Tutsak Komando – Modern Teknoloji – Beyniyle Orduları Yenen Kadının Doğuşu
.
.
Tutsak Komando – Modern Teknoloji – Beyniyle Orduları Yenen Kadının Doğuşu
Alparslan Kaya, Türk Özel Kuvvetlerinin çelikten iradesine sahip, yıpranmış bir subaydı. Bedeni, sayısız şarapnel ve kurşun yarasıyla adeta bir haritaya dönüşmüştü. Yılmadan savaşıyor, her durumda kendini ve takımını hayatta tutmaya çalışıyordu. Bir göreve çıkmadan önce yalnızca dosyasındaki bilgilerine sahip olduğu, kimseyle konuşmayan, gizemli bir adamdı. Ama şimdi, hayatının en zorlu sınavını vermek üzereydi.
Savaşın ortasında, beton bir sığınağın içinde, düşmanın tuzakları ve ölüm makineleriyle çevriliydiler. Alparslan, bir Amerikalı kadın subay olan Kate West ile birlikte, hayatta kalma mücadelesi veriyordu. Onlar, modern teknolojinin en acımasız ölüm makinelerine karşı ayakta kalmaya çalışıyordu.
Kate, West Point Askeri Akademisi’nden özel olarak yetiştirilmiş bir siber savaş uzmanıydı. Bilgisayar başında geçirdiği saatler, dev uydu ağlarını kontrol etmesine yetiyordu. Ancak burada, yeşil, ıslak cehennem ortasında tüm bu bildikleri hiçbir işe yaramıyordu. Ne algoritmalar, ne de kodlar; sadece kan, çamur ve ölüm vardı.

Alparslan, Kate’in panik içinde olduğunu gördü. Araba kazasından sonra sırtına yapışan kemer onu adeta tutmuştu, ciğerlerine baskı yaparak nefes almasını engelliyordu. Alparslan, sakince yanına yaklaştı, elini Kate’in titreyen eline koyarak göğsüne bastırdı. “Nefesini tut,” dedi. Kate, gözleriyle Alparslan’ın keskin bakışlarına odaklandı. O an, gözlerinin içine bakan Türk subayının sessiz gücünü hissetti.
Dışarıdaki paralı askerler, modern silahlarla donatılmış, ölümcül lazer tuzakları ve termal kameralarla Alparslan ve Kate’i köşeye sıkıştırmıştı. Birer av hayvanı gibi kapanan bu tuzakların ortasında, Alparslan’ın aklına, yalnızca bir şeyi yapabilirdi: Bu savaşı kazanmak için en gelişmiş teknolojiyi bile alt etmek gerekiyordu.
“Kate, bir şeyler yapman lazım,” dedi Alparslan, gözleri Kate’in gözlerine derinlemesine bakarak. Kate, ormanın derinliklerinden gelen silah seslerini, arkadaşlarının çığlıklarının kesilişini duydu. Sonra patlamadan gelen derin sessizlik, korkutucu bir boşluk bıraktı. Düşman yaklaşıyordu.
Kate, alışık olduğu yerden, bilgisayar başından çok farklı bir dünyaya girmişti. Artık yazdığı kodlar, analiz ettiği veriler hiçbir anlam ifade etmiyordu. O sırada, Alparslan’ın soğukkanlılığı ona bir ders veriyordu. Onun kalp atışlarını dinlemeye başladı. Alparslan, ısrarla “Kendini bir taş gibi düşün,” dedi. “Bir çürük kütük gibi… İnsan olma.” Kate, aldığı nefesle birlikte Alparslan’ın kalp atışlarına odaklanmaya başladı. O an, beyninde sadece bir şey vardı: Hayatta kalmak için onu takip etmek.
Dronelar havada süzüldü, lazer ışınları birer ölüm hızıyla yeri tarıyordu. Kate, Alparslan’ın vücuduna daha yakınlaştı. Artık, ölümle dans ediyorlardı. Alparslan’ın bedeni, üzerindeki yaralarla adeta bir zaman bombası gibiydi, ama kalbi hâlâ atıyordu. Kate, Alparslan’ın bıçak gibi keskin gözlerine bakarak, son bir hamle yapmak zorundaydı.
“Bu ışınları sen görüyorsun,” dedi Alparslan. “Ama ben göremem. Senin aklını kullanman lazım, Kate. Senin verilerin beni hayatta tutar. Onları alt etmemiz gerekiyor.”
Kate, bir an bile tereddüt etmeden ilerlemeye başladı. Lazer ışınları hızla hareket ediyordu, ama onun zihninde her şey bir algoritma gibiydi. Ölüme adım adım yaklaşıyorlardı. Fakat Kate, Alparslan’ın sözlerini aklında tutarak, bu ritmi çözmeye başladı. Gözlerini bir an için kapatıp, düzeni hissetmeye çalıştı. Bu bir müzikti; ölümcül bir müzik.
“Hayatım sana emanet,” dedi Alparslan, arkasından gelen vahşi ateşi hissetmeden. “Sana güveniyorum. Görevin bu.”
Kate, derin bir nefes aldı. Öndeki ışınları, her saniyede daha fazla tekrarlanan ritimleri birleştirdi ve Alparslan’ı bir avcı gibi yönlendirdi. Her adımda, kalp atışlarını daha net hissediyor, güvenle ilerliyordu.
Sonunda, büyük patlama geldi. Ancak Kate ve Alparslan, o ölümcül anı atlattılar. Alparslan bir kez daha Kate’i sırtına alarak, yeniden hayata adım attı. “Beni bırakma,” dedi Kate. “Bu kadar kolay ölmemeliyim.”
Yavaşça yerden kalktılar. Alparslan, sırtındaki yaranın acısını hissetse de, kalbinin hızla atmaya devam ettiğini fark etti. Yağmur, geceyi bastırırken, Alparslan ve Kate, birbirlerine olan güvenleriyle, ölüme meydan okuyor, hayatta kalabilmek için savaşıyorlardı.
Ve sonunda, onlar kazandılar. Ölüm, bir adım geride kaldı.