SOKAK KIZI yalvarıyor: “KIZ KARDEŞİMİ GÖMÜN” – MİLYONER DULUN TEPKİSİ sizi şok edecek

SOKAK KIZI yalvarıyor: “KIZ KARDEŞİMİ GÖMÜN” – MİLYONER DULUN TEPKİSİ sizi şok edecek

Roberto Azdo, Recife’de büyük bir teknoloji şirketinin başkanıydı. İnsanların gözünde güçlü, kararlı, başarılarla dolu bir işadamıydı. Her sabah saat beşte uyanır, raporları kahvaltıdan önce inceler, gün boyu toplantılar ve anlaşmalar arasında nefes alacak zaman bile bulmazdı. Dışarıdan bakıldığında hayatı kusursuz görünüyordu; ama içeride, ruhunun derinliklerinde koca bir boşluk vardı. Üç yıl önce karısı Clara’yı kaybetmişti. O günden beri hiçbir şey ona anlamlı gelmiyordu. İş, sadece acısını düşünmemek için kullandığı bir kalkan olmuştu.

Aralık ayının nemli ve boğucu bir sabahında, milyon dolarlık bir anlaşmadan çıkıp Aurora Caddesi’nde yürürken bu boşluğu daha da hissediyordu. Çevresinde satıcılar bağırıyor, turistler fotoğraf çekiyor, işçiler aceleyle yemeğini taşıyordu. Şehir gürültülüydü, hızlıydı, canlıydı. Ama Roberto, içten içe ölü gibiydi. Ta ki o sesi duyana kadar.

Kalabalığın içinde kaybolacak kadar kısık, ama yüzyıllık bir acıyı taşıyacak kadar derin bir ağlama sesi. Önce duraksadı, sonra adımlarını sese doğru çevirdi. Dar, karanlık bir sokağa girdi. Duvarlar nemliydi, ışık neredeyse girmiyordu. Sokağın sonunda, yerde oturan küçük bir kız gördü. Sekiz yaşındaydı belki. Saçları kir içindeydi, ayakları çıplak, dizlerinde yaralar. Ama Roberto’yu asıl donduran manzara kollarındaydı: İki yaşlarında, hareketsiz bir bebek. Yüzü solgun, dudakları çatlamış, gövdesi cansız bir oyuncak gibi sarkmıştı.

Kız gözlerini kaldırdı. Kahverengi gözleri yaşla doluydu. Titreyen sesiyle dedi ki:
“Beyefendi… Kardeşimi gömer misiniz? Bugün uyanmadı. Çok soğuk. Güzel bir cenazeye param yok. Ama büyüyünce size çalışıp öderim.”

Zaman dondu. Roberto’nun yüreği parçalandı. Clara’nın son günleri aklına geldi; gözlerinin önünde eriyip giden, onu kurtaramadığı sevgili karısı. Şimdi bu küçük kız aynı çaresizlikle önünde duruyordu. Dizlerinin bağı çözüldü, yanına çömeldi. Parmağıyla bebeğin boynunu yokladı. Önce hiçbir şey hissetmedi. Sonra… çok zayıf, ama orada: bir nabız.

“Yaşıyor!” dedi Roberto, sesi çatallaşarak.
Kızın gözleri irileşti, umuda döndü. “Emin misiniz? Hiç hareket etmiyor.”
“Evet. Ama vakit kaybedemeyiz.”

Telefonunu çıkarıp en güvendiği doktora ulaştı. “Henrique, çocuk yoğun bakımı hazırla. Bir kız çocuğu kritik durumda. Hemen geliyorum.” dedi. Sonra bebeği kollarına aldı. “Benimle gel,” dedi küçük kıza. “Seni yalnız bırakmam.”

Arabaya bindiler. Trafik o gün her zamankinden daha felaket görünüyordu. Korna sesleri, kırmızı ışıklar… Her saniye işkenceydi. Küçük kız yavaşça mırıldandı:
“Önce hep ona yedirdim, ben aç kaldım. Ama dün gece çok sessizdi. Bugün de uyanmadı. Cennete babaannemin yanına gitti sandım.”

Bu sözler Roberto’nun kalbine bıçak gibi saplandı. Clara’yı kaybettiği günkü acı yeniden kabardı. Ama bu kez kaybetmemeye kararlıydı.

Hastaneye vardıklarında ekip kapıda hazır bekliyordu. Bebeği hemşirelere verdi, ama hemen bırakamadı. Doktor gözlerinin içine bakarak, “Artık biz ilgileneceğiz,” dediğinde kollarını açabildi. Küçük kız elini bırakmadı. Adı Leah’dı. Bir plastik torbası vardı, içinde bir fotoğraf: gülümseyen yaşlı bir kadın. “Babaannemdi,” dedi titrek sesle. “Bize o bakardı. O gidince yalnız kaldık.”

Julia adını verdikleri bebek yoğun bakıma alındı. Durumu ağırdı: ileri derecede zatürre, yetersiz beslenme. Ama yaşama ihtimali hâlâ vardı. Leah, Roberto’dan bir an bile ayrılmadı. Sosyal hizmet görevlisi Marcia, “Siz çocukların akrabası değilsiniz. Prosedür uygulanmalı. Koruma kurumu devreye girecek,” dediğinde Leah’ın eli daha da sıkı sarıldı. Roberto ilk kez korktu: Bu küçük kızı kaybedebilir miydi?

Günler geçti. Julia ağır ağır toparlanıyordu. Leah ise Roberto’ya daha da bağlanıyordu. Herkes soruyordu: Bu adam kimdi? Neden bu çocuk için savaşıyordu? Roberto ise artık cevabı biliyordu: Leah ve Julia sadece çocuk değildi. Onlar kendi hayatına yeniden ışık getiren iki küçük mucizeydi.

Dava günü geldi. Mahkeme salonu soğuktu. Hakim, savcı, sosyal hizmet uzmanı… Hepsi prosedürden söz etti. Adopsiyon sırası, yasalar, evraklar… Ama Leah’ın titrek sesi tüm salonu susturdu:
“Onunla kalmak istiyorum. Kardeşimi ölüme bırakmadı. Beni yalnız bırakmadı.”

Savcı itiraz etti: “Sayın hakim, bir çocuğun duygusal beyanıyla karar veremeyiz.”

Roberto ayağa fırladı. “Bu çocuk travmalı değil, güçlüdür! Sokakta kardeşine bakarak yaşadı. Aç kaldı ama onu doyurdu. Şimdi tek istediği, elinden alınmamak. Ben karımı kurtaramadım, ama bu kez kaçmıyorum. Onlar için savaşacağım, sonuna kadar.”

Salon sessizleşti. Hakim gözlüğünün üzerinden baktı. “Mahkeme, mevcut bağları ve çocuğun beyanını dikkate alarak, geçici velayeti Roberto Azdo’ya veriyor.”

Leah sevinçle ağlayarak Roberto’ya sarıldı. Roberto’nun gözyaşları yıllar sonra ilk kez özgürce aktı. O an biliyordu: Hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı.

Mansion’un kapısı açıldığında Leah şaşkınlıkla etrafa baktı. Büyük ev, pahalı mobilyalar… Yine de boş ve soğuktu. Roberto eğilip ona dedi: “Burası senin evin artık.” Leah utangaçça, “Gerçekten kalabilir miyim?” diye sordu. Roberto gülümsedi: “Evet. Bu ev, şimdiye kadar hiç anlamlı olmamıştı. Ta ki sen gelene kadar.”

O gece Leah ilk kez gerçek bir yatakta uyudu. Roberto ise kapının yanında oturup onu izledi. Clara’nın son anlarını düşündü, sonra Leah’ın huzurlu nefesini dinledi. İçinden, “Artık yalnız değilsin Clara. Ben de değilim,” dedi.

Sabah olduğunda mutfakta bir kâğıt buldu. Çarpık çizgilerle yapılmış bir resim: uzun bir adam, saçları örgülü bir kız, küçük bir bebek. El ele tutuşuyorlardı. Üstünde yazıyordu: “Biz.”

Roberto o resmi, hayatının en değerli belgesi gibi sakladı. Artık milyarlarca dolarlık anlaşmalar değil, bu küçücük kâğıt hayatını belirliyordu. Çünkü anlamı buydu: Aile kanla olmaz, kalple olur.

Günler sonra Julia da taburcu edildi. Bahçede koşuyor, kahkahalar atıyordu. Leah hortumla çiçekleri sularken mutluluktan çığlık atıyordu. Roberto onları seyrederken anladı: Ev, ilk kez yaşıyordu.

Kolay olmayacaktı. Evraklar, denetimler, bürokrasi sürecekti. Ama Roberto çoktan kararını vermişti: Leah ve Julia onun ailesiydi. Ve aile pazarlık konusu değildi.

Bir gece Leah battaniyesini alıp yanına geldi: “Baba… Sana yük olduğumu düşünüyor musun?”
Roberto’nun boğazı düğümlendi. Diz çöktü, onun küçük ellerini tuttu.
“Sen benim ışığımsın Leah. Asla yük olmayacaksın.”

Leah utangaçça gülümsedi. O anda Roberto anladı: Sadece çocukları kurtarmıyordu. Kendini de kurtarıyordu.

Bu hikâyenin sessiz mesajı şuydu: Sevgi geçmişi silmez, ama yeni bir gelecek yazar. Ve bazen, sadece bir şefkat hareketi yeter.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News