Mektupların Sırrı – Bir Babaya Ulaşan Sessiz Çığlık
Lucía sekiz yaşındaydı. Gözlerinin mavisi sabahın puslu ışığı gibiydi, sesi ise neredeyse hiç duyulmazdı. Annesini kaybettiğinden beri evin içindeki sessizlik, onun küçücük kalbinde ağır bir taş gibi duruyordu. Babası Alejandro, büyük bir iş adamıydı ve aylarca süren yurt dışı seyahatlerinden geri dönmüyordu. O yokken ev, yalnızca bir kadının sesiyle doluydu: Verónica, Lucía’nın üvey annesi.
“Lucía, kalk! Sabah oldu!”
Kadının sesi tıpkı bir bıçağın soğuk keskinliği gibiydi. Lucía hemen yatağından fırladı, saçlarını bile taramadan koştu. Çünkü Verónica’nın sabrını denememek gerektiğini biliyordu. Bir dakikalık gecikme, bir tokat demekti.
Ev büyük, gösterişliydi. Ama Lucía için o ev bir saray değil, bir kafesti.
Her sabah süpürgeyi eline alır, koridoru baştan aşağı silerdi. Duvarlarda, babası ile Verónica’nın düğün fotoğrafları asılıydı. O fotoğraflardaki gülümsemeler, Lucía’ya hep sahte görünürdü. Çünkü o yüzlerin arkasında soğuk bir nefret gizliydi.
Kız çocuğuna bir lokma fazla yemek yasaktı.
Bir gün yanlışlıkla yere bir kaşık düşürdüğünde, Verónica yavaşça ayağa kalkmış, kaşığı alıp Lucía’ya doğru eğilmişti:
“Baban bu evi bana bıraktı. Onu temiz tutmak senin görevin. Yoksa seni de dışarı atarım.”
Lucía başını öne eğmişti.
“Evet, hanımefendi.”
Ve o günden sonra hiçbir şey söylememeyi öğrenmişti.
Gizli Bir Dostluk
Bir sabah, eve yeni bir hizmetçi geldi: Rosa Teyze.
Saçları griydi, elleri sabun kokardı. Verónica ona yalnızca şu uyarıyı yaptı:
“Alt katla ilgilen, çocuğa karışma.”
Ama Rosa, Lucía’yı ilk gördüğü anda içi sızladı.
Akşamları, Verónica uyuduktan sonra sessizce mutfağa gider, küçük bir parça kek ve bir bardak süt götürürdü.
“Al kızım, biraz ye. Gözlerinin ışığı sönmesin.”
Lucía sütü iki eliyle tutar, minik yudumlarla içerdi. O an, belki de haftalar sonra ilk kez biri ona “sevgiyle” bakıyordu.
Fakat bu gizlilik uzun sürmedi.
Bir gün Verónica mutfakta bir tabak kırıntı buldu. “Kim yedi?” diye sordu.
Lucía sessiz kaldı.
Bir tokat patladı.
“Unutma küçük kız,” dedi Verónica buz gibi bir sesle, “ancak hak edenler doyarak yemek yer.”
Mektuplar
O gece Lucía, eski bir kalem buldu. Küçük elleriyle bir kâğıda eğildi.
“Sevgili babam,” diye başladı, “seni çok özledim. Okula gitmeme izin vermiyorlar. Sadece temizlik yapıyorum. Bazen korkuyorum. Ama seni hâlâ seviyorum.”
Yazarken gözyaşları kâğıdı ıslattı. Mektubu katladı, cebine koydu. Sabah posta kutusuna bırakacaktı.
Ama sabah olduğunda, Verónica onu yakaladı.
“Ne var cebinde?”
Lucía cevap veremeden, kadın mektubu aldı ve yırttı.
“Baban işlerle meşgul. Onu saçma hikâyelerinle rahatsız etme.”
Kâğıt parçaları rüzgârla uçtu, çimenlere karıştı.
Lucía dizlerinin üstüne çöktü, parçaları toplamaya çalıştı.
O sırada uzaktan Rosa her şeyi gördü.
O gece, rüzgârın uğultusu eşliğinde bahçeye indi ve yırtık mektup parçalarını tek tek topladı. Onları birleştirip küçük bir kutuya koydu, ardından verandanın altına gömdü.
“Bir gün babası döndüğünde, gerçeği görecek.” diye fısıldadı.
Yalanların Kraliçesi
Aylar geçti. Verónica, Alejandro’nun tüm aramalarını filtreliyordu.
“Lucía iyi, derslerine çok çalışıyor.” derdi her defasında.
Oysa Lucía aylarca dışarı çıkmamıştı, okula gitmemişti.
Babasının gönderdiği hediyeler bile, Verónica’nın odasında kilitliydi.
Lucía, küçük odasında uyumadan önce hep aynı duayı ederdi:
“Tanrım, babam mektubumu bulsun.”
Ama mektuplar toprak altındaydı, onun sesi ise duvarlar arasında kayboluyordu.
Bir Gün Her Şey Değişti
Bir sabah, evin kapısı beklenmedik bir şekilde açıldı.
Uzun zamandır görülmeyen o adam, kapıda belirdi: Alejandro.
Elinde beyaz güller vardı.
“Verónica, Lucía! Sürpriz!”
Lucía elindeki süpürgeyi düşürdü, kalbi deli gibi atıyordu.
Verónica hemen maskesini taktı, sahte bir gülümsemeyle kocasına sarıldı.
“Hayatım! Ne sürpriz ama!”
Ama Alejandro’nun gözleri kızının bileklerine takıldı. Kızının ellerinde mor izler vardı.
“Ne oldu sana?” diye sordu.
Lucía yutkundu. “Düştüm baba.”
Verónica araya girdi:
“Çocuklar hep düşer. Dert etme.”
Ama Alejandro artık kuşkulanmıştı.
O gün evin her köşesini gezdi. Bahçede, verandanın dibindeki toprak biraz kabarık görünüyordu. Eğildi, elini toprağa soktu. Bir kutu.
Kutunun üzerinde “Rosa Benítez” yazıyordu.
İçinden bir kayıt cihazı ve yırtık bir mektup çıktı.
Play’e bastı.
“Eğer bu sesi duyuyorsan, lütfen inan bana. Küçük Lucía aç bırakılıyor, okula gitmesine izin verilmiyor. Onu kurtar, lütfen…”
Alejandro’nun yüzü bembeyaz oldu.
Sonra mektubu açtı — kendi kızının el yazısı.
“Babacığım, beni hâlâ seviyor musun?”
Adam, ellerinde kâğıdı tutarken dizlerinin bağı çözüldü.
Gerçeğin Yüzü
Akşam olduğunda, Verónica salonda oturuyordu. Elinde şarap, gözlerinde zafer.
Ama Alejandro’nun adımları ağırdı.
Önüne kutuyu koydu.
“Bu nedir?”
Kadın dondu. “Saçmalık! Hizmetçi beni iftirayla karalıyor.”
Alejandro’nun sesi soğuktu.
“Ve bu?” dedi, mektubu kaldırarak.
Kadın güldü. “Çocuklar abartır. O sadece ilgi istiyor.”
“İlgi mi?” diye bağırdı Alejandro. “Sen onu aç bıraktın!”
Verónica bir an için maskesini düşürdü:
“Senin kızın benim hayatımı mahvetti! Beni değil, onu suçla!”
Ama artık hiçbir kelime, Alejandro’nun içinde biriken öfkeyi durduramazdı.
Telefonunu aldı, polisi aradı.
“Ben Alejandro Herrera. Çocuğuma yapılan istismarı ihbar ediyorum.”
Adaletin Sabahı
Polis sirenleri evin önünü doldurdu.
Komşular şaşkın, gazeteciler kapıda.
Verónica’nın ellerine kelepçe takıldı.
“Yanılıyorsunuz! Ben sadece onu terbiye ediyordum!” diye bağırdı.
Ama kimse artık ona inanmıyordu.
Birkaç hafta sonra, mahkeme salonunda herkes nefesini tutmuştu.
Rosa teyze, gözyaşlarını silerken tanıklık etti.
Lucía, elinde annesinin mendiliyle kürsüdeydi.
Mektubu yüksek sesle okudular.
“Babacığım, korkuyorum. Ama seni hâlâ seviyorum.”
O an, mahkeme salonunda herkesin kalbi kırıldı.
Hakim kararını açıkladı:
“Verónica Herrera, çocuk istismarı ve dolandırıcılıktan 6 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir.”
Yeniden Doğuş
Günler geçti. Lucía artık korkuyla değil, umutla uyanıyordu.
Babası onunla birlikte kahvaltı yapıyor, okula bırakıyor, akşamları hikâyeler okuyordu.
Bahçede mor çiçekler açmıştı — annesinin sevdiği bugambilyalar.
Bir gün Alejandro diz çöküp kızına baktı.
“Affedebilir misin beni?”
Lucía gülümsedi. “Zaten affettim baba. Çünkü artık buradasın.”
Birkaç yıl sonra, Lucía resim yapmayı öğrendi. Her tablosunda aynı tema vardı:
Bir kız çocuğu ve bir baba, el ele tutuşmuş, arkasında doğan bir güneş.
Alejandro, kızının son çizimini masasında gördü.
Altında şu satırlar yazılıydı:
“Babacığım, seni affettim. Çünkü artık korkmuyorum.
Çünkü sen artık gerçekten babamsın.”
Ve o anda Alejandro anladı — bazen en güçlü bağ, sözlerle değil, sessizce yazılmış bir mektupla yeniden kurulur.