1992’deki selde kaybolan iki kardeş… 28 yıl sonra kader onları İstanbul’da tesadüfen buluşturdu
.
.
Kayıp Zamanın Ardında
1992 yılının yazında, Şanlıurfa’da büyük bir felaket yaşandı. Bir sel, tüm şehri kapladı, toprakları yuttu ve milyonlarca insanın hayatını değiştirdi. Şehirdeki sokaklar, evler ve anılar suyla silindi. Ama bazı şeyler suyun gücüne rağmen kalmıştı. İşte o anda, 9 yaşındaki Selim ve 6 yaşındaki kız kardeşi Aylin, hayatlarının en büyük kaybını yaşadılar.
Birçok kişi, selin şehri nasıl yuttuğunu ve ne kadar korkunç olduğunu anlatırken, Selim ve Aylin’in hikayesi, kaybolan çocukların hikayesiydi. O gün, hayatlarının en karanlık anına giren iki küçük çocuk, sadece birbirlerine tutunarak hayatta kalmaya çalışıyordu.
Şanlıurfa, 1992 – Felaketin Ortasında
O günün sabahı, Şanlıurfa’da gökyüzü kararmıştı. Şimşekler, kasabanın üzerine hızlıca düşerken, şiddetli yağmur da sokakları sarmaya başlamıştı. O an, felaketin ne kadar yakın olduğunu kimse bilmiyordu. Dar sokaklarda su birikintileri oluştu. Sel, önce yavaş yavaş, sonra hızla yükselmeye başladı. Evinin kapısını kapatanlar, pencereden suyun hızla yükseldiğini görmeye başlamıştı. İnsanlar, birbirlerine doğru koşuyor, ancak Selim ve Aylin, okul dönüşü bu korkunç fırtınada yalnız kalmışlardı.
Selim, kız kardeşi Aylin’e sürekli “Elimi bırakma!” diyordu. Yağmur damlaları, yüzlerine acımasızca çarpıyordu. “Eve dönmeliyiz!” diye bağırıyordu, fakat sular hızla yükseliyordu. Sokaklar tanınmaz hale gelmişti. Ayaklarının altında su seviyesi dizlerine kadar yükselmişti. Evin kapıları hızla kapanıyordu. Selim, “Korkuyorum,” diye fısıldarken, Aylin de küçük parmaklarını sıkıca kardeşinin elinde tutuyordu.

Bir anda, Selim ve Aylin bir yaşlı kadının yere düştüğünü gördüler. Kadın, Halep Caddesi’nin sonunda bir açıyla düşmüştü. Su, kadının etrafını sarmaya başlamıştı. Yardım çağrıları, suyun gürültüsüne karışarak kayboluyordu. “Yardım etmeliyiz,” dedi Selim, hiç tereddüt etmeden. Anneleri, onlara hep yaşlılara saygı göstermeyi öğretmişti.
Selim ve Aylin, su içinde zorlanarak yaşlı kadına doğru ilerlediler. Kadın, ıslanmış gri saçlarıyla titriyordu, başörtüsü suyun içinde ıslanmıştı. “Torunum,” dedi yaşlı kadın. “Torunumu kurtarın.” Kadın, zayıf bir şekilde bir yere işaret ediyordu, ama orada kimse yoktu.
Sular hızla yükselirken, Selim ve Aylin kadını kucaklayıp kurtarmaya çalışıyordu. Ama doğa o kadar güçlüydü ki, bir süre sonra, aniden büyük bir dalga selin akıntısına kapıldığında, Selim dengesini kaybedip suya sürüklendi. Aylin, “Selim!” diye bağırarak, abisinin kaybolan çırpınışlarını izledi.
Selim, “Yüzüğü sakla, seni bulacağım!” dedi, ve sesinin son sözcükleri, sulara karıştı. Aylin, gözlerinden yaşlar süzülerek, küçük pirinç yüzüğü sıkıca tuttu. Sonra gelen başka bir dalga, onu da alıp götürdü. O an, Aylin’in dünyası tamamen kararmıştı.
İstanbul, 2020 – 28 Yıl Sonra
28 yıl sonra, İstanbul’un yağmurlu bir gecesinde, 37 yaşındaki Selim, temizlik arabasını iterek, ıslak kaldırımda ilerliyordu. Yıpranmış yağmurluğu, eşit olmayan sakalı ve yorgun gözleriyle hayatın yükünü taşıyan bir adam gibi görünüyordu. Fakat o an içinde derin bir boşluk vardı. Bu adam, yıllar önce kaybettiği kardeşi Aylin’i bulmanın hayaliyle yaşıyor, ama yıllarca süren aramalardan sonra hala ondan hiçbir iz bulamamıştı.
Gözlerinde bir umut ışığı yanıyordu, çünkü bir gece önce, bir kadının parmağında, Aylin’in kaybolan pirinç yüzüğünü görmüştü. Bu, ona yıllardır beklediği bir ipucunu vermişti. Yüzüğü gördüğünde kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Temizlik arabasından düşüp kadının yanına koştu. Yüzüğü görmesi, ona umudu yeniden getirmişti.
Kadın, şık giyimli, zarif bir kadındı. Ancak, Selim kadının yüzüne dikkatle bakınca, tanıdık bir şeyler görmeye başladı. Bir an, kalbi hızla çarptı, çünkü o an, yıllar önce kaybolan kardeşi Aylin’in yüzündeki yaşama dair her şeyi tekrar görmek istiyordu. Kadın, gözlerini Selim’in gözlerine bakarak, “Kim?” dedi. “Ben… Ben Aylin’im.”
Selim, gözlerinde bir şeyler gördü. Aylin’i hatırlayamıyordu, ama gözlerinde kaybolan yılların izlerini görebiliyordu. 28 yıl sonra, kaybolan parçalar bir araya geliyordu. Yüzük, çocukluktan kalan bir anıydı, ama bir şey eksikti. Kadın, hala geçmişi hatırlamıyordu. Ancak, Aylin olabileceğini hissediyordu.
Gerçek Yüzleşme
Selim ve Aylin, geçmişi ve gerçek kimlikleriyle yüzleşebilmek için bir araya geldiler. Aylin, kimliğini kaybetmişti ve doktor tarafından saklanmıştı. Gerçekleri öğrenmek, bir kadının yıllarca taşıdığı yükün ve kayıplarının üzerine bir ışık tutmak demekti. Bu yüzleşme, Selim ve Aylin’in kaybolan yıllarını bir araya getirdiği, ama aynı zamanda geçmişin acılarını yeniden hatırlayacakları bir andı.
Aylin, gerçeği öğrendikçe, ona yıllarca saklanan kimliği ve acısı verildi. Ancak, geçmişin yükünden kurtulmak için, ailesi ve hayatındaki kaybolmuş parçalarla barışması gerekiyordu. Selim, artık kardeşini bulmuştu, ama şimdi birlikte yeni bir başlangıç yapmaları gerekiyordu. Geçmişin ve geleceğin birleştiği bu yolculukta, Selim ve Aylin bir kez daha birbirine tutunarak, kaybolan yıllarını geri almak için cesaretle adımlarını attılar.