Teğmen, rütbesi nedeniyle bir veterana takıldı — ta ki onun cevabı yemekhaneyi sessizliğe boğana kadar
.
GÖLGELERİN ARDINDA: BİR GAZİNİN ONURU
1. Bölüm: Kışla Yemekhanesinde Bir Pazartesi
Ankara yakınlarındaki 3. Zırhlı Tugay Komutanlığı’nın büyük yemekhanesi, öğle arasında askerlerle doluydu. Metal tepsiler, çatal bıçak sesleri, havada asılı kalan yemek kokusu… Masaların bir köşesinde, yaşlı bir adam oturuyordu. Üzerinde solmuş bir mont, yakasında eski bir Türk bayrağı rozeti. Saçları kırlaşmış, gözleri derin çizgilerle çevrili. Adı İsmail Yılmaz. 72 yaşında, emekli albay. Onun önünde bir tabak pilav, kuru fasulye ve yanında bir küçük defter: Şehit Arkadaşlarının İsimleri.
Yemekhanenin subay bölümünde, yeni mezun teğmenlerden oluşan bir grup vardı. En önde, kendine güveni fazla, sesi gür, üniforması yeni: Teğmen Baran Aksoy. Yanında üç genç subay, hepsi gülüşerek, aralarında askeri mizahlar yaparak ilerliyordu.
Baran, yaşlı adamı görünce durdu. Sesi, tüm yemekhaneye yayıldı:
— Hey amca, sen ne rütbeydin? Onbaşı mı? Yoksa sadece askerlik yapıp emekli mi oldun?
O an, yemekhanedeki uğultu kesildi. Herkes bakışlarını çevirdi. İsmail’in elleri titremedi. Sadece başını kaldırdı, gözleri Baran’a dikildi. Yanında oturan genç askerler, teğmenin alaycı tonunu fark etti. Birkaç er, kaşlarını çattı; bir astsubay ise kaşığı havada tuttu.
Baran devam etti:
— Belki de bir uzman çavuş falandın, eğer komutana yeterince yağ çektiysen.
İsmail, kahvesinden bir yudum aldı. Yavaşça defterini açtı, bir sayfa çevirdi. Orada, 1994’te Şırnak’ta şehit olan bir teğmenin adı yazılıydı. Yemekhanede bir anlık sessizlik hâkimdi.

2. Bölüm: Sessizlikteki Saygı
Baran, arkadaşlarına döndü, sesi daha da yükseldi:
— Görüyorsunuz değil mi? Bu yaşlılar hep kahramanmış gibi dolaşıyor. Aslında yıllarca kışlada patates soyup rapor yazmışlar.
Yan masadan bir astsubay, Başçavuş Ayşe Kara, gözlerini kısmıştı. Üç kez Güneydoğu görevine gitmiş, çatışma görmüş bir askerdi. İsmail’in yakasındaki eski madalyaları fark etti. O an, İsmail’in sessizliğinin ardında bir şey olduğunu hissetti.
Baran, yaşlı adamın önüne yaklaştı, elini masaya koydu:
— Sana bir soru sordum, amca. Ne rütbeydin? Yoksa o montu bir askeri mağazadan mı aldın?
İsmail, gözlerini Baran’ınkine kilitledi. Yavaşça, derin bir nefes aldı. Onun bakışlarında, yılların birikimi, acısı ve gururu vardı.
3. Bölüm: Unutulan Kahramanlık
Yemekhanede fısıltılar dolaşıyordu. Birkaç er, “Bu adamın yakasında bir madalya var, dikkatli ol,” diye birbirine fısıldadı. Bir yüzbaşı, masasında durdu, Baran’a bakış attı. Birkaç masa ötede, tugay komutanı Albay Cemal Demir, yemeğini bırakıp olayı izlemeye başladı.
İsmail, defterini kapadı. Bir an sustu. Sonra, çok sakin bir sesle konuştu:
— Onbaşı olmadım, teğmen olmadım. Albaydım. 1994’te, Şırnak’ta bir tugayın komutanıydım. O yıl, iki kez pusuya düştük. Yanımdaki 12 asker şehit oldu. Onların isimleri burada yazıyor.
Baran’ın yüzünde bir anlık şaşkınlık belirdi. Ama inatla gülümsemeye çalıştı.
— Albay mıydın? O zaman niye burada, askerlerle yemek yiyorsun? Gerçekten önemli biri olsan, komutanlarla otururdun.
İsmail, başını eğdi:
— Bugün, şehitlerimizin anma günü. Onların yanında, askerlerle birlikte olmak istedim. Çünkü savaşta, rütbe değil, yanındaki insan önemlidir.
4. Bölüm: Gerçek Açığa Çıkıyor
Yemekhanede bir hareketlenme oldu. Albay Cemal Demir, masadan kalktı, İsmail’in yanına geldi. Onun yakasındaki madalyaları, eski askeri kimliğini gördü. Bir an sessizce durdu, sonra yüksek sesle konuştu:
— Teğmen Aksoy, bu beyefendi sadece bir emekli albay değil. 1994’te, Şırnak’ta bir tugayı kurtaran, üç kez üstün cesaret madalyası alan bir kahramandır. Onun hikayesi askeri akademide ders olarak okutulur.
Baran’ın yüzü kızardı. Arkadaşları sessizleşti. Birkaç masa ötede, askerler tabaklarını bırakıp izlemeye başladı. Yemekhanede ölüm sessizliği hâkim oldu.
Başçavuş Ayşe Kara, yanına gelip saygıyla selam verdi:
— Komutanım, babam sizinle birlikte görev yapmıştı. Onun hayatını kurtarmışsınız.
İsmail’in gözleri doldu. Bir an sustu, sonra Ayşe’ye döndü:
— Baban iyi bir askerdi. Onun cesareti olmasaydı, bugün burada olamazdım.
5. Bölüm: Hesaplaşma ve Saygı
Baran, ne yapacağını bilemedi. Albay Demir ona döndü:
— Teğmen, bir askerin geçmişini bilmeden, ona saygısızlık etmek en büyük hatadır. Bugün, burada gerçek bir kahramanın önünde saygı duruşunda bulunman gerekir.
Baran, başını eğdi. Sessizce, İsmail’in önünde esas duruşa geçti. Yemekhanedeki tüm askerler, subaylar, astsubaylar ayağa kalktı. Birkaç saniye boyunca tam bir sessizlik oldu. Herkes İsmail’e selam verdi.
İsmail, yavaşça ayağa kalktı. Madalyalarını düzeltip, askerleri selamladı. Sonra, Baran’a döndü:
— Genç olmak, hata yapmak demektir. Ama hatadan ders almak, gerçek bir asker olmaktır.
Baran’ın gözleri doldu. Sessizce, “Özür dilerim komutanım,” dedi.
6. Bölüm: Anma ve Onur
Yemekhanede sessizlik bozuldu. Askerler tekrar yemeklerine döndü ama herkesin yüzünde bir ciddiyet vardı. Albay Demir, İsmail’i akşam için komutanlar odasına davet etti.
— Sizin hikayenizi dinlemek isteriz, komutanım.
İsmail, bir an düşündü. Sonra başını salladı:
— Hikayeler anlatmak kolaydır. Ama gerçek kahramanlık, sessizce yapılan fedakarlıklardır.
Başçavuş Ayşe Kara, babasının eski fotoğrafını gösterdi. İsmail, fotoğrafa baktı, gülümsedi.
— O gün, yağmur altında, bir dağ başında, yanımda sadece cesaret vardı.
7. Bölüm: Kışlanın Sessizliği
O günün sonunda, İsmail yemekhaneden çıkarken, askerler bir kez daha ayağa kalktı. Hiçbir emir verilmemişti. Sadece içten gelen bir saygıydı. İsmail, kapıda durdu, tüm askerleri selamladı.
— Unutmayın, gerçek kahramanlık, rütbede değil, kalptedir.
Baran, arkadaşlarına döndü.
— Bugün, gerçek bir asker gördük.
İsmail, kışlanın bahçesinde yürüdü. Gökyüzü açık, güneş batıyordu. Onun için savaş bitmişti ama anılar, şehitlerin isimleri, kalbinde bir yük olarak kalıyordu.
8. Bölüm: Sonsöz ve Ders
Kışlanın hikayesi, ertesi gün tüm askerler arasında yayıldı. Genç teğmenler, artık yaşlı gazileri gördüklerinde iki kez düşünüyordu. Çünkü bir askerin gerçek değeri, sessizce taşınan hikayelerde, yapılan fedakarlıklarda ve gösterilen saygıdaydı.
İsmail, ertesi gün şehit anıtında eski silah arkadaşlarıyla buluştu. Birkaç genç asker, onun yanına gelip fotoğraf çekilmek istedi. İsmail gülümsedi:
— Fotoğraf çekilebiliriz. Ama bana bir söz verin.
— Her zaman saygılı olun. Gerçek kahramanlık, eve sağ salim dönüp sevdiklerine sahip çıkmaktır.
Askerler başlarını salladı. Fotoğraflar çekildi. İsmail, sessizce anıta doğru yürüdü. Elinde defteri, kalbinde onlarca isimle. Çünkü onun için savaş hiç bitmemişti.
Ve o gün, bir gazinin sessiz onuru, bir kışlanın kalbine kazındı.
SON