“10 Dil Biliyorum” — Dedi Genç Sanık… Hakim Güldü Ama Saniyeler İçinde Şaşkına Döndü
.
.
On Dilin Hikayesi: Ayşe Yılmaz’ın Yolculuğu
1. Bölüm: İzmir’in Bir Köyünde
Ayşe Yılmaz, İzmir’in küçük bir köyünde, anne babasının kavgalarının arasında büyüdü. Babası Almanya’da çalışıyordu; eve döndüğünde ya sessiz olurdu ya da sarhoş ve öfkeli. Ayşe dört yaşında ilk kelimeleri Almanca öğrendi; babasının bağırışlarından, annesinin gözyaşlarından. Evde huzur yoktu. Annesi, Ayşe’ye bir gün dillerin ona kaçış yolu olacağını söyledi. “Her dil bir kapı, Ayşe. Bir gün sen de o kapıdan geçeceksin.”
Ayşe, annesinin yanında oturup altyazılı filmleri izlerken İngilizce kelimeleri tekrarlamaya başladı. Çocuk aklıyla, her kelimenin bir anahtar olduğunu düşündü. Bir gün, bir kapının kilidini açacaktı.
Bir gece, babasının öfkesi doruğa ulaştı. Ayşe’nin annesi, “Yeter!” dedi ve Ayşe’yi elinden tutup karanlıkta köyün dışındaki çocuk yuvasına götürdü. O gece, Ayşe’nin hayatı sonsuza kadar değişti.
2. Bölüm: Çocuk Evleri
Ayşe, yedi yaşında ilk çocuk evine yerleşti. Orada, Fransız bir gönüllü her gece yatmadan önce ona kitap okurdu. Fransızca kelimeler, Ayşe’nin kulağında yankılanırdı. Gönüllü kadın, “Her dil özgürlüğe açılan yeni bir kapıdır,” derdi. Ayşe, kapıların ardında yeni dünyalar hayal etmeye başladı.

İkinci çocuk evinde, Roma’dan gelen Teresa Hanım vardı. Ayşe ona İtalyanca sorular sorar, Teresa ona şarkılar öğretirdi. “La vita è bella,” dediğinde Ayşe ilk kez bir dilin sevgi taşıdığını hissetti.
Üçüncü çocuk evinde, İspanyol bir çocuk olan Miguel vardı. Bir yıl sonra ailesi onu geri aldı ama Ayşe’ye isyanı ve hayatta kalmanın yollarını öğretti. İspanyolca küfürleri, hayatta kalmak için bir silah gibi kullandı.
Portekizli Doktor Silva ise umut verdi. Grup terapilerinde, Portekizce’nin umut dili olduğunu söylerdi. Ayşe, her kelimeyle biraz daha iyileşti.
Ama her yeni kurum, yeni bir travma demekti. Rusçayı, Sergey Bey’den öğrendi. Sergey ona, “Nikto ne poverit,” dediğinde, Ayşe kimsenin ona inanmayacağını öğrendi. Her dil, bir yara, bir iz, bir umut ve bir kaçıştı.
3. Bölüm: Haydarpaşa’da Bir Kız
On dört yaşında, Ayşe çocuk evinden kaçtı. Haydarpaşa Garı’nda yaşadı. Orada, Türkçe bilmeyen yaşlı Lee adında bir Çinli evsiz vardı. Ayşe, onunla Çince konuşmayı öğrendi. Lee, “Wei Ji”nin kriz ve fırsat anlamına geldiğini anlattı. Ayşe, her krizin bir fırsat olabileceğini ilk kez o zaman anladı.
Evsizler barınağında, Suriyeli Ahmet ona Arapça öğretti. Ayşe ona Türkçe öğretti. Ahmet, “İnşallah,” dediğinde, Ayşe acının bazen başkalarına yardım etmek için geldiğini öğrendi.
Poliklinikte Hintli Doktor Priya’dan Hintçe öğrendi. Priya ona “Ahimsa”nın şiddet karşıtlığı olduğunu, herkesin bir şansı hak ettiğini öğretti.
Ayşe, dillerin sadece kelimeler olmadığını, her birinin bir hayat, bir hikaye, bir yara olduğunu anladı.
4. Bölüm: Mahkeme Salonu
On dokuz yaşında, Ayşe İstanbul’da bir mahkeme salonunda yırtık ayakkabılarıyla duruyordu. Marketten ekmek, süt ve elma çalmakla suçlanıyordu. Hakim Mehmet Demir, ona tipik bir genç olarak baktı. Ama Ayşe, “On dil konuşuyorum,” dediğinde salon kahkahaya boğuldu.
Ayşe, dilleri tek tek mükemmel telaffuzla saydı. Kahkahalar kesildi. Herkes dondu kaldı. Hakim, Ayşe’ye nasıl mümkün olduğunu sordu. Ayşe, çocukluğundan itibaren her dilin arkasındaki acıyı, sevgiyi, umudu anlattı.
Her kelimeyle salonun duvarları çatladı. Savcı, davayı geri çekmek istedi. Muhabir, hikayeyi kaydetmeye başladı. Hukuk öğrencisi Murat, hayatında ilk kez hukukun ne olduğunu sorguladı.
Ayşe, “O ekmeği çaldığımda 10 dilde teşekkür ettim,” dedi. “Çünkü o ekmek hırsızlık değildi, yaşamak için bir şanstı.”
Ayşe cebinden bir zarf çıkardı. İçinde çocukları incitenlerin isimleri, kurumların adresleri, tanıkların numaraları vardı. Hakim, Ayşe’yi Türkiye tarihinin en büyük çocuk istismarı soruşturmasının ana tanığı ilan etti.
5. Bölüm: Avrupa’ya Yolculuk
Ayşe’nin hikayesi gazetelerde manşet oldu, belgesel oldu, Netflix dizisi oldu. Avrupa Parlamentosu’nda konuşma yaptı. “On dil konuşuyorum çünkü her birini hayatta kalmak için öğrendim,” dedi. Her dilin ona bir güç, bir umut, bir hayal verdiğini anlattı.
Ayşe, Avrupa çocuk koruma hukukunu değiştiren bir sembol oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde en genç öğretim üyesi oldu. Derslerinde, “Çocuk evlerinde korku dili, umut dili, sessizlik dili var,” dedi. Öğrencilerine, gerçeği söylemenin gücünü anlattı.
6. Bölüm: Nobel ve Yeni Hayatlar
Ayşe, Nobel Barış Ödülü’nü aldı. Kabul konuşmasında, “Bu ödülü sesi olmayan tüm çocuklar adına kabul ediyorum,” dedi. Arapça, İspanyolca, Çince, Hintçe öğrendiği arkadaşlarının adını tek tek andı. Her biri, Ayşe’nin hayatında bir iz, bir umut olmuştu.
Ankara’da ilk “Şifa Dilleri Okulu”nu açtı. Zor evlerden gelen çocuklar, dilleri travma terapisi olarak öğrendi. Okulun girişinde 11 dilde tabela vardı: “Burada her dil yeni bir umuda köprü.”
7. Bölüm: On Dilin Ötesinde
Ayşe, Strasbourg’da Avrupa Çocuk Hakları Merkezi’ni yönettiği ofisinde oturuyordu. İki çocuğu, Emir ve Defne halıda oynuyordu. Emir üç dil konuşuyordu, Defne Hintçe ilk kelimelerini söylüyordu.
Emir, “Neden herkes senin kahraman olduğunu söylüyor?” diye sordu. Ayşe, “Çünkü bazen dünyayı değiştirmek için gerçeği herkesin anlayabileceği kadar çok dilde söylemek yeterli,” dedi.
Telefon çaldı. TRT muhabiri, “Bugün duruşmanızın 10. yılı. Nasıl hissediyorsunuz?” diye sordu. Ayşe, “Tatmin dili,” dedi. “Ve bu dilde teşekkür ederim dünyanın her yerinde aynı sesleniyor.”
8. Bölüm: Sonsuz Teşekkür
Ayşe, balkonunda İstanbul çatılarından Boğaziçi’ne bakarak, on dilde teşekkür etti:
English: Thank you.
Deutsch: Danke.
Français: Merci.
Italiano: Grazie.
Español: Gracias.
Português: Obrigada.
Русский: Spasibo.
中文: 谢谢 (Xièxiè)
العربية: شكرا (Shukran)
हिन्दी: धन्यवाद (Dhanyavad)
Türkçe: Teşekkür ederim.
Ve ekledi: “Nihayet birinin beni duyduğu için teşekkür ederim.”
Son