1988’de doğu sınırında kayboldu — 37 yıl sonra çobanın bulduğu üniformada korkunç sır…
.
.
1988’DE KAYBOLAN ASKER — 37 YIL SONRA BULUNAN ÜNİFORMA VE ORTAYA ÇIKAN KARANLIK SIR
12 Eylül 2025 Perşembe sabahı, Tendürek Dağı’nın eteklerinde hava her zamanki gibi sertti. Yaz bitmiş, dağlara sonbaharın soğuğu çökmüştü. Çoban Mustafa Korkmaz, yirmi beş yıldır yaptığı gibi sürüsünü kayalık yamaçlara doğru sürüyordu. Bu dağlar onun için yabancı değildi; hangi kayanın altından rüzgâr eser, hangi patikadan kurt iner, hepsini bilirdi. Ama o sabah, dağ ona hiç beklemediği bir sır sunacaktı.
Koyunlardan biri kayalıkların arasına sıkışınca Mustafa peşinden gitti. Eğilip hayvanı çekmeye çalışırken ayağı sert bir şeye takıldı. Dengesini kaybedip neredeyse düşüyordu. Toprağa baktığında yeşilimsi, yıpranmış bir kumaş parçası gördü. İlk anda eski bir çadır bezi sandı. Ama kumaş farklıydı; askeri kumaş gibi kalındı. İçine bir huzursuzluk çöktü. Kumaşı biraz daha çekince, topraktan neredeyse tamamı çıkan bir asker üniformasıyla karşılaştı.
Mustafa’nın eli titremeye başladı. Üniformanın göğüs cebinde metal bir künye vardı. Üzerindeki yazıyı okuyunca dizlerinin bağı çözüldü:
Er Osman Demir – 1988

Bu isim, Doğu Bayazıt’ta yıllardır anlatılan bir hikâyenin merkezindeydi. 1988’de bu dağlarda kaybolan genç asker… Mustafa, “Allah’ım,” diye mırıldandı. “Demek doğruymuş.”
Osman Demir, 1970 yılında Sivas’ın Hafik ilçesinde doğmuştu. Altı çocuklu yoksul bir ailenin üçüncü oğluydu. Babası İsmail Çiftçi, tarlada çalışırken bile Osman’ın asker olacağından bahsederdi. “Bu çocuk vatan için yaratılmış,” derdi gururla. Osman küçük yaşlardan itibaren disiplinliydi. Oyunlarda bile düzeni sever, arkadaşlarını sıraya dizerdi. Tarihe merakı vardı; Kurtuluş Savaşı’nı, cepheleri, komutanları ezbere bilirdi.
Lise yıllarında öğretmenleri onun zekâsından çok vatan sevgisini konuşurdu. Üniversiteye gitmesi için ısrar eden ailesine rağmen Osman’ın kararı netti: Asker olacaktı. 1988 yılında askerliğini yapmak üzere Ağrı Doğu Bayazıt’a geldiğinde henüz on sekiz yaşındaydı ama gözlerinde alışılmadık bir kararlılık vardı.
O dönem doğu sınırı kaynıyordu. İran-Irak Savaşı devam ediyordu, kaçakçılık artmıştı, sınır ötesi hareketlilik yoğundu. Karakollarda görev yapan askerler için her gece tedirginlik demekti. Osman, Tendürek Dağı eteklerindeki karakolda görev yapıyordu. Komutanları ona güveniyordu. Sessizdi, emirleri sorgulamazdı.
Osman’ın Sivas’ta bıraktığı biri vardı: Ayşe. Lise aşkıydı. Öğretmen olmuştu. Her hafta mektuplaşıyorlardı. Ayşe, “Askerlik bitsin, evlenelim,” diyordu. Osman da hayallerini hep bu cümleyle süslüyordu.
12 Kasım 1988 gecesi Osman’ın nöbeti vardı. Karakol sınır hattına çok yakındı. Rakım yüksekti, soğuk kemiklere işliyordu. Osman, arkadaşlarına gülümseyerek, “Merak etmeyin, sabaha kadar bir şey olmaz,” dedi. “Nöbette Ayşe’ye mektup yazacağım.”
Saat 23.30’da merkeze ilk raporunu verdi. “Her şey normal.” Gece boyunca telsizle düzenli olarak konuştu. Son mesajı sabaha karşı 04.30’daydı. “Kar yağıyor ama sorun yok.”
Bu, Osman’dan alınan son haberdi.
Sabah vardiya değişimi için karakola giden asker, kapıyı açık buldu. İçeride kimse yoktu. Telsiz masadaydı ama Osman yoktu. Kar üzerinde ayak izi yoktu, boğuşma izi yoktu. Sanki Osman bir anda buhar olmuştu. Alarm verildi. Arama kurtarma ekipleri seferber edildi. Köpekler iz sürdü ama izler aniden kesildi.
Komutanlar şaşkındı. “Bu işte bir tuhaflık var,” diyorlardı ama kimse yüksek sesle konuşamıyordu.
Osman’ın ailesine haber verildiğinde baba İsmail yıkıldı. “Oğlum kaybolmaz,” dedi. “Ona bir şey oldu.” Anne Fatma sinir krizi geçirdi. Ayşe ise hemen Doğu Bayazıt’a geldi. Karakolun önünde saatlerce ağladı. “Osman geri dönecek,” diyordu.
Günler geçti, haftalar geçti. Osman’dan iz yoktu. Resmi rapor hazırlandı: “Nöbet sırasında kaybolmuştur. Şehit olmuş olma ihtimali yüksektir.” Ama ceset yoktu, kanıt yoktu. Aile bunu kabul etmedi. Ayşe iki yıl bekledi. Sonunda ailesinin baskısıyla başka biriyle evlendi ama Osman’ı hiç unutmadı.
Yıllar aktı. Anne-babası öldü. Osman’ın adı dosyalarda “kayıp” olarak kaldı. Ta ki 37 yıl sonra bir çoban, dağın sessizliğinde o üniformayı bulana kadar…
Mustafa Korkmaz jandarmayı aradı. Olay yerine gelen ekipler üniformayı inceledi. Üniforma gömülmemişti; kayalıkların arasında, rüzgâr ve soğukla korunmuştu. Ama asıl şok edici olan, iç cebinde bulunan küçük nottu. El yazısıyla yazılmıştı:
“Kaçmadım. Kaçırıldım. Sınır ötesi görev. Emir yukarıdan geldi. Allah’a emanet. 12.11.1988.”
Bu not, 37 yıllık sessizliği parçaladı.
Ankara’da gizli dosyalar açıldı. Emekli komutanlar konuşmaya başladı. Gerçek yavaş yavaş ortaya çıktı. Osman, o gece sıradan bir nöbetçi değildi. Çok gizli bir sınır ötesi görev için seçilmişti. İran tarafına geçecek, istihbarat toplayacak, geri dönecekti.
Ama geri dönmedi.
Emekli bir uzman çavuş, yıllar sonra vicdanına yenildi ve konuştu. Osman’ın yakalandığını gördüğünü itiraf etti. İran askerleri tarafından çevrildiğini, ellerini havaya kaldırdığını anlattı. Bu bilgi yıllarca devlet sırrı olarak saklanmıştı.
Ve sonra beklenmedik bir açıklama geldi.
Osman Demir hayattaydı.
Ama artık başka bir isimle: Hasan Alavi.
İran’da yaşıyordu. Yıllarca sorgulanmış, sonra serbest bırakılmıştı. Hayatta kalmak için yeni bir kimlik kabul etmişti. İranlı bir kadınla evlenmiş, iki çocuk sahibi olmuştu. Sessiz, sade bir hayat sürüyordu. Kimse onun bir zamanlar Türk askeri olduğunu bilmiyordu.
Türk heyeti onunla görüştü. Osman artık elli beş yaşındaydı. Saçları ağarmıştı ama duruşu hâlâ asker gibiydi. Türkiye’ye dönmesi teklif edildi. Uzun süre sustu. Sonra yavaşça konuştu:
“Türkiye’yi her gece rüyamda görüyorum. Ama çocuklarım burada. Onları bırakamam.”
Bu kararıyla herkesi hem sevindirdi hem yaraladı.
Osman Demir, Türkiye için 1988’de kaybolmuş bir asker olarak kaldı. Hasan Alavi ise İran’da yaşamaya devam etti. Üniformanın bulunduğu yer anıt yapıldı. Her yıl 12 Kasım’da anma töreni düzenleniyor.
Bu hikâye, zamanın her şeyi değiştirdiğini ama vatan sevgisinin asla kaybolmadığını gösterdi. Bazı sırlar dağların sessizliğinde saklanır, bazı gerçekler ise ancak yıllar sonra ortaya çıkar. Ve bazen, bulunan kişi artık aradığınız kişi değildir.