1991’de Van sınırda kayboldu – 33 yıl sonra üniformanın cebindeki not herkesi şoke etti.

1991’de Van sınırda kayboldu – 33 yıl sonra üniformanın cebindeki not herkesi şoke etti.

.
.

Kayıp Askerin Hikayesi

1991 yılının soğuk bir Şubat gecesi, Van’ın Erciş ilçesinde, genç bir asker olan Er Murat Yılmaz, sınırda nöbet tutuyordu. 20 yaşındaki Murat, Trabzon’un Akçaabat ilçesinden gelmiş, vatansever bir genç olarak askere alınmıştı. Ailesi, onu her zaman gururla anıyordu. Babası Kemal, balıkçıydı ve oğlunun askerliğini büyük bir onurla karşılıyordu. Annesi Zeynep ise ev hanımıydı ve Murat’ın sağ salim dönmesi için dualar ediyordu.

Murat, askerliğe başladığı günden itibaren görevini en iyi şekilde yapmaya çalıştı. Arkadaşları onu çok seviyor, güvenilir ve cesur biri olarak tanımlıyordu. Ancak o gece, her şeyin değişeceğinden habersizdi. 8 Şubat 1991 gecesi, Murat’a özel bir görev verildi. Süphan Dağı eteklerindeki 12 numaralı karakolda gece nöbeti tutacaktı. Bu görev, sınır hattına çok yakın olduğu için oldukça tehlikeliydi.

Murat, gece saat 22:00’de karakola çıktı. Üzerinde kış kamuflajı, karbotu ve G3 piyade tüfeği vardı. Telsiz cihazı çalışıyordu ve gece boyunca düzenli olarak merkeze rapor veriyordu. Ancak saat 4:00’te gelen son mesajı, herkesin kalbini hızlandırdı. “Merkez, şüpheli hareket var. Yaklaşan gruplar görüyorum. Gizli görev başlıyor.” Bu mesajdan sonra telsiz kesildi ve bir daha hiç açılmadı.

Ertesi sabah, karakola giden Er Kemal Polat, korkunç bir manzarayla karşılaştı. Karakol boştu ve Murat kayıptı. Çevreye baktığında ayak izi, mücadele izi, hiçbir şey yoktu. Murat sanki yeryüzünden kaybolmuştu. Hemen telsizle merkezi aradı ve acil durum bildirdi. “Er Murat Yılmaz kayıp, karakol boş!” dedi.

1991'de Van sınırda kayboldu - 33 yıl sonra üniformanın cebindeki not  herkesi şoke etti. - YouTube

Jandarma komutanı Binbaşı Kemal Özdemir, derhal harekete geçti. Tüm birlikleri alarma geçirdi ve 50 kişilik bir arama ekibi oluşturdu. Köpeklerle iz takibi başladı. İlk aramalarda tuhaf bulgular çıktı. Karakolun 200 metre kuzeyinde kar üzerinde ayak izleri vardı ama izler aniden kesiliyordu. Köpekler Murat’ın kokusunu aldı ama 500 metre sonra iz kayboluyordu. Bu hiç mantıklı değildi. Sanki Murat 500 metre sonra yok olmuştu.

O gün 8 saat süren yoğun arama hiçbir sonuç vermedi. Murat’tan iz yoktu. Silahı, şarjörü, kış ekipmanları hiçbiri bulunamadı. Akşam, Trabzon’daki ailesine haber verildi. Baba Kemal, “Oğlum kaybolacak biri değildi, ona bir şey oldu,” diyordu. Sevgilisi Elif de bu haberle sarsıldı. Murat, çok dikkatli biriydi; mutlaka bir şey olmuştu. Onu bulmalarını istiyordu.

İkinci gün arama genişletildi. Helikopterler havalandı ve 100 kişilik bir ekip oluşturuldu. Süphan Dağının her karışı tarandı. Üçüncü gün, çok önemli bir ipucu bulundu. Sınırın 3 kilometre ötesinde, İran tarafında taze ayak izleri tespit edildi. Murat sınırı geçmiş olabilir miydi? Bu çok mantıklı bir ihtimaldi. Askeri istihbarat devreye girdi. İran sınır güçleriyle temas kuruldu. Türk askeri geçti mi diye soruldu. İranlı yetkililer, böyle bir olay olmadığını, Türk askerini görmediklerini söylediler.

Ama bu cevap tatmin edici değildi. Bir hafta sonra umutlar tükendi. Kar kalınlığı 2 metreyi bulmuştu. Artık canlı bulma ihtimalleri çok düşüktü ama aramaya devam edilecekti. Murat bulunana kadar durulmayacaktı. Resmi rapor hazırlandı. “Er Murat Yılmaz, nöbet görevi sırasında sınır hattında kaybolmuştur. Düşman teması sonucu şehit olmuş olma ihtimali yüksektir.” Bu rapor ailesine ve Elif’e gönderildi. Aile bu raporu kabul etmedi. Murat’ın cesedi yoktu, kanıt yoktu. O yaşıyordu. Baba Kemal, onu bulana kadar durmayacağını söylüyordu.

Elif de inanmıyordu Murat’ın öldüğüne. O çok zeki bir çocuktu. Bir şekilde kurtulmuştu. Mutlaka geri dönecekti. Onu bekleyeceğini söylüyordu. Düğün hazırlıklarını durdurmamıştı bile. Askerlik arkadaşları da şüpheliydi. Murat ölse bile cesedi olması gerekiyordu. Bu kadar iz bırakmadan kaybolmak imkansızdı. Kendilerine anlatılmayan şeyler olduğunu düşünüyorlardı.

Birlik içinde fısıltılar başlamıştı. Belki gizli görev vardı diyenler vardı. Belki kaçırıldı diyenler vardı. Ama kimse kesin bir şey bilmiyordu. Komutanlar da çok suskundu. Bu sessizlik askerleri daha çok şüphelendiriyordu. Mart ayına girildiğinde arama çalışmaları askıya alındı. Kar kalınlığı 3 metreyi geçmişti. Bahar gelince arama yeniden başlayacaktı. Ama Murat’ın ailesi ve sevgilisi bu durumu kabul etmiyordu.

Bahar geldiğinde karlar eridiğinde yeniden büyük arama yapıldı. 200 kişilik ekiple Süphan Dağının her karışı tarandı. 6 aylık yoğun aramada sadece küçük bir metal parça bulundu. Murat’ın künyesine benziyordu ama tam emin olunamıyordu. Ailesine şehit maaşı bağlandı. Baba Kemal kabul etmek istemedi. Oğlu şehit değildi. Kayıptı. Ama maddi durum çok kötüydü. Mecburen kabul etti.

Sevgilisi Elif, 3 yıl beklediği Murat’ı düğün tarihlerini erteledi ama 1994’te ailesi baskı yaptı. 3 yıl olmuştu. O gelmeyecekti artık. Başkasıyla nişanlandı. Nişan günü Elif çok ağladı. 1995’te başka biriyle evlendi. 1998’de Baba Kemal vefat etti. Son sözleri, “Oğlumu bulamadan gittiğim oldu.” Anne Zeynep de 2005’te hayatını kaybetti. Son günlerinde, “İnşallah cennette görüşeceğiz,” söylemişti.

2000’li yıllarda DNA teknolojisi gelişti. Murat’ın DNA profili çıkarıldı. Tüm Türkiye’deki kimlik belirsiz vakalarla karşılaştırma yapıldı ama eşleşme bulunamadı. 2010’da sosyal medya yaygınlaştığında “Murat Yılmaz Nerede?” sayfaları açıldı. Kayıp asker Murat Yılmaz grubu kuruldu. Her yıl 8 Şubat’ta anma etkinliği yapıyorlardı.

2024 yılının Ekim ayında, çoban Hasan Özkan, keçilerini otlatırken kayalıklar arasında yeşil bir kumaş parçası buldu. Dikkatle çektiğinde, tam bir asker üniforması çıktı. Göğüs cebinde metal künye vardı: “Er Murat Yılmaz 1991.” Hasan derhal 155’i aradı. Kimse bilmiyordu ki Murat, 33 yıldır çok uzakta, çok farklı bir hayat yaşıyordu ve üniformanın cebindeki not herkesi şoke edecekti.

Saat 12 sıralarında Van Erciş Jandarma Komutanlığından ekip geldi. Olay yeri kordon altına alındı. Künye üzerindeki isim kontrol edildi. Bilgisayar kayıtlarında Er Murat Yılmaz’ın 1991’de kayıp olduğu görüldü. Bu o kayıp asker! Herkes şaşkınlık içindeydi ama asıl şok edici keşif, üniformanın iç cebinde bulundu. Küçük bir plastik poşette korunmuş el yazısıyla not. “Eğer bunu okuyorsanız gerçeği öğrenin. Ben kaçmadım, kaçırıldım. Operasyon var. O değil.”

Bu not, herkesi şok etti. Demek ki Murat kaçmamış, kaçırılmıştı ve bir operasyondan bahsediyordu. Ama hangi operasyon, kim tarafından kaçırılmıştı? 33 yıldır kimse bilmiyordu bu gerçeği. Notta ayrıca şunlar yazıyordu: “Sınır ötesi görev. Kimse bilmiyor. Emir yukarıdan geldi. Allah’a emanet. Tarih 8 Şubat 1991.” Kaybolduğu gece. Demek ki son dakikada yazmıştı bu notu.

Jandarma komutanı Albay Mehmet Çelik, derhal Ankara’yı bilgilendirdi. 33 yıllık sır çözülmeye başlıyordu ama bu çok büyük bir meseleydi. Sosyal medyada haber patladı. 33 yıl sonra kayıp askerin üniforması bulundu. Başlıkları trending topic oldu. Milyonlarca kişi paylaştı. Genç nesil, ilk kez bu hikayeyi öğreniyordu. 33 yıllık bir devlet sırrı açığa çıkabilir diyordu Orgeneral Hasan Çelik.

Van’dan gelen rapor çok ayrıntılıydı. Üniformanın içindeki not özellikle dikkat çekiciydi. “Sınır ötesi görev kimse bilmiyor. Emir yukarıdan geldi.” Cümleleri, 1991 yılında yapılan gizli operasyonları işaret ediyordu. Emekli Albay Kemal Özdemir, 1991’de Van Erciş Jandarma Komutanıydı. O gün televizyonda haberleri izlerken büyük şok yaşadı. 33 yıl sonra ilk kez konuşmaya karar vermişti. “Artık çok yaşlandım. Gerçeği söyleme zamanı geldi,” dedi.

Gazeteciler emekli albayı bulup röportaj yapmaya çalıştı. “O gece Murat’a özel görev verdik,” dedi titreyen sesiyle. “Ne tür özel görev?” diye sordu gazeteci. “İran sınırını geçecekti. Orada gizli bilgi toplayacak. 3 gün sonra dönecekti. Ama hiç dönmedi.” Bu itiraf herkesi şok etmişti. Murat çok güvenilir bir askerdi. Devam etti. Emekli Albay Özdemir, “Mükemmel Kürtçe biliyordu. Bölgeyi iyi tanıyordu. Ayrıca çok cesurdu ve vatanseverdi. O yüzden onu bu tehlikeli görev için seçtik.”

O dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı emekli Orgeneral Mehmet Kaya da konuştu. “1991’de İran’da çok kritik gelişmeler vardı. Biz de sınır güvenliği için özel operasyonlar yapıyorduk. Murat da bu operasyonlardan birindeydi.” Operasyonun detayları neydi sorusuna cevap verdi. “Murat, İran’daki Kürt gruplarının Türkiye’ye sızma planlarını öğrenecekti. 48 saat kalacak, bilgi toplayıp dönecekti. Ama 3. gün haber alamadık ondan.”

Emekli istihbarat subayı Yarbay Ali Demircan detayları anlattı. “Murat’ın görevi çok tehlikeliydi. İran Devrim Muhafızları bölgede çok aktifti. Bir kez yakalanırsan kurtulman çok zordu. Ama o dönemde böyle riskli işler yapmak zorundaydık.” O gece tam olarak ne oldu diye sorulduğunda, “Murat saat 200’de sınırı geçti. Planına göre İran tarafındaki Türkmen köyüne gidecekti. Son temas 4:30’da oldu. Her şey yolunda demişti. Ondan sonra ses seda kesildi.”

Ailesi ise hiçbir şey bilmiyordu. Devlet sırrıydı. “Söyleyemezdik ailesine,” dedi emekli albay. “Neden ailesine gerçeği söylemediniz?” sorusuna emekli albay, “O dönemde mümkün değildi. NATO operasyonuydu bu. Ruslar öğrense diplomatik kriz çıkardı.” 33 yıl sonra ortaya çıkan bu gerçek, dönemin askeri operasyonlarına farklı bir açıdan bakılmasını sağlıyordu. Peki Murat gerçekten öldü mü yoksa hala yaşıyor muydu? Bu sorunun cevabı çok yakında ortaya çıkacaktı.

Bu sırada İran’dan da açıklama geldi. “İran Dışişleri Sözcüsü, 1991’deki olayları araştırıyoruz. Türk yetkililere bilgi vereceğiz,” dedi. Umut verici bir gelişmeydi bu. Medyada büyük yankı uyandırdı bu açıklamalar. Gizli operasyon gerçeği başlıklı haberler çıktı. Kamuoyu çok şaşırdı. Demek ki bu sadece kaybolma değilmiş, gizli görevmiş.

14 Ekim Pazar günü İran Büyükelçiliğine resmi bir nota verildi. “33 yıl önce kayıp Türk askeri hakkında bilgi istiyoruz,” denildi. İran’ın cevabı beklemeye değerdi. Aynı gün çok önemli bir tanık ortaya çıktı. Emekli uzman Çavuş Hüseyin Kaya, Murat’la aynı birlikte görev yapıyordu. Televizyonda haberleri görünce vicdanı rahat etmedi. “33 yıldır sustum. Artık konuşacağım,” dedi.

O gece ben de vardım, diye başladı itirafına. Bu açıklama herkesi şaşırttı. Murat yalnız gitmedi sınıra. Benimle birlikte gitti. Ama ben geri döndüm, o kaldı. Hüseyin Kaya detayları anlatmaya başladı. “8 Şubat 1991 gecesi saat 1:30’da yola çıktık. Murat’la birlikte sınıra doğru gittik. Çok gizli bir operasyondu. Kimse bilmiyordu. Göreviniz neydi tam olarak?” diye soruldu. “İran tarafında Türkmen köyleri vardı. Orada yasa dışı silah kaçakçılığı kampı kurup kurulmadığını öğrenecektik. Çok önemli bir istihbarat göreviydi.”

Sınırı nasıl geçtiniz? “Bildiğimiz gizli geçiş yolu vardı. Çobanlar kullanıyordu o yolu. Taş yığınları arasından geçiyorduk. Biz de o yoldan geçtik. Saat 2:15’te İran topraklarına girdik. İran tarafında 5 kilometre yürüdük. Bir Türkmen köyüne vardık. Köy başkanıyla konuştuk. Çok yaşlı bir adamdı. Türkçe biliyordu. Silah kaçakçıları buraya geldi mi diye sorduk ona. Köy başkanı çok korkuyordu. Etrafına bakıp bakıp konuşuyordu ama sonunda anlattı. Evet. Bir hafta önce 20 kişilik silahlı grup gelmiş. Çok silahları varmış. Dağda kamp kurmuşlar. Türkiye’ye geçeceğiz demişler. Geri dönmeye karar verdik. Görevimiz tamamlanmıştı ama köyden çıkarken İran askerleri bizi gördü. Dur diye bağırdılar Farsça. Biz de koşmaya başladık. 2 kilometre koştuk. Ardımızdan ateş ediyorlardı. Kurşunlar sıçrıyor kulağımızın yanından. Çok korkmuştuk. Ben sınıra kadar koşabildim ama Murat yakalandı.”

Murat’ın yakalandığını nasıl biliyorsun? “Sınırda durup arkaya baktım. Uzaktan gördüm Murat’ı çevirmişlerdi. Ellerini havaya kaldırmıştı. Dört İranlı asker vardı etrafında. Sonra onu götürüp gözden kayboldu.” Komutanlarınıza ne rapor ettiniz? “Gerçeği söyledik. Murat yakalandı diye ama sonra bize kimseye söylemeyin dediler. Bu devlet sırrıdır. Konuşursanız vatan haini olursunuz,” dediler.

Bu sırada çok önemli bir belge ortaya çıktı. 1991 tarihli gizli rapor, İran’da yakalanan Türk askeri hakkında bilgi. Rapor çok kısaydı. “Er Murat Yılmaz, İran devrim muhafızları tarafından esir alınmıştır.” Bu belgeyi kim hazırlamıştı? İmzada Albay Özdemir yazıyordu. Demek ki komutanlar Murat’ın yakalandığını biliyordu. 33 yıl susmuşlardı.

15 Ekim Pazartesi sabahı, İran büyükelçiliğinden beklenmedik bir cevap geldi. “1991 yılında bir Türk askeri esir alındı. Kayıtlarımızı inceliyoruz,” denildi. Bu açıklama herkesi heyecanlandırdı. Aynı gün Ankara’da acil toplantı yapıldı. Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve MİT Başkanı bir araya geldi. “Murat’ı bulmalıyız,” kararı alındı. 33 yıllık sır çözülmeye başlıyordu. O dönemde yakalanan Türk askerleri vardı,” dedi. “Kaç Türk asker yakalanmıştı?” diye soruldu. “Tam olarak hatırlamıyorum ama en az 3-4 kişi. Hepsi istihbarat görevindeydi. Çok gizli tutulurdu bu bilgiler. Bu askerler ne oldu? Bazıları değişim yapıldı. Türkiye’ye gönderildi ama bazıları kaldı İran’da. Çok önemli bilgiler biliyorlardı. İran onları kolay bırakmazdı.”

Murat Yılmaz ismini hatırlıyor musunuz? “1991 sonunda yakalanan bir Türk asker vardı. Çok genç, çok dirençliydi. Hiçbir şey söylemiyordu. İran’da tutuldu uzun süre. Bu sırada İran İçişleri Bakanlığı’ndan şok edici bilgi geldi. “1991 tarihli kayıtlarımızda Murat Yılmaz isimli Türk askeri var. Hala ülkemizde yaşamaktadır.” Bu açıklama tüm Türkiye’yi sarstı. Demek ki Murat 33 yıldır İran’da yaşıyordu. Hala yaşıyordu. Türkiye bu haberi duyunca büyük heyecan yaşadı. İran’dan gelen detaylar daha da şaşırtıcıydı. Murat Yılmaz artık Hasan Alavi adıyla yaşıyor. Din değiştirmiş. İranlı bir kadınla evlenmiş. İki çocuğu var. Normal bir hayatı var.

16 Ekim Salı günü Tahran’daki görüşme salonu çok gergin bir atmosfere sahne oluyordu. 33 yıl sonra Er Murat Yılmaz’la ilk defa yüz yüze görüşme yapılacaktı. Türk heyetinde büyükelçi Mehmet Kaya, konsolos Ahmet Polat vardı. Salona giren adam artık 53 yaşında. Saçları ağırmış, yüzü kırışmış Murattı. Ama Türk heyeti onu tanıdı hemen. “Merhaba,” dedi Türkçe. Sesi titriyordu. Büyükelçi, “Murat kardeşim 33 yıldır seni arıyorduk. Nasılsın evladım?” diye sordu. Murat’ın gözleri doldu. “İyiyim amcacığım ama çok şey değişti. Ben artık başka biriyim.” “Biz seni götürmeye geldik Türkiye’ye. Vatanın seni bekliyor.” Murat’ın yüzü değişti. “Vatan, 33 yıldır özlediğim kelime ama ailem var burada. Anne babam öldü mü?” “Evet evladım, vefat ettiler ama başka akrabalar var.” Murat ağlamaya başladı. “33 yıl bekledim sizi. İlk yıllar çok zor geçti. Her gün gelir alırlar diye düşünürdüm. Sonra umudumu kaybettim.”

“Türkiye’ye dönmek istiyor musun evladım?” Murat uzun düşündü. “Her gece düşünüyorum bunu. 33 yıl, artık burası da benim yurdum oldu. Çocuklarım, karım burada.” Görüşme 3 saat sürdü. En sonunda Murat çok zor bir karar verdi. “Ben burada kalacağım. Artık buranın insanıyım. Ama Türkiye’yi hiç unutmadım.” 17 Ekim Çarşamba günü Murat’ın kararı tüm Türkiye’yi sarstı. 33 yıl sonra bulunan asker artık Türkiye’ye dönmeyecekti.

Murat’ın anısına Van’da anıt dikildi. “Er Murat Yılmaz, vatan için yazıldı.” Her yıl 8 Şubat’ta anma töreni yapılacaktı. Bu hikaye gösteriyor ki savaşlar insanları ailelerinden ayırır, vatanlarından koparır. Ama vatan sevgisi hiçbir zaman bitmez. Kalplerde yaşar. Murat Yılmaz’ın hikayesi, yalnızca kaybolmuş bir askerin değil, aynı zamanda vatanseverliğin ve fedakarlığın sembolüydü.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News