Tatbikatta bana güldüler—ama beş saniyede tüm koridoru temizleyince eğitmen bile nefesini tuttu…

KORİDORUN SESSİZ ZAFERİ

Bir Kadın Askerin Türk Ordusunda Mücadelesi

1. Bölüm: Başlangıçta Yalnızlık

Adım Ece. 26 yaşındayım ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde dört yıldır görev yapıyorum. Adana’nın sıcak ve tozlu sokaklarında büyüdüm; ailemde kimse asker değildi. Babam tamirci, annem ilkokul öğretmeniydi. Askeri uçakların gökyüzünde süzülüşünü izlerken, o makinelerin içinde ülkenin güvenliği için eğitim alan insanların varlığını hayal ederdim. Beni etkileyen sadece motor gürültüsü değil, o disiplin ve sorumluluk duygusuydu.

Orduya girme kararımı açıkladığımda ailem şaşırdı ama destekledi. Amcalarım ve komşularım ise “çok küçük”, “çok kırılgan”, “kadınların Türk ordusunda hala çok fazla güvensizlikle karşılaştığını” söylediler. Tüm bunları duydum ve yine de devam ettim. Kayseri Askeri Akademisi’nde, 200 kişilik bir sınıfta birkaç kadından biriydim. İlk günden itibaren farklı olacağımı biliyordum.

Bakışlar, şüpheler, ince alaylar… Bir şeyi yanlış yaptığımda alçak kahkahalar, bir şeyi doğru yaptığımda ise “şanslısın” veya “kadınlara kolaylık tanınıyor” gibi yorumlar. 162 cm boyunda ve 53 kilo olduğum için çoğu erkek yanında bir ergen gibi görünüyordum ve bu baştan beri bana karşı kullanıldı.

2. Bölüm: İlk Direniş

Tatbikatta bana güldüler—ama beş saniyede tüm koridoru temizleyince eğitmen  bile nefesini tuttu… - YouTube

İlk fiziksel egzersiz gününde, eğitmenimiz Çavuş Yılmaz tam teçhizatla 10 kilometre koşturmamızı istedi. Bitiş çizgisini geçtiğimde hiçbir şey söylemedi, sadece panosuna bir şeyler not etti. Benden sonra bitiren erkeklere sırtlarına vurarak “gelişeceksin” dedi. Bana ise hiçbir şey.

Sonraki günlerde kalıbı anlamaya başladım. İlk yardım testindeki tüm soruları doğru yaptığımda “ezberlemiş” dediler. MPT76 tüfeğini rekor sürede söküp taktığımda “ellerin küçük, daha kolay” dediler. Engel duvarına yardım almadan tırmandığımda “çok hafif, sayılmaz” dediler. Cevap vermedim, sadece derin bir nefes alıp sıraya geri döndüm.

Ama içimde bir şey acımaya başladı. Tam olarak öfke değildi; iki katını kanıtlamak zorunda olduğum halde yarısı kadar takdir görmekten kaynaklanan sessiz bir adaletsizlik duygusuydu. Ve en kötüsü, bazen kendim bile şüphe ediyordum. Yatakhane tavanına bakarken, “Haklılar mı?” diye düşündüğüm geceler oldu.

3. Bölüm: Yakın Dövüşte Dönüm Noktası

Her şeyi değiştiren olay, temel eğitimin üçüncü haftasında, yakın dövüş egzersizinde oldu. Standart rutinin bir parçasıydı; belirlenen bir alanda savunma ve hareketsiz hale getirme tekniklerini kullanarak bir rakiple karşılaşmak. Adım çağrıldığında, eğitmen beni Murat adlı bir adamın karşısına çıkardı. 185 boyunda, 90 kilo, Erzurumlu, çocukluğundan beri güreş yapıyordu.

Seçim tesadüf değildi. Herkes biliyordu. Saflardan bastırılmış kahkahalar, “Bu çabuk bitecek,” fısıltıları… Murat ilerledi, omuzlarımdan tutmaya çalıştı. Eğildim, yana döndüm. Biraz sendeledi ama topladı kendini. Tekrar ilerledi, bu sefer kolumdan yakaladı ve çekti. Direnmek yerine momentumunu kendisine karşı kullandım, vücudumu döndürüp kolumu aşağı çektim, dengesini kaybetti, dizlerinin üzerine düştü.

Murat ayağa kalktı, sinirliydi. Daha agresif geldi. İlk darbeyi bloke ettim, ikincisinden kaçındım, çelmeye çalıştığında zıpladım ve alçak bir tekmeyle karşılık verdim. Mücadele sona erdi. Murat yerdeydi. Sessizlik birkaç saniye sürdü. Sonra mırıltılar, sonra eğitmen “dizilişe” dedi. Sonuç hakkında hiçbir şey söylemedi. Ama onun bakışında bir şaşkınlık, belki saygı vardı.

O günden sonra bir şey değişti. Bakışlar daha az küçümseyen, daha meraklı oldu. Ama tecrit arttı. Yetenekli olduğumu kanıtlayarak bir tehdit haline gelmiş gibi hissettim. Bazı adaylar benden kaçınmaya başladı, diğerleri “şanslıydın” veya “Murat nazikti” dedi. Murat ise bir daha benimle konuşmadı.

4. Bölüm: Yalnızlığın Bedeli

Orduya yeni katılan bir kadın olarak, saygı görmenin bazen yalnızlık getirdiğini erken öğrendim. Farklı olmanın, görünmez bariyerleri aşmanın bedeli vardı. Sonraki haftalar; eğitimler, yürüyüşler, atış tatbikatları, taktik dersler, dayanıklılık egzersizleri… Çok konuşmadım. Daha güvenli, daha az acı verici olduğunu öğrendim.

Birine yaklaşmaya çalıştığımda o görünmez bariyer vardı. İnsanlar bana nasıl davranacaklarını bilmiyor gibi. Bir anomaliymişim gibi. Ama bu, oraya ait olmadığım anlamına gelmiyordu. Herhangi bir erkek kadar yetenekli olduğum anlamına geliyordu. Ama başkalarını buna ikna etmeye çalışmak yorucuydu. Sonunda yavaş yavaş denemeyi bıraktım. Sadece devam ettim.

5. Bölüm: Küçük Zaferler

Bir gece atış tatbikatında, düşük ışıkta tüm hedefleri tam merkezden vurdum. Eğitmen, “Aylardır gördüğüm en iyi performanslardan biri,” dedi. Bazı askerler hayranlıkla bakarken, her zaman şaka yapan bir asker arkasını dönüp gitti. O anda önemli bir şeyi anladım: Ne kadar iyi olursam olayım, her zaman bunu tanımayı reddeden biri olacaktı. Ve bu benim suçum değildi.

Yalnızlık bazen fiziksel zorluktan daha zor dayanılırdı. Ama devam ettim. Çünkü vazgeçmek bir seçenek değildi. Çok fazla fedakarlık yapmıştım. Çok fazla dayanmıştım her şeyi bırakıp gitmek için.

6. Bölüm: Gaziantep’te Yeni Başlangıç

Temel eğitimden sonra Gaziantep’te bir hava üssüne atandım. Lojistik destek ve iç güvenlik görevlerim vardı. Gösterişli bir şey değildi ama zorunluydu. Üstte başka kadınlar da vardı ama operasyonel görevlerde çok azdı. Çoğu iletişim, idari işler veya sağlık hizmetlerindeydi. Güvenlik alanında bir kadın görmek hala nadirdi.

Amirim Yüzbaşı Demir, sert ama adil bir adamdı. Dosyamı inceledi, “İşe hazır olmanı bekliyorum,” dedi. Başını salladım ve başladım. İlk aylar uyum dönemiydi. Hangarlarda devriye, ekipman kontrolü, güvenlik denetimleri… Her şeyi titizlikle yaptım. Meslektaşlarım çok titiz olduğumu, dikkat çekmeye çalıştığımı söylediler. Umursamıyormuş gibi davrandım ama her yorum birikiyordu.

Bir gün tedarik deposunda bir düzensizlik buldum, rapor ettim. Gözetmenim Hakan, “Büyük bir şey değil, evrak hatasıdır,” dedi. Israr ettim, üst makama taşıdım. Soruşturma açıldı, Hakan görevden alındı. Takdir edilmeliydim ama bunun yerine düşmanlık gördüm. “Muhbir”, “başkalarını çiğneyerek yükseliyor” dediler. Doğru olanı yapmak ile kabul görmek arasında seçim yapmak zorundaydım.

7. Bölüm: Saha Tatbikatı ve Sessiz Zafer

Üssümde altı ay sonra büyük bir saha tatbikatına çağrıldım. Farklı birlikleri içeren, dış tehdide yanıt durumunu simüle eden bir operasyondu. 24 kişilik mangada sadece iki kadın: Ben ve Aylin. İlk yürüyüşte Aylin düştü, yardım ettim. Onunla sessiz bir müttefiklik kurduk.

Gece muharebe simülasyonunda ekibime öncülük ettim. Hedefi tespit edip protokol gereği ele geçirdik. Değerlendirici şaşırdı, “Kim liderlik etti?” dedi. “Ben,” dedim. Kısa bir not aldı. Ekip arkadaşlarım dar göründü, bazıları rahatsız bile oldu. Ama önemli değildi.

Tatbikatta bana güldüler—ama beş saniyede tüm koridoru temizleyince eğitmen  bile nefesini tuttu… - YouTube

Son gün final testi: 20 kilometrelik acil tahliye yürüyüşü. İlk 20 arasında bitirdim, Aylin hemen sonra geldi. Tamamen bitkin ama başarmıştık. O gece yatakhanede gözyaşlarımın akmasına izin verdim. Bir teste daha dayanmış olmanın sessiz kabulü…

8. Bölüm: Koridorun Temizlenmesi

Birkaç ay sonra hızlı müdahale eğitimi sırasında, kimyasal ajanın etkilediği bir alanı rekor sürede temizlememiz gereken bir tatbikat oldu. Kronometre başladığında prosedürü mutlak hassasiyetle uyguladım. Herkesin hareketlerini koordine ettim, gereksiz adımları ortadan kaldırdım. Tüm koridoru beş saniyede temizledim.

Aşırı eleştirel eğitmen birkaç saniye sessiz kaldı, sonra başını salladı:
— Gördüğüm en iyi uygulamalardan biri.

O an, sadece zamanla ilgili değildi. Liderlik etme, bilgimi ve yeteneğimi küçümsenmeden uygulama fırsatı verildiğinde fark yaratabileceğimi göstermekle ilgiliydi.

9. Bölüm: Sessiz Değişim

Tatbikattan sonra bazı askerler el sallamaya başladı, diğerleri iyi performans gösterdiğimi dolaylı olarak kabul etti. Arkadaşlık değildi ama daha az düşmanlıktı. Kazanılan saygının kırılgan ve koşullu olduğunu biliyordum. Tek bir hata her şeyin yeniden çökmesi için yeterliydi. Ama artık o ağır sessizlik, tam dışlama değildi.

Yüzbaşı Demir bana daha büyük sorumluluklar vermeye başladı. Güvenlik denetimlerinde küçük ekiplere liderlik ettim, yeni adayların eğitimlerine yardımcı oldum. Sessizce beni özel olarak çağırıp “Silahlı kuvvetlerde büyüme potansiyelin var,” dedi.

Aylin ile ilişkimiz güçlendi, Emre ile yakın arkadaş olduk. Küçük etkileşimler kendimi daha az yalnız hissetmemi sağladı.

10. Bölüm: Geleceğe Umut

Son zamanlarda terfi aldım, yeni sorumluluklar geldi. Genç kadın adaylara destek olmaya başladım. Onlara, zor olacağını ama vazgeçmemeleri gerektiğini, yalnız olmadıklarını söyledim. Her küçük zafer, her tanınma, her açılan kapı, bu daha büyük değişime katkıda bulunuyordu.

Bir gün Adana’dan genç bir kız mesaj attı, orduda kadın olmanın nasıl olduğunu sordu. Ona dürüst oldum: Kolay değil, ama cesaret ve kararlılıkla mümkün. Her kadın asker, sonrakiler için yolu biraz daha kolaylaştırıyor.

11. Bölüm: Sonsöz

Şimdi geriye baktığımda, gökyüzüne saf hayallerle bakan Adanalı kız artık yok. Onun yerinde gerçekliğin sertliğini bilen, görünmez yaralar taşıyan ama hayal ettiğinden daha güçlü bir kadın var.

Her gün hizmet etmek için çıktığımda, yıllar önce kendime verdiğim sözü yerine getiriyorum: Vazgeçmeyeceğim. O yere ait olduğumu kanıtlayacağım ve başkalarının ne düşündüğüne bakmaksızın kendi değerimi biliyorum.

Ve biliyorum ki, Türk Silahlı Kuvvetleri, kim olduğuna bakmaksızın yetenekli insanları dahil ettiğinde daha güçlü olacak. Çünkü özveri, disiplin, cesaret ve fedakarlık cinsiyeti olmayan şeylerdir.

Ben iyi bir askerim. Bunu kabul etmem, inanmam zaman aldı. Ama şimdi biliyorum ve kimse bunu benden alamaz.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News