5 Yıllık Evliliğimde Kocam Hizmetçiye Âşık Oldu, Beni İtti ve Bebeğimi Kaybettim… Terk Ettim, Şimdi Yalvarıyor!

5 Yıllık Evliliğimde Kocam Hizmetçiye Âşık Oldu, Beni İtti ve Bebeğimi Kaybettim… Terk Ettim, Şimdi Yalvarıyor!

1. Bir Yıkımın Başlangıcı

Kocamı, yatak odamızda hizmetçimizle öpüşürken izledim.
O yatak, birlikte hayaller kurduğumuz, geleceğimizi planladığımız yataktı.
Onları gördüğümde içimde bir şey koptu.
Karşısına dikildiğimde, beni merdivenlerden aşağı itti.
O sırada üç aylık hamileydim.
Düşüşüm her şeyimi aldı.
Ama bebeğimi kaybetmek, bu hikâyenin en acı kısmı değildi.

.

.

.

Eğer bir gün tüm kalbinle güvendiğin biri tarafından ihanete uğradıysan, lütfen kal ve bu hikâyeyi dinle.
Bu benim gerçeğim ve senin duymana ihtiyacım var.

Şimdi seni her şeyin başladığı ana götüreceğim.

2. İlk Karşılaşma ve Masum Başlangıç

Jerome’la bir salı sabahı, şehir merkezinde bir kafede tanıştım.
23 yaşındaydım, yeni mezun bir öğretmendim.
O ise babasının emlak şirketinde çalışan, 26 yaşında bir adamdı.
Kahvesini yanlışlıkla beyaz bluzuma döktü.
Sadece özür dilemekle kalmadı, yan dükkândan bana yeni bir bluz aldı.
İşte o adamın böyle biri olduğunu sanmıştım.
Düşünceli, cömert, hatasını telafi eden biri.

O gün ona aşık oldum.
İki yıl boyunca bana dünyanın en şanslı kadını olduğumu hissettirdi.
Düğünümüz hayalimdeki gibiydi: 200 davetli, kilise töreni, annemin mutluluk gözyaşları…
Jerome’un annesi Diane hep gülümsedi ama o gülümsemenin içindeki gerginliği, gözlerinin gerçek mutluluğa ulaşmadığını fark etmemiştim.
Aşık olduğum için uyarı işaretlerini göremedim.
Bazı insanlar gülümserken bıçaklarını bileyleyebilir.

3. Mutluluk ve Yavaş Yavaş Çöken Karanlık

Evliliğimizin ilk üç yılı güzeldi.
Sadece dergilerde gördüğüm yerlere seyahat ettik.
Gece geç saatlere kadar çocuklarımızı, hayallerimizi, birlikte yaşlanacağımız hayatı konuştuk.
Jerome işinde yükseliyordu; ben ise Lincoln İlkokulu’nda üçüncü sınıf öğretmeniydim.
Beş odalı, kocaman bir ev aldık.
Anahtarları aldığımız gün, Jerome beni salonun ortasında döndürüp güldürdü.
Bana “Burada birlikte yaşlanacağız,” diye fısıldadı.
Ona inandım.

Dördüncü yılda her şey değişmeye başladı.
Başta küçük şeylerdi.
Jerome işten daha geç geliyordu.
Eve geldiğinde sürekli telefonunda mesajlaşıyor, bana sırtını dönüyordu.
Gününü sorduğumda tek kelimelik cevaplar veriyordu.
Dokunmaya çalıştığımda sanki ellerim onu yakıyormuş gibi irkiliyordu.

Kendime bunun stres olduğunu söyledim.
Babası emekli olmayı, şirketi ona devretmeyi düşünüyordu.
Her şey düzeldiğinde tekrar eski halimize döneceğimizi sandım.

Her şeyi denedim; en sevdiği yemekleri yaptım, eskiden sevdiği iç çamaşırlarını giydim, randevu geceleri planladım ama son anda iptal etti.
Her uzaklaştığında, kendimi parçalayarak neyi yanlış yaptığımı bulmaya çalıştım.
Artık güzel değil miydim? Yeterince ilginç, yeterince iyi değil miydim?

Şimdi geriye dönüp bakınca, o halime sarılmak, “Sen hep yeterliydin, sorun sende değil,” demek istiyorum.

4. Evdeki Yabancı ve Annenin Gölgesi

Beşinci yılın başında tükenmiştim.
Koca evde tek başıma çalışıyor, tam zamanlı işimi yürütüyordum.
Jerome’a temizlik ve yemek için yardımcı birini almamız gerektiğini söyledim.
Telefondan bile kafasını kaldırmadan “Tamam,” dedi.

O anda annesi Diane devreye girdi.
Ertesi gün aradı, sesi o sahte tatlılıkla doluydu.
Kiliselerinden genç bir kadının işe ihtiyacı olduğunu, iyi bir Hristiyan olduğunu söyledi.
Adı Valencia’ydı.

Valencia pazartesi sabahı geldi.
24 yaşındaydı, büyük kahverengi gözleriyle masum ve kırılgan görünüyordu.
Sessizdi, başını eğiyordu, her isteğime “evet hanımefendi, hayır hanımefendi” diyordu.
Annesinin hasta olduğunu, para gönderdiğini söylemişti.
Ona iyi davrandım, öğle yemeği teklif ettim, hayatını sordum.
Yardımcı olduğumu sandım.
Evime bir kurdu davet ettiğimi bilmiyordum.

Değişimler küçük başladı.
Jerome, Valencia’nın olduğu günlerde eve daha erken gelmeye başladı.
Onları mutfakta buluyordum; Jerome tezgaha yaslanmış, Valencia yemek yaparken gülüşüyorlardı.
İçeri girince gülüşmeler kesiliyor, hava değişiyordu.
Jerome birden arama yapması gerektiğini hatırlıyor, Valencia bulaşıklarla oyalanıyordu.

Sonra başka şeyler fark ettim.
Jerome’un yıldönümünde aldığı parfümü Valencia’da kokladım.
Şişe yarı yarıya boşalmıştı; haftalardır kullanmamıştım.
Küçük takılarım kaybolmaya başladı; bir bileklik, bir küpe…
Polise bildirecek kadar değerli değildi ama kaybolduklarında kendimi deli gibi hissediyordum.

Jerome’a söylediğimde patladı:
“Paranoyaksın, savunmasız birini suçluyorsun, zalimsin,” dedi.
Sonra kalbime kazınan o sözleri söyledi:
“Sadece genç ve güzel olduğu için kıskanıyorsun.”

O an yatak odamızda, ağzım açık, nefes alamadan kaldım.
Bana sonsuza kadar seveceğine söz veren adam, beni başka bir kadınla kıyaslamış ve eksik bulmuştu.

O gece banyoda ağladım, Jerome duymasın diye duşu açtım.

Diane daha sık gelmeye başladı, hep Valencia oradayken.
Evde dolaşıyor, “Her şey ne kadar temiz olmuş, yemekler daha lezzetli, Jerome daha mutlu görünüyor,” diyordu.
Bana bakıp “Bir erkek, yerini bilen, sorgulamayan, evini huzur yeri yapan bir kadına ihtiyaç duyar,” diyordu.
Jerome ise sessizce oturup annesinin beni parça parça yıkışını izliyordu.

Ailem Atlanta’daydı, üç eyalet uzakta.
Kız kardeşim Tasha’yı arayıp anlatmaya çalıştım.
Ama insan, evinde kaybolduğunu nasıl anlatır?
Kocan sana cam gibi bakıyorsa, kelimelere nasıl dökülür?

Tasha “Gel, biraz dinlen,” diyordu ama ben “İyiyim,” diyordum.
Her şeyin kötü olduğunu kabul etmek, hayatımın çöktüğünü kabul etmekti.

5. Bir Salı Günü Her Şey Bitti

O gün okulda bütün sabah hasta hissediyordum; mide bulantısı, baş dönmesi…
Yine de dersleri bitirdim.
Öğle arasında artık dayanamayınca müdüre eve gitmem gerektiğini söyledim.

Eve dönerken eczaneye uğramayı düşündüm.
Keşke uğrasaydım.
Keşke eve hiç gitmeseydim.

Valencia’nın arabası hâlâ oradaydı, neredeyse saat 2 olmuştu.
Normalde öğlen giderdi.
İçimde bir huzursuzluk yükseldi ama bastırdım.

Eve girdim, yukarıdan müzik ve başka sesler geliyordu.
Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki koridorda bayılacak gibi oldum.

O merdivenleri idama gider gibi çıktım.
Her adım daha ağırdı.
Bir yanım ne bulacağımı biliyordu, bir yanım dönüp gitmek istiyordu.
Ama tırmandım.

Yatak odasının kapısı aralıktı.
Jerome ve Valencia bizim yatağımızdaydı.
Beş yıl boyunca uyuduğumuz yatak…
Bebek isimleri konuştuğumuz, hayaller kurduğumuz yatak…
Ağladığım, Jerome’un uyuyor numarası yaptığı yatak…

Onlar birbirine sarılmıştı.
Dün yıkadığım çarşaflar…
Kapıyı açtığımda Valencia gözlerini açıp çığlık attı, kıyafetlerini toplamaya çalıştı.
Yüzünde utanç yoktu, sadece yakalanma korkusu.

Jerome bana baktı; yüzünde suçluluk, pişmanlık yoktu.
Sadece rahatsızlık, sanki önemli bir şeyi bölmüşüm gibi.

Sesim önce fısıltıydı, sonra çığlığa dönüştü:
“Nasıl yaparsın? Evimizde, yatağımızda!”

Valencia ağlayarak, yarı giyinik halde merdivenlerden koşarak çıktı.
Jerome ise sakin sakin pantolonunu giydi.
Sonra bana öfkelendi; kendine değil, bana.

“Senin suçun,” dedi buz gibi bir sesle.
“Artık uğraşmıyorsun. Kendini saldın. Hep yorgunsun, hep şikayet ediyorsun. Ne bekliyordun?”

Kendime baktım; vücudumda nefret ettiğim o yerler…
Oysa evlendiğimizdeki bedenimdeydim.
Ama o, bana değiştiğimi, hak ettiğimi inandırmıştı.

“Onu seviyorum,” dedi.
Beş yılın, vaatlerin, hayallerin ardından…
Valencia’yı seviyordu.
Evime aldığım, yemek verdiğim, ailemden saydığım kadını…

Gitmesine izin veremedim; kolundan tuttum, ne zaman başladığını, kurtaracak bir şey olup olmadığını sordum.

Kolunu çekip merdivenlere yöneldi.
Arkasından gittim, ellerim titriyordu, gözlerim yaşla bulutlanmıştı.
Gömleğinin arkasından yakaladım, tam merdivenlerin başında:
“Yemin ettik,” diye bağırdım.
“Sonsuza kadar dedin, söz verdin!”

Yüzü öfkeyle buruştu:
“Bırak beni!”
Ve iki eliyle göğsüme sertçe itti.
Uçtuğumu hissettim.
Sırtımın ilk basamağa çarpışını, ardından yuvarlanışımı…
13 basamak.
Her biri, onun pişmanlık duyması için bir şans.
Her biri, bana uzanıp kurtarması için bir an.
Ama hiç hareket etmedi; merdivenin başında durup düşüşümü izledi.

Her şey karardı.

6. Hastanede Uyanış ve Kaybın Acısı

Gözlerimi hastanede açtım; makinelerin sesi, antiseptik kokusu…
Doktor başımda duruyordu; yüzünde her şey vardı.
“Çok üzgünüm,” dedi.
O üç kelime beni mahvetti.

“Üç aylık hamileymişsiniz. Düşüş düşükle sonuçlandı. Elimizden geleni yaptık.”

Hamileydim.
Bebeğim vardı.
Anne olacağımı bilmiyordum ve artık olamayacaktım.
Yıllardır konuştuğumuz, hayalini kurduğum bebek…
O 13 basamakta, onu birlikte yarattığım adamın elleriyle benden koparıldı.

Jerome’u 17 kez aradım.
Bir kez bile açmadı.
Yerine annesi geldi; hastane odasında kolları bağlı, yüzü taş gibi…

“Bunlar olur,” dedi.
“Başka çocuk yaparsın. Abartma.”

Bebeğim, bizim bebeğimiz onun için bir şeydi; küçük bir aksilik, önemsiz bir olay.
Hastanede üç gün yalnız kaldım.
Tavana bakarak, artık büyümeyecek karnımı okşayarak, hiç tanımayacağım çocuğumun yasını tuttum.

Dördüncü gün kız kardeşim Tasha Atlanta’dan geldi.
Beni gördü, kırık, boş, yıkık…
Hiç soru sormadı, sadece sarıldı ve ben parçalandım.

Evimize gitti, Jerome işteyken eşyalarımı topladı.
Her şeyi istemedim; anıları, hatıraları, o adamla kurduğum hayatın hiçbir parçasını istemedim.
Düğün yüzüğümü mutfak tezgâhına, Jerome’un her sabah kahve yaptığı makinenin yanına bıraktım.
Görünce kahvesine boğulmasını diledim.

Atlanta’da Tasha’nın evine taşındım, kanepesinde uyudum, bir günde her şeyimi kaybettiğim dünyada nasıl var olacağımı anlamaya çalıştım.

7. Yeniden Doğuşun Ağrılı Yolculuğu

Diane beni bencil olmakla suçladı; bir hatadan ötürü iyi bir adamı terk ettiğimi söyledi.
Evlilik emek istermiş, ben çaba göstermiyormuşum.

Jerome’un kardeşi Antoine aradı; Jerome’un haksız olduğunu söyledi ama aileye karşı gelemezdi.
Bazı savaşlar kazanılmazdı.

Bir hafta sonra Jerome mesaj atmaya başladı.
Önce “Konuşmamız lazım,” dedi.
Sonra “Hata yaptım.”
Beşinci haftada “Valencia’yı bitirdim,” dedi.
Altıncı haftada annesinin bana haksızlık ettiğini kabul etti.

Her mesaj yeni bir manipülasyondu; beni tekrar kendi yörüngesine çekmeye çalışıyordu.
Ama ben özgürdüm ve geri dönmeyecektim.

Terapiste başladım.
Danışmanım bana “Kendin olmaktan ne zaman vazgeçtin?” diye sordu.
O gün fark ettim: Jerome’la evlendiğim gün.

Beş yıl boyunca kendimi küçülttüm, ışığımı söndürdüm, onun büyümesi için kendimi yok ettim.
Resim yapmayı bıraktım; “Zaman kaybı,” demişti.
Arkadaşlarımla görüşmeyi kestim; “Kötü etkiler,” demişti.

Kim olduğumun her parçasını bırakıp onun istediği kişi oldum.
Ve yine de yetemedim.

Öğretmenliğe geri döndüm, öğrencilerime sarıldım, neden sevdiğimi hatırladım.
O çocuklar kırık olduğumu umursamıyordu; sadece orada olmamı, onları görmemi, değerli hissettirmemi istiyorlardı.

Tekrar resim yapmaya başladım; Tasha’nın evini unuttuğum renklerle doldurdum.

Bazı günler daha zordu; bazı günler yatağa kıvrılıp hiç tanımayacağım bebeğim için, mahvolmuş evliliğim için, boşa geçen yıllarım için ağladım.

Ama yavaş yavaş yeniden nefes almaya başladım.
Yavaş yavaş aynada kendimi tanımaya başladım.

8. Son Karşılaşma ve Kapanış

Üç ay sonra Jerome okul çıkışı arabamın yanında bekliyordu.
Güvenlik onu uzaklaştırmak zorunda kaldı ama yine de gördüm.
Kötü görünüyordu; traşsız, zayıflamış, gözleri uykusuzluktan morarmıştı.

Her gün Tasha’nın evine çiçek gönderiyordu.
Annesi bile özür diledi ama Jerome zorlamıştı.
Antoine, Jerome’un mahvolduğunu, Valencia’nın onu daha zengin biri için terk ettiğini, işte büyük bir anlaşma kaybettiğini, içmeye başladığını söyledi.

Hiçbiri beni etkilemedi.
Zafer ya da rahatlama hissetmedim.
Sadece yorgundum.

Son kez Jerome’u market otoparkında arabamın yanında gördüm.
Polisi aramalıydım ama bu konuşmaya ihtiyacım vardı; bu bölümü sonsuza dek kapatmaya.

Gözleri kızarmış bir şekilde bana baktı:
“Bebeğimizi öldürdüm,” dedi.
İlk kez yaptığını kabul etti, ilk kez gerçekten pişmanlık gösterdi.

Ağlayarak “Özür dilerim, lütfen geri dön,” dedi.
“Tekrar deneyebiliriz, daha iyi olacağım, söz veriyorum.”

Yedi yıl boyunca sevdiğim adama baktım; bütün dünyamı üzerine kurduğum adama…
Sadece acıma hissettim.

“Jerome,” dedim, sesim sakin ve net.
“Beni merdivenlerden iten sadece sen değildin; aylarca eve geç gelerek, telefonunu benden seçerek, beni küçük ve değersiz hissettirerek, her gün başka bir kadını yatağımıza alarak…
Fiziksel olarak ittiğin o gün, aslında aylardır duygusal olarak itiyordun.”

Elini uzattı ama geri çekildim.
“Bebeğimiz senden daha iyisini hak ediyordu,” dedim.
“Ben de öyle. Artık buna inanıyorum.”

Yalvardı, değişeceğine söz verdi, terapiye gideceğini söyledi.
Ama hepsini daha önce duymuştum.
Karanlıkta fısıldanan sözler, güneşle birlikte kayboluyordu.

Kim olduğunu biliyordum.
Artık ona inanıyordum.
Arabaya bindim ve uzaklaştım.
Dikiz aynasında onun dizlerinin üstüne çöküp ağladığını gördüm ve omuzlarımda yıllarca taşımış olduğum yük kalktı.

Beş yıl boyunca, asla hak etmeyen biri için yeterli olmaya çalıştım.
O günden beri sekiz ay geçti.

9. Yeniden Hayata Dönüş

Hâlâ ihanetin, bebeğimi kaybetmenin, her şeyin acısını yaşıyorum.
Bazı geceler daha zor; ellerim boş karnımda uyanıp ağlıyorum, olabileceklerin yasını tutuyorum.

Ama her sabah, kendimi seçtiğimi bilerek uyanıyorum.
Kendi huzurumu, kendi geleceğimi seçtim.

Jerome hâlâ farklı numaralardan ulaşmaya çalışıyor.
Hepsini engelliyorum.
Annesi ortak arkadaşlar üzerinden mesaj gönderiyor.
Hiçbirine cevap vermiyorum.

Çünkü şunu öğrendim:
Gerçekten seven bir adam, sana kendini değersiz hissettirmez.
Evine, yatağına, ev

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News