Eski Siyahi Sevgilisini Şaka Olsun Diye Düğününe Davet Etti—BMW ile Geldi ve Annesinin Hizmetçisi Olduğunu Öğrendi!
1. Bölüm: İntikamın En Güzel Hali
Müzik salonunda yankılanırken, Cameron’ın annesi gözleriyle beni süzdü.
“Anne, onu tanıyor musun?”
Kadın başını eğdi, gözlerinde gurur ve şaşkınlık arasında bir çizgi.
“O benim patronum,” dedi.
.
.
.

İntikam soğuk yenen bir yemektir derler. Ama eski sevgilim Cameron, beni düğününe şaka olsun diye davet ettiğinde, BMW’mle salona giriş yapacağımı ve annesinin bana çalıştığını asla hayal edemezdi.
Bu hikaye, tam da o gün başladı.
Beş yıl önce, gençtim, aşık ve kördüm. Cameron’a üniversitede rastladım—o, iş yönetimi okuyan hırslı, karizmatik biriydi. Ben ise iki işte birden çalışıp yarı zamanlı önlisansımı bitirmeye uğraşıyordum.
Birlikte olduğumuzda, benim iki işim artık “bizim hayatta kalma planımız” olmuştu. Sabahları kafede, akşamları restoranda çalışıyor, Cameron’ın derslerine odaklanabilmesi için elimden geleni yapıyordum.
O bana hep büyük hayallerinden bahsederdi. “Başardığımda, ikimiz de kazanacağız. Bu geçici,” derdi.
O sözlere tutunuyordum; sanki taşlara kazınmış birer vaat gibi…
Kiranın çoğunu ben ödüyordum, market alışverişini ben yapıyordum, bursu yetmediğinde kitaplarını ben alıyordum. Çünkü sevdiğin insana yatırım yaparsın, onun geleceğine inanırsın.
Ama şimdi geriye bakınca, görmezden geldiğim işaretleri fark ediyorum.
Ailesinin toplantılarına hiç çağırmazdı. “Onlar gelenekçi, hazır değiller,” derdi. Üniversite arkadaşları benim varlığımı bile bilmiyordu. Kampüs etkinliklerine gitmek isteyince hep bir bahanesi olurdu: “Çok kalabalık, çok sıkıcı, işten sonra sana yazık.”
Kendimi koruduğunu sandım, ama içten içe biliyordum: Benden utanıyordu.
Mezuniyetinden iki hafta sonra, ona aylarca para biriktirip parti düzenlemiş, sahnede en çok ben alkışlamıştım. Sonra salonumuzda oturup kalbimi paramparça etti.
“Geleceğim hakkında düşündüm,” dedi. “Babamın arkadaşının yatırım şirketinde iş buldum. Yeni bir hayata başlıyorum ve sen bu yeni hayatta yoksun.”
Neden, diye sordum.
“Zorluk için iyiydin, başarı için değil,” dedi.
Yeni dünyasına uygun, daha ‘parlak’, daha ‘doğru’ birini istiyordu.
Bana, uğruna her şeyimi verdiğim adam, artık kendini benden üstün görüyordu.
Üç gün sonra taşındı, borçlarla ve ödeyemediğim kirayla beni baş başa bıraktı.
Haftalarca ağladım, kendimi suçladım.
Ama sonra bir sabah uyandım ve karar verdim: Cameron, başarıya layık olmadığımı düşünüyorsa, öyle bir başarı elde edeceğim ki, kendi sözleriyle boğulacak.
2. Bölüm: Yeniden Doğuş
Tam zamanlı üniversiteye kaydoldum, aynı anda tam zamanlı çalışmaya devam ettim.
Geceleri üç saat uyku ve boya söken kadar sert kahveyle ayakta kaldım.
Her pes etmek istediğimde, Cameron’ın bana “yetersizsin” dediği anı hatırladım ve devam ettim.
Onur derecesiyle mezun oldum, ardından MBA programına başvurdum ve kabul edildim.
Gündüz çalışıyor, gece ders çalışıyor, network kuruyor, staj yapıyor, kendimi kanıtlıyordum.
MBA sonrası, şehirdeki en prestijli pazarlama şirketlerinden Harrison & Associates’te işe girdim.
Lüks markalarla çalışıyor, her projeye gönüllü oluyordum.
Sekiz ayda ilk terfi, iki yılda büyük müşterileri yönetmeye başladım. Dört yılda, 15 kişilik bir ekibin başına geçtim, milyon dolarlık hesapları yönettim.
BMW’mi ilk kez kendi paramla aldım.
O arabada, Cameron’ın “asla olamazsın” dediği her şeyin bir simgesi vardı.
Şehir merkezinde güzel bir daireye taşındım, iş için seyahat ettim, beş yıldızlı otellerde kaldım, yöneticilerle yemek yedim.
Artık Cameron’ı düşünmüyordum.
O, hikayemin bir dipnotu olmuştu; ana karakter değil.

3. Bölüm: Düğün ve İntikam
Düğün davetiyesi ofisime geldiğinde altı ay olmuştu.
Kalın, pahalı bir kart, zarif bir yazı: Cameron Wright ve Vanessa Huntington, sizi düğünlerine davet ediyor.
Bir süre davetiyeye bakakaldım. Cameron evleniyordu ve beni davet etmişti.
Üniversiteden ortak arkadaşım Leslie’yi aradım.
“Biliyor muydun?”
“Evet,” dedi. “Ve sana bir şey söylemeliyim. Cameron, seni davet ettiğini herkese anlatıyor. Eski sevgilisinin nerelere geldiğini görmeni istiyor. Huntington ailesine damat oluyor, şehirdeki yarı ticari gayrimenkul onların. Herkese ‘eski sevgilim gelsin, yükselişimi görsün’ diyor.”
İlk başta davetiyeyi çöpe atmak istedim.
Ama sonra düşününce gülümsedim.
O düğüne gidecektim—ama Cameron’ın beklediği gibi kırık bir eski sevgili olarak değil, başardığım her şeyle, güçlü ve özgüvenli biri olarak.
İki hafta boyunca hazırlanırken, savaşa gidiyormuş gibi hissettim.
Zümrüt yeşili, şık ama abartısız bir elbise seçtim. Saçım, tırnaklarım, her şey kusursuzdu.
BMW’m parlıyordu.
Kendimi aynada prova ettim; nazik ama mesafeli bir gülümseme, soğukkanlılık.
Düğün, şehir dışında, bahçeler ve mermerlerle dolu, eski zenginlik havası taşıyan bir mekandaydı.
BMW ile gelince vale neredeyse kapımı açmak için birbirine girdi.
Ana salona yürürken, topuklarım taş yolda yankılandı; kendimi güçlü, dokunulmaz hissettim.
Cameron’ı gördüm—pahalı takım elbiseyle, şampanya kadehiyle, misafirlerle kahkaha atıyordu.
Gözleri bana takıldı, yüzü şoktan şaşkınlığa, sonra anlamlandıramadığı bir ifadeye döndü.
Yanında nişanlısı Vanessa vardı, gülümsemesi soldu.
Yanlarına gittim, elimi uzattım:
“Cameron, tebrikler.”
Elimi mekanik bir şekilde sıktı, kafası karışmıştı.
“Geldin…” diye kekelerken, “Elbette,” dedim. “Nazik davetin için teşekkürler.”
Vanessa’ya döndüm: “Çok güzel bir tören. Mutluluklar dilerim.”
Arkamı döndüğümde, Cameron’ın ağzı açık kalmıştı.
Tören boyunca gözleri hep üzerimdeydi.
Ben arka sırada, sakin ve kendinden emin oturdum.
Her bakışımda, Cameron bana bakıyordu; Vanessa dikkatini çekmek için dürtüyordu.
Bu, onun büyük günüydü ama planı ters tepti—beni küçük düşürmek isterken, kendisi huzursuzdu.
4. Bölüm: Gerçekler Ortaya Çıkıyor
Kokteyl saatinde diğer misafirlerle sohbet ettim.
Biri işimi sordu, “Lüks marka pazarlamasında çalışıyorum. Harrison & Associates’te üst düzey yöneticiyim,” dedim.
Birçok kişi firmanın adını tanıdı.
O anda onu gördüm—Mrs. Palmer, yani Diane.
Lavanta renkli bir elbise giymiş, salonun diğer ucundaydı.
Göz göze geldiğimizde, yüzü bembeyaz oldu.
Her şey yerine oturdu: Palmer… Cameron’ın annesi, Diane Palmer’dı.
Beni işe alan, bana kahve getiren, geçen ay zam verdiğim kadın, Cameron’ın annesiydi!
Yanıma gelmek için yürüdü ama Cameron koluma girdi.
Biraz içmişti, kendini kaybetmeye başlamıştı.
“Başarılı olmuşsun,” dedi, herkesin duyacağı kadar yüksek sesle.
“Hangi şirkette çalışıyordun?”
“Harrison & Associates,” dedim sakince.
Yüzü dondu.
“Ne pozisyon?”
“Lüks markalar bölümü direktörüyüm.”
Salonda bir sessizlik oldu.
Diğer misafirler bir şeylerin döndüğünü anlamıştı.
Cameron’ın babası yanımıza geldi, Vanessa da katıldı.
Cameron, annesine döndü:
“Anne, onu tanıyor musun?”
Diane bana, sonra oğluna baktı:
“O benim patronum,” dedi.
Salonda iğne düşse duyulurdu.
Cameron’ın yüzü beş farklı kırmızıya döndü.
Babası kaşlarını kaldırdı.
Vanessa, şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi.
Diğer misafirler fısıldaşıyordu:
“Cameron’ın eski sevgilisi, annesinin patronuymuş…”
Cameron tekrar etti:
“Patronun mu?”
“Evet,” dedim, Diane’in daha fazla zor durumda kalmasını istemeyerek.
“Anneniz mükemmel bir yönetici asistanı, şimdiye kadar çalıştığım en iyilerden biri. Onun ekibimde olması benim için büyük şans.”
Diane’in gözlerinde minnet parladı.