Kara Kızın Kalbini Bekleyen Kovboyla Vahşi Batı’da Yasak Aşk Başladı!
1. Bölüm: Yabancı Bir Yolculuk
Wyoming bozkırında güneş batarken, turuncu gölgeler kuru toprağa uzanıyordu.
Tren düdüğünün uzaklarda yankılanan sesi, hem umut hem de vedalar taşıyordu.
Son vagondan genç, zarif ama gözlerinde belirsizlik taşıyan siyahi bir kız indi.
Adı Alisa Carter’dı. Sahip olduğu her şey eski bir deri çantaya sığmıştı.
Hayat ondan çok şey almıştı ama ruhu hâlâ kırılmamıştı.
.
.
.

Batıya, yeni bir başlangıç ve özgürlük umuduyla gelmişti; geçmişini kimsenin bilmediği bir yerde yeniden başlamak istiyordu.
Küçük istasyonun platformunda birkaç yabancı ona bakıyordu, yüzleri okunmazdı.
Alisa, dışlanmanın acısını ve “yabancı” olmanın ağırlığını hissediyordu.
Tam umutsuzluğa kapılacakken, uzun boylu, sert görünümlü, yağmurdan sonra bozkır tozu renginde gözleri olan bir adam yaklaştı.
Güneşte yanmış yüzünde şefkatli bir ifade vardı.
“Miss Carter?” diye sordu, sesi derin ve ağır.
Alisa çantasına sıkıca sarıldı, temkinli bir şekilde “Evet,” dedi.
Adam hafifçe gülümsedi.
“Benim adım Luke Hollis. Doğudan yardım istemiştim. Sana kadın göndereceklerini beklemiyordum…”
Alisa’nın kaşları kalktı. Bir kadın mı?
Luke içten bir kahkaha attı: “Mucize gibi bir şey. Çiftliğimde bir adamın tek başına altından kalkamayacağı kadar çok iş var.”
Sesinde ne acıma ne küçümseme vardı; bu, Alisa’yı rahatlattı.
Çantasını almak için uzandı: “Hadi Miss Carter, fırtına geliyor. Yağmur bizi bulmadan eve gidelim.”
“Ev” kelimesi, Alisa’nın zihninde kutsal bir yankı yaptı.
2. Bölüm: Yeni Bir Hayatın Eşiğinde
Hollis çiftliğine yolculuk uzun ve sessizdi; sadece rüzgarın uğultusu ve deri eşyaların gıcırtısı duyuluyordu.
Alisa, altın güneşle boyanmış uçsuz bucaksız bozkırı izledi.
Zorluklara alışkındı ama bu topraklarda bir şeyler canlı ve yenilmezdi.
Çiftliğe vardıklarında, mütevazı bir kulübe, birkaç at ve bacadan yükselen duman karşıladı onları.
Gösterişli değildi ama sağlam ve istikrarlıydı, sahibi gibi.
İçeride, ateşin sıcaklığı Alisa’yı karşıladı.
Luke ona kahve ikram etti, bir battaniye verdi:
“Burada yargı yok Miss Carter. Sadece iş, iyi yemek ve istersen huzur bulursun.”
Alisa tereddüt etti, sonra hafifçe gülümsedi:
“Huzur güzel olurdu.”
Luke başını salladı:
“O zaman burada bulacaksın.”
Dışarıda gök gürlerken, içeride biri kayıpların, diğeri yalnızlığın yaralarını taşıyan iki ruh ateşin başında oturuyordu.
Henüz farkında olmasalar da, ilk aşk kıvılcımı yanmaya başlamıştı.
3. Bölüm: Alisa’nın Yeni Ritmi
Alisa kısa sürede çiftliğin ritmine uyum sağladı.
Gün doğmadan kalkıyor, inek sağıyor, yumurta topluyor, yumuşak elleri artık işten nasır tutuyordu.
Luke onu asla “eksik” hissettirmedi; yanında çalıştı, sessiz ama hep dikkatliydi.
Varlığı, gün doğumu kadar güven vericiydi.
Alisa, Luke’un az konuşan ama derin dinleyen halini, sessiz gücünü ve nazik tavrını takdir etmeye başladı.
Bazı akşamlar ateş başında yemek paylaşırken, Luke ona erken kaybettiği eşinden, toprağın acısından ve sevgiden bahsederdi.
Alisa, hem sevgi hem de kayıp yaşamış bir adama içtenlikle kulak verirdi.
Bir akşam verandada gün batımını izlerken Luke sessizliği bozdu:
“Bu yere bir şey getirdin Alisa. Daha önce ihtiyacım olduğunu bile bilmiyordum.”
Alisa şaşkınlıkla baktı:
“Nedir o?”
Luke hafifçe gülümsedi:
“Huzur.”
Alisa yavaşça güldü:
“Bilmiyorum Mr. Hollis, sadece çok çalışıyorum.”
Luke gözlerinde şefkatle yanıtladı:
“O da bunun bir parçası. Ama sende bir ışık var, yorgun olsan bile.”
Alisa utangaçça başını çevirdi:
“Belki güneşten…”
Luke gülümsedi:
“Hayır Miss Carter, o sensin.”
O geceden sonra aralarında bir şey değişti.
Luke sabahları Alisa’nın gülüşünü, şarkılarını, hayvanlara nazikçe konuşmasını bekler oldu.
Alisa ise, yıllarca dışlanmış olmanın etkisiyle kalbini korusa da, kendini Luke’u düşünürken buldu.
Çiftlik artık sadece bir iş değil, bir yuva olmuştu.
4. Bölüm: Fırtına ve Sabır
Haftalar ayları kovalarken, toprak değişti, onlar da değişti.
Alisa verandaya çiçek dikti, perdeler astı, eski piyanoyu yeniden şarkı söyletmeyi başardı.
Luke ise hep yanında olmak için bahaneler buldu; aynı çiti iki kere tamir etti, gereksiz yardımlar teklif etti, sırf Alisa’nın gülüşünü izlemek için.
Ama hiçbir zaman acele etmedi.
Alisa’nın geçmişini sezdi; insanların bakışlarından ürktüğünü, gülüşünü sakladığını fark etti.
Bir gün, büyük bir fırtına bastırdı.
Yağmur camları dövüyor, şimşekler bozkırı aydınlatıyordu.
Luke onu kapıda, uzaklara dalmış buldu:
“İyi misin?” diye sordu yumuşakça.
Alisa başını salladı ama gözlerinde yaşlar parlıyordu:
“Memlekette böyle bir fırtına her şeyimizi almıştı… Unutmak zor.”
Luke sessizce yaklaştı, onun elini tuttu.
Dokunuşu sıcak ve güven vericiydi:
“Burada güvendesin. Kalbin ne zaman isterse, seni bekleyeceğim Alisa. Ne kadar sürerse sürsün.”
Alisa nefesi kesildi. Kimse ona böyle bir sabır, böyle bir şefkat vaat etmemişti.
Göz göze geldiler, Alisa’nın kalbi titriyordu:
“Neden?” diye fısıldadı.
Luke üzgünce gülümsedi:
“Çünkü sevdiğini kaybetmenin ne demek olduğunu biliyorum. Ve bazen, bir kalp hazır olmadan bulunamaz.”
Dışarıda gök gürledi, ama küçük kulübede fırtına yerini huzura bıraktı.
5. Bölüm: Baharın Mucizesi
Bahar, dua gibi geldi.
Tepeler çiçeklerle doldu, çiftlik canlandı.
Alisa’nın gülüşü artık parlak ve özgürdü.
Luke ise, her ayrıntıyı fark ediyordu; saçını nasıl ördüğünü, çamaşır asarken şarkı söyleyişini, varlığının kalbindeki boşlukları nasıl doldurduğunu.
Bir akşam, güneş alacakaranlığa dönerken, Luke verandada elinde şapka, Alisa’nın kapıyı kapatmasını izliyordu.
Alisa dönüp ona gülümsedi:
“Yine bakıyorsun Mr. Hollis,” diye takıldı.
Luke güldü:
“Beni suçlayabilir misin?”
Alisa utangaçça başını salladı:
“Daha çok işin var.”
Luke yavaşça yaklaştı:
“İş bekleyebilir. Sana kalbini bekleyeceğimi söylemiştim, Alisa. Ama eğer hazırsa…”
Alisa’nın gözleri parladı:
“Kalbim bir süredir senindi zaten,” diye fısıldadı.
Luke yavaş, nazik ve emin bir gülümsemeyle elini ona uzattı.
Akşam rüzgarı etraflarında dans ederken, Alisa’yı kendine çekti, kolunu beline doladı.
Dünya sessizleşti, alınları birbirine değdi.
Sonra, batı göğünün altında Luke onu sabırla, sevgiyle öptü; sanki her gün doğumu için, sanki onları buraya getiren her an için…
Ayrıldıklarında Alisa hafifçe güldü, gözlerinden yaşlar aktı:
“Bekledin, Mr. Hollis.”
Luke gülümsedi:
“Yine beklerdim…”
O gece, kulübeden yayılan fener ışığı bozkırı aydınlattı; soğuk dünyada küçük bir sıcaklık işareti.
Sabır ve iyilikle doğan aşk, en yalnız yerlerde bile filizlenebilirdi.