya doğru koştu. İçeride genç bir doktor vardı. Yorgun yüzü, göz altındaki morluklarla doluydu. Adının Cristiane olduğunu söyleyerek kendini tanıttı. Pedro’yu yatağa yatırmasını istedi ve dikkatlice muayene etmeye başladı. Semptomları, ne zaman başladığını, daha önce neler yapıldığını, ilaç alerjisi olup olmadığını sordu. Rafael, panik içinde her soruyu yanıtladı. Pedro, bir kez daha acı içinde bağırmaya başladı. Doktor, damar yolundan bir ağrı kesici verdi ve kan testi ile tomografi istedi.
Çaresizlik
İki saat sonra, Pedro hâlâ yarı baygın bir şekilde yatarken doktor odaya geri döndü. Testlerin temiz olduğunu, hiçbir enfeksiyon veya anormallik olmadığını söyledi. Tomografi de normaldi. Rafael, bunu anlamıyordu. Bağırmaya başladı, açıklama istedi. Doktor, bunun nörolojik bir sorun olabileceğini, hatta psikolojik bir durumdan kaynaklanabileceğini söyledi. Ama bu tür durumların uzmanlar tarafından değerlendirilmesi gerektiğini ve bunun aylarca sürebileceğini ekledi. Rafael donup kaldı.
Doktor, oğlunu bu halde eve göndermesi gerektiğini söylüyordu. Rafael bunu kabul etmedi. Gitmeyeceğini, bunun bir haksızlık olduğunu, oğlunun bir sayı olmadığını haykırdı. Doktor sadece iç çekti ve elinden gelen her şeyi yaptığını, ama o gece daha fazlasını yapamayacağını söyledi ve odadan çıktı.
Pedro hafifçe uyuyordu, ama yüzü hâlâ acı içindeydi. Sedasyon altında bile acı çekiyormuş gibi görünüyordu. Rafael bütün gece uyumadı. Her seferinde Pedro’nun derin bir nefes alışıyla irkiliyor, hemşireyi çağırıyor, daha fazla test yapılması için yalvarıyordu. Ama kimse yardım etmiyordu. Hastane, yüzsüz bir canavar gibiydi. Rafael, koridorlarda dolaşıyor, hâlâ işini yapabilecek bir profesyonel bulmaya çalışıyordu. Ama herkes başka bir dünyadaydı. İnsanlar sedyelerde uyuyordu, yerde yatanlar vardı, çocuklar ağlıyor, yaşlılar inliyordu. Sonsuz bir savaş alanı gibiydi.
Sabah olduğunda Rafael, Pedro’yu tekrar kucağına aldı ve geceyi geçirdikleri o köşeye döndü. Yorgun bir şekilde yere oturdu, oğluna sarıldı ve tavana baktı. Hiçbir şey olmuyormuş gibi duran o tavan, sanki bir mucizenin gelmesini bekliyordu. İşte o zaman Rafael, su sebilinin yanında duran adamı gördü.
Yaşlı, zayıf, saçları karışık, kıyafetleri yırtık ve kirli, elinde eski bir plastik torba, başında solmuş bir şapka. Adam oradaydı, sessizce duruyordu. Kimse ona dikkat etmiyordu, ama o Pedro’ya bakıyordu. Acıma duygusuyla değil, odaklanmış bir şekilde, sanki acının ötesinde bir şey görüyormuş gibi.
Tanışma
Rafael, adamı bir süre görmezden gelmeye çalıştı. Onu sadece hastanede barınmaya çalışan bir evsiz sandı. Ama adamın bakışlarında garip bir şey vardı. Rafael, istemese de adamın varlığını düşünmeye devam etti. Adam bir heykel gibi hareketsizdi, ama Pedro’ya bakmayı bırakmıyordu. Ve her ne kadar Pedro uyuyor gibi görünse de, Rafael ne zaman adama bassa, Pedro’nun huzursuzlandığını fark ediyordu.
Pedro bir kez daha ağlayarak uyandı. Bu, bir çocuğun mızmızlanması gibi bir ağlama değildi. İçeriden gelen, insanın içini parçalayan bir ağlamaydı. Rafael, hemen ayağa kalktı, oğlunun alnını okşadı, hemşireyi çağırdı, bir doktor aradı ama kimse gelmedi. Acı bir anda geri dönmüştü. Pedro öyle şiddetle kıvranıyordu ki neredeyse yataktan düşecekti. Rafael onu sıkıca tuttu, ama Pedro bağırıyordu. Göğsünü tutuyor, içeriden yandığını söylüyordu. Sonra başını yatağa vurmaya başladı. Rafael ne yapacağını bilemiyordu. Çaresizlik içinde oğlunu tutmaya çalıştı, ama ne yapacağını kestiremiyordu.
O sırada adam yerinden kalktı. Sessizce Rafael’in yanına yaklaştı. Gözlerinin içine baktı ve Pedro’yu işaret ederek, “İzin verirsen, onun acısını hafifletebilirim,” dedi. Rafael şoktaydı. Bu adam ne söylüyordu? Oğlunu iyileştirebileceğini mi iddia ediyordu? Rafael, Pedro’yu daha da sıkı tuttu ve adamı uzaklaşması için uyardı. Ama adam bir şey söylemedi, sadece geri çekildi ve bekledi.
Pedro’nun krizi uzun bir süre sonra azaldı ve çocuk bayıldı. Rafael, tüm vücudunun titrediğini hissederek ağladı. Olanların normal olmadığını biliyordu. Bu bir hayal ürünü ya da stresin sonucu değildi. Gerçekti. Ama kimse bir şey yapmıyordu. Kimse ona inanmıyordu.
Silas’ın Sırrı
Gecenin ilerleyen saatlerinde Rafael, Pedro’yu kucağında tutarak yere oturdu. Gözleri kapanmak üzereydi, ama zihni durmuyordu. Su sebilinin yanındaki adam hâlâ oradaydı. Silas, hiç hareket etmeden Pedro’ya bakıyordu. Rafael, Pedro’yu yere yatırdı ve yavaşça adamın yanına yürüdü. Ayakta durarak adama yukarıdan baktı. Adam kafasını kaldırdı ve Rafael’e baktı, sessizce. Rafael, “Oğlumdan ne istiyorsun?” diye sordu.
Adam sakin bir şekilde, “Bir şey istemiyorum,” dedi. “Sadece onu izliyorum. Acısını hissedebiliyorum. Eskiden doktordum. Artık değilim. Ama bir şeylerin yanlış olduğunu anlayabiliyorum.”
Rafael, birkaç adım geri çekildi. Adamın söyledikleri kafasını karıştırıyordu. “Senin gibi birine neden güveneyim ki?” diye sordu Rafael. Silas derin bir nefes aldı. “Bana güvenmek zorunda değilsin,” dedi. “Ama bir şans verirsen, acısını hafifletebilirim. İyileştirmek için söz veremem, ama acısını alabilirim.”
Rafael, Silas’a inanmak istemedi. Ama Pedro’nun durumu her geçen dakika kötüleşiyordu. Silas’ın sözleri kafasında yankılanıyordu. “Sadece bir dakika. Sadece elini tutmama izin ver,” demişti. Ve o an, Rafael, Silas’a bir şans vermeye karar verdi.
Silas, Pedro’nun yanına diz çöktü. Çocuğun küçük elini nazikçe tuttu. Silas’ın elleri soğuk ve kuruydu, ama bir anda Pedro’nun çığlıkları kesildi. Çocuğun vücudu gevşedi, nefesi yavaşladı ve Pedro uykuya daldı. Rafael, gözlerine inanamadı. Silas, gözlerini kapatmıştı, elleri hafifçe titriyordu. Birkaç saniye sonra derin bir nefes aldı ve Pedro’nun elini bıraktı. “Bir süre dinlenecek,” dedi. Sonra ayağa kalktı, Rafael’e baktı ve sessizce uzaklaştı.
Bölüm 5: Gerçekler Ortaya Çıkıyor
Silas uzaklaştığında Rafael, Pedro’ya baktı. Çocuğu bu kadar huzurlu bir şekilde uyurken görmek, ona hem rahatlık hem de korku verdi. “Bu nasıl mümkün olabilir?” diye düşündü. Silas’ın sözleri, hareketleri, Pedro’nun ağrılarının aniden kesilmesi… Bunların hepsi bir mucize gibi görünüyordu. Ama Rafael’in içinde bir şüphe vardı. Silas kimdi? Bu gücü nereden alıyordu? Ve neden kimse onun hakkında konuşmuyordu?
Ertesi sabah, Pedro hâlâ sakin bir şekilde uyuyordu. Rafael, Jéssica’ya Pedro’ya göz kulak olmasını rica etti ve dışarı çıktı. Amacı, Silas’ın geçmişini öğrenmekti. Silas’ın bir zamanlar doktor olduğunu söylemesi, Rafael’in kafasında birçok soru işareti oluşturmuştu.
Rafael, eski bir otobüse binerek şehir merkezine gitti. Eski ve yıpranmış bir binanın önünde durdu: São Vicente Hastanesi. Silas’ın bir zamanlar burada çalıştığını söylemişti. Resepsiyona gidip, “Silas Batista adında bir doktoru araştırıyorum,” dedi. Ancak resepsiyondaki kadın, Rafael’e ilgisiz bir şekilde baktı ve “Adı tam değilse, yardımcı olamam,” dedi. Rafael ısrar etti, ama sonuç alamadı.
Tam pes etmek üzereyken, eski bir güvenlik görevlisiyle karşılaştı. Adam, Rafael’in sorusunu duyunca bir süre sessiz kaldı, sonra başını salladı. “Silas Batista mı? Evet, burada çalıştı. O zamanlar çok iyi bir nöroşirürjendi. Ama sonra bir trajedi yaşandı.”
Rafael, “Ne trajedisi?” diye sordu. Güvenlik görevlisi derin bir nefes aldı ve yavaşça konuşmaya başladı. “Kendi kızını ameliyat etti. Beyninde nadir görülen bir bozukluk vardı. Silas, onu kurtarabileceğine inanıyordu. Ama işler ters gitti. Kızı ameliyat sırasında hayatını kaybetti. O günden sonra Silas, her şeyi bıraktı. Mesleğini, hayatını, her şeyini.”
Bu sözler Rafael’in beyninde yankılandı. Silas’ın sessizliği, bakışlarındaki ağırlık, Pedro’ya yardım ederken gösterdiği kararlılık… Hepsi şimdi anlam kazandı. Rafael, güvenlik görevlisine teşekkür etti ve hastaneden ayrıldı. Otobüste eve dönerken, Silas’ın yaşadığı acıyı düşündü. Silas, kendi kızını kurtaramamıştı. Ama şimdi Pedro’ya yardım ederek, belki de geçmişteki hatalarını telafi etmeye çalışıyordu.
Bölüm 6: Sistemle Savaş
Rafael hastaneye geri döndüğünde, Pedro’nun hâlâ sakin olduğunu gördü. Silas ise her zamanki yerinde, su sebilinin yanında oturuyordu. Rafael, yanına gidip sessizce oturdu. Bir süre konuşmadılar. Sonunda Rafael, “Kızını kaybettiğini biliyorum,” dedi. Silas, başını kaldırmadan, “Evet,” diye yanıtladı. “Onu kurtaramadım. Ama o zamandan beri, başka çocuklar için bir şeyler yapmaya çalışıyorum.”
Rafael, Silas’a baktı. “Seni susturmaya çalışıyorlar, değil mi?” diye sordu. Silas, acı bir şekilde gülümsedi. “Sadece beni değil. Herkesi. Sistem, anlamadığı şeylerden korkar. Ve anlamadığı şeyleri yok etmeye çalışır.”
Rafael, Silas’a yardım etmeye karar verdi. Jéssica’nın da yardımıyla, Silas’ın eski hastane kayıtlarını ve araştırmalarını buldular. Silas’ın bir zamanlar nörolojik hastalıklar üzerine yaptığı yenilikçi çalışmalar, üst düzey yöneticilerin baskısıyla durdurulmuştu. Araştırmaları, “etik kurallara aykırı” olduğu gerekçesiyle rafa kaldırılmıştı. Ama Rafael, bu belgelerin bir kopyasını almayı başardı.
Bu sırada hastane yönetimi, Silas’ı tamamen hastaneden uzaklaştırmak için harekete geçti. Silas’ın “tehlikeli” ve “sorun çıkaran” biri olduğunu iddia ederek, güvenlik görevlilerine talimat verdiler. Ancak Rafael, bu durumu kabul etmedi. “Silas, oğlumu kurtardı. Eğer onu buradan çıkarırsanız, bunu herkes öğrenecek,” dedi. Rafael’in kararlılığı, yönetimi köşeye sıkıştırdı.
Bölüm 7: Mucizeler ve Değişim
Bir gece, Pedro’nun durumu aniden kötüleşti. Rafael, hemşirelere seslendi, ama kimse gelmedi. Pedro, acı içinde kıvranıyordu. Rafael, çaresizlik içinde Silas’ı aradı. Silas, birkaç dakika içinde hastaneye geldi. Güvenlik görevlileri onu durdurmaya çalıştı, ama Rafael onları engelledi. Silas, Pedro’nun yanına gidip elini tuttu. Bir kez daha, Pedro’nun acısı bir anda kesildi. Çocuk derin bir uykuya daldı.
Ancak bu sefer, Silas çok daha yorgun görünüyordu. Yere çöktü, nefes alıp vermekte zorlanıyordu. Rafael, onu kaldırmaya çalıştı, ama Silas, “Beni düşünme. Önemli olan Pedro,” dedi.
Bu olaydan sonra, hastane yönetimi geri adım atmak zorunda kaldı. Silas’ın Pedro’ya yardım ettiğini gören doktorlar ve hemşireler, sessizce onun tarafını tutmaya başladılar. Jéssica, Silas’ın araştırmalarını basına sızdırdı. Haberler, kısa sürede yayıldı. Silas’ın yöntemleri tartışılmaya başlandı. Bazıları onu bir kahraman olarak görürken, bazıları hâlâ şüpheyle yaklaşıyordu. Ama Silas’ın çabaları, Pedro’nun iyileşmesine yardımcı olmuştu ve bu inkâr edilemezdi.
Bölüm 8: Yeni Bir Başlangıç
Haftalar sonra, Pedro’nun durumu büyük ölçüde iyileşti. Artık krizler daha seyrek ve hafif oluyordu. Rafael, oğluyla birlikte parka gitmeye başladı. Pedro, yeniden koşuyor, gülüyor ve oyun oynuyordu. Bir gün, parkta otururlarken, Silas yanlarına geldi. Pedro, Silas’ı gördüğünde ona doğru koştu ve sarıldı. Silas, hafifçe gülümsedi ve cebinden eski bir doktor kimliğini çıkardı. Rafael, şaşkınlıkla baktı. “Bu kimliği neden sakladın?” diye sordu. Silas, omuz silkerek, “Henüz zamanı değildi,” dedi.
Güneş, onların üzerinde parlıyordu. Pedro, Silas’ın elini tutarak, “Beni hep iyileştirecek misin?” diye sordu. Silas, “Her zaman,” dedi. Rafael, oğluna sarıldı ve Silas’a minnetle baktı. O an, Rafael bir şey fark etti: Bu, sadece oğlunun iyileşme hikâyesi değildi. Bu, bir adamın geçmişteki hatalarını telafi etme ve bir sistemle savaşarak insanlığa hizmet etme hikayesiydi.
Parkın arka planında, hastane küçük ve önemsiz görünüyordu. Ama Rafael biliyordu ki, bu hikâye burada bitmiyordu. Bu, bir son değil, bir başlangıçtı. Silas, bir köprü olmuştu; acıyı hafifletmek için bir yol açmıştı. Ve Rafael, bu yolda yürümeye devam edecekti.