“Güzel değilim,” diye fısıldadı kadın. Kovboy, “Sorun değil… Bana samimi biri lazım, hayır…” diye yanıtladı.

“Güzel değilim,” diye fısıldadı kadın. Kovboy, “Sorun değil… Bana samimi biri lazım, hayır…” diye yanıtladı.

Küllerden Doğan Umut: Clara ve Jacob’un Hikayesi

1. Bölüm: Tepedeki Yabancı

Ekim ayının sonlarıydı ve rüzgar, Wyoming dağlarının zirvelerinden aşağıya bir bıçak gibi iniyordu. Jacob Morgan, atının üzerinde durmuş, aşağıdaki yamaca bakıyordu. Orada, tek başına devasa bir çam kütüğünü sürükleyen bir kadın vardı. Kütük o kadar uzundu ki, normalde iki güçlü adam onu taşırken küfrederdi. Ama bu kadın, omzundaki halata asılmış, botlarını kayalık zemine gömerek santim santim ilerliyordu.

Jacob, atını yavaşça aşağıya doğru sürdü. Kadının inşa etmeye çalıştığı kulübe henüz göğüs hizasındaydı. Çatısı yoktu, etraf alet edevat ve kesilmiş odunlarla doluydu. Yakındaki küçük bir çadırın önünde cılız bir ateş tütüyordu.

Yaklaştığını duyunca kadın doğruldu. Nefes nefese kalmıştı ama ne kaçtı ne de yardım istedi. Sadece çenesini dikleştirip Jacob’ın gelmesini bekledi.

“İyi günler,” dedi Jacob atından inerken. “Bir kişi için oldukça büyük bir kulübe bu.”

Kadın, ellerini halattan çekmeden, “Yabancıların sadakasına ihtiyacım yok,” dedi sesi titremeyerek.

Jacob kulübenin duvarlarını inceledi. “Bu çatı destek olmadan dayanmaz. İki haftaya kalmaz bir fırtına kopacak, belki de daha erken.”

“Hayatta kalırım,” dedi kadın kestirip atarak.

Jacob ona baktı, ama bu kez gerçekten baktı. Sol şakağından çenesine kadar uzanan eski, solgun bir yara izi vardı. “Yanık izi mi?” diye sordu Jacob.

Kadın gerildi, omzuyla yüzünü gizlemeye çalıştı. “Güzel değilim,” dedi savunmacı bir tavırla. “Bunu binlerce kez duymuşsundur.”

Jacob onun gözlerinin içine baktı. “Güzel olması gerekmiyor. Dürüstlüğe ihtiyacım var, zarafete değil. Buralarda kış, önce güzel olanları öldürür.”

2. Bölüm: Yaralı Geçmişler

Ertesi sabah Jacob, güneş doğmadan Clara’nın ateşinin başına geldi. Clara, eski bir cezvede acı kovboy kahvesi kaynatıyordu. Jacob, kadının aletlerini inceledi: Düzenli dizilmiş çiviler, özenle istiflenmiş odunlar… Bu, önceden plan yapan birinin işiydi.

“Güzel iş çıkarmışsın,” dedi Jacob.

Clara, teneke bir fincan uzattı. “Kendi kendime öğrendim. Kocam öldükten sonra…” Duraksadı. “Kasabadaki bir tüccar, kocam Thomas öldükten sonra beni himayesine almak istedi. Reddedince dedikodular başladı. Evi yakan cadı olduğumu söylediler.”

Jacob sessizce bekledi.

“Yangın bir kavga sırasında çıktı,” diye devam etti Clara monoton bir sesle. “Bir lamba kırıldı. Onu dışarı çıkarmaya çalıştım ama o beni alevlerin içine doğru itti. Kaçmayı başardım ama o…” Yüzündeki yara izine dokundu. “Kasaba onu bir kahraman gibi gömdü. Beni ise dedikodularla diri diri gömdüler. Ben de kalan paramla bu araziyi aldım. Yalnız kalacaksam, en azından kendi şartlarımda olayım dedim.”

Jacob başını salladı ve kendi hikayesini anlattı. Sarah adında güzel bir karısı olmuştu. Ama Sarah kasaba hayatını, baloları ve hayranlığı seviyordu. Çiftlik hayatı onu sıkmıştı. İki yıl önce doğum yaparken ölmüştü; bebek de kurtarılamamıştı.

“Onu seviyordum ama son zamanlarda ondan pek hoşlanmıyordum,” dedi Jacob dürüstçe. “Şimdi kasabanın dulları etrafımda akbabalar gibi dönüyor. Hepsi Bayan Morgan olmak istiyor ama hiçbiri ortağım olmak istemiyor.”

3. Bölüm: İlk Kar ve Ortaklık

Bir hafta sonra kar yağmaya başladı. Clara bir tahtayı ölçerken Jacob kesiyordu. Kulübenin duvarları tamamlanmıştı; şimdi çatıyı kuruyorlardı. Aralarında sessiz, verimli bir ritim oluşmuştu.

“Tut şunu sıkıca,” dedi Jacob bir merteği kaldırırken.

Fırtına aniden şiddetlendi. Jacob gökyüzüne bakıp kaşlarını çattı. “Durmamız lazım. Bu bir tipiye dönüşüyor. Gitmen gerekirdi ama artık çok geç. Bu gece burada kalıyorum.”

Kulübenin içinde, başlarının üzerindeki brandanın altında, Clara’nın tek battaniyesine sarılıp oturdular. Clara çantasından yıpranmış bir kitap çıkardı: Homeros’un Odysseia’sı. Jacob okuma yazmayı pek bilmiyordu, Clara ona her gece sesli okumaya başladı.

O gece Clara kabuslarla uyandı. Thomas’ın onu alevlerin arasında tuttuğunu görüyordu. Jacob, odanın diğer ucunda, ellerini havaya kaldırarak ona yaklaştı. “Güvendesin Clara. O gitti.”

İkisi de yaralıydı. İkisi de güvenmeyi unutmuştu. Ama o gece, fırtınanın ortasında, birbirlerinin sıcaklığında yalnız olmadıklarını anladılar.

4. Bölüm: Kasabanın İhaneti

Aralık ortasında, kulübe neredeyse bitmişti. Clara, saklanmaktan bıktığını söyleyerek Jacob ile birlikte kasabaya erzak almaya gitti. Pazar sabahıydı, kilise çıkışına denk gelmişlerdi.

Clara, Jacob’ın yanında çenesini dik tutarak yürüdü. Ama kasaba halkı zalimdi. Kadınlar çocuklarını uzaklaştırdı, erkekler nefretle baktı. Rahibe Whitmore ve tüccar Prichard önlerini kesti.

“Kardeşim Morgan,” dedi Rahip. “Bu kadın günahıyla bilinir. Bu düzenle kendini ve onu utandırıyorsun.”

Prichard sırıttı. “Clara, teklifim hala geçerli. Pansiyonumda dürüst bir iş… Bu saçmalığa bir son ver.”

Jacob bir anlık tereddüt yaşadı. Eski alışkanlığı olan “itibarı koruma” içgüdüsü devreye girdi. “Bu sadece bir iş anlaşması,” dedi Jacob kalabalığa. “Kulübe bitmek üzere.”

Clara’nın yüzü kaskatı kesildi. Sadece iş. Jacob, paylaştıkları geceleri, gülüşleri ve güveni bir çırpıda silip atmıştı. Clara tek kelime etmeden arabaya yürüdü. Eve döndüklerinde Jacob’a bakmadan, “Bir daha gelme,” dedi. “Kulübe bitti. Sözleşmemiz sona erdi.”

5. Bölüm: Gerçek Cesaret

Noel haftası Jacob için bir azaptı. Lüks çiftlik evinde tek başına otururken, kasabanın sahte saygısı ile Clara’nın sert dürüstlüğü arasında bir seçim yaptığını anladı. Korkaklık etmişti.

Eski dostu Samuel Reid onu ziyarete geldi. “O kadın, elleri kırıkken çoğu adamın sağlam elleriyle yapamayacağı bir hayat kurdu,” dedi Samuel. “Korkunun iki kez kazanmasına izin mi vereceksin?”

Jacob o gece kararını verdi. Atını kasabaya sürdü. Pazar sabahı kilisenin ortasında durdu ve tüm cemaatin önünde bir itirafta bulundu: “Ben bir korkağım. Clara Branan gibi dürüst bir kadını korumayı beceremedim. O, küllerinden bir hayat kurarken siz sadece taş attınız.”

Sonra Clara’nın yanına gitti. Clara çatıda son kiremitleri çakıyordu. Jacob bir merdiven dayayıp yanına çıktı. Hiçbir şey demeden çekicini aldı ve yardım etmeye başladı.

“Bugün kilisede her şeyi anlattım,” dedi Jacob nefes nefese. “Senin gördüğüm en gerçek insan olduğunu söyledim. Eğer yargılayacak biri varsa o benim.”

Clara sustu.

“Kelimelerle aram iyi değil,” diye devam etti Jacob. “Ama ellerimle iyiyim ve kalbimle iyi olmaya çalışıyorum. Benimle bir hayat kurar mısın Clara? Şık bir hayat değil, sadece dürüst bir hayat.”

6. Bölüm: Bahar ve Yeni Başlangıçlar

Mart sonunda baharın ilk günü geldi. Kulübe artık bir yuvaydı. Kasaba halkından bazıları Jacob’ın konuşmasından sonra utanmış, yardım için yiyecek ve malzeme getirmişlerdi. Clara artık “işaretli kadın” değil, topluluğun bir parçasıydı.

Jacob ve Clara sundurmalarında oturmuş, dağların moraran silüetini izliyorlardı.

“Benimle evlen,” dedi Jacob usulca. “Hazır olduğunda. Yarın da olabilir, yıllar sonra da.”

Clara onun elini tuttu. “Kır çiçekleri tam açtığında bana sor. Dünya yeniden canlandığında ‘evet’ demek istiyorum.”

Jacob gülümsedi. “Biliyor musun? Çok güzelsin.”

Clara yara izine dokundu. “Yaralıyım.”

“Aynı şey,” dedi Jacob. “Bu, savaştığını ve kazandığını gösterir.”

Güneş batarken, kulübenin pencerelerinden sızan ateşin sıcaklığı geceyi aydınlatıyordu. Güzellik yaz boyası gibi solar, zarafet kış rüzgarıyla kırılır; ama dürüstlük üzerine inşa edilen bir hayat, her fırtınaya direnir. Ve bahar geldiğinde, emekle kurulan aşk, her çiçekten daha derin kök salar.

– SON –

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News