1996’da Ankara’da, Murat Ersoy eve dönmedi.19 yıl sonra, okul kütüphanesindeki günlük sırrı açıkladı
.
.1987 yılı Türkiye’sinde para, sadece bir ödeme aracı değil, aynı zamanda güç ve hayatta kalma meselesiydi. Bankalar arası para transferleri büyük bir gizlilik ve yüksek güvenlik önlemleriyle yapılıyordu. Zırhlı araçlar bu sistemin en kritik parçalarıydı. İşte 12 Haziran 1987 Cuma sabahı, bu araçlardan biri İstanbul Levent’ten Ankara’ya doğru yola çıktı ve tarihin en karanlık vakalarından birine dönüştü.
Sabah saat altıyı biraz geçmişti. Levent’teki banka binasının önünde gri renkli zırhlı araç hazır bekliyordu. Motorun düşük homurtusu, çevredeki sessizliği bozuyordu. Araçta üç koruma görevlisi vardı ve her biri o günün sıradan bir iş günü olduğunu düşünüyordu.
Mehmet Yılmaz direksiyon başındaydı. 35 yaşındaydı, disiplinliydi ve yıllardır bu işi yapıyordu. Yolculuklar onun için artık bir rutindi. Ahmet Demir yan koltuktaydı. 42 yaşında, grubun en tecrübelisiydi. Riskleri önceden sezme konusunda ün salmıştı. Arka bölümde ise Hasan Kaya vardı. 38 yaşında, yeni evliydi ve ilk çocuğunu bekliyordu. Onun aklı sık sık evdeydi.
O gün taşınan para miktarı tam 3 milyon liraydı. Dönemin koşullarında bu miktar, küçük bir servet anlamına geliyordu. Bu yüzden güzergâh önceden planlanmış, mola noktaları belirlenmişti. Telsizle merkeze düzenli olarak bilgi verilecekti.
Saat 07.15’te araç hareket etti. İstanbul’un kalabalığı arkada kaldıkça yol sakinleşti. İlk saatler sorunsuz geçti. Saat 09.00 civarında her zamanki dinlenme tesisinde kısa bir mola verdiler. Kahve içildi, sigara yakıldı. Hasan eşini aramayı düşündü ama vazgeçti.
Öğleye doğru Bolu Dağları’na girildi. Hava kapandı, sis bastırdı. Yol daraldı, virajlar arttı. Saat 14.30’da Ahmet Demir merkeze son kez telsizden seslendi: “Her şey yolunda, programa uygun ilerliyoruz.” Merkez bu mesajı kayda aldı. Kimse bunun son temas olduğunu bilmiyordu.

Kısa bir süre sonra yolun ilerisi kapalı görünüyordu. Büyük ağaç dalları ve taşlar gelişigüzel yola bırakılmıştı. Mehmet aracı yavaşlattı ve durdurdu. Ahmet telsizi tekrar denedi ama sinyal yoktu. Sessizlik aniden tehditkâr bir hâl aldı.
O anda ormanın içinden maskeli kişiler çıktı. Sayıları fazlaydı ve silahlıydılar. Bağırışlar, silah sesleri, panik… Mehmet refleksle araçtan indi ve karşılık verdi. Ahmet ve Hasan araç içinde savunma aldı. Çatışma dakikalarca sürdü. Kurşun sesleri ormanda yankılandı.
Ancak saldırganlar hazırlıklıydı. Zırhlı aracın zayıf noktalarını biliyorlardı. Direniş yavaş yavaş kırıldı. Silah sesleri kesildiğinde ormanda derin bir sessizlik hâkimdi.
O andan sonra üç koruma görevlisinden, zırhlı araçtan ve 3 milyon liradan bir daha haber alınamadı.
Akşam saatlerinde merkez alarma geçti. Telsizden yanıt yoktu. Ailelere haber verildi. O gece üç evde sabaha kadar ışıklar sönmedi. Günler süren arama çalışmalarından sonuç çıkmadı. Helikopterler havalandı, köyler tarandı, ormanlar didik didik edildi.
Ama hiçbir iz yoktu.
Dosya aylar sonra rafa kaldırıldı. Yıllar geçtikçe olay unutuldu. Resmî kayıtlarda bu vaka “faili meçhul” olarak kaldı. Aileler ise umutla umutsuzluk arasında yaşamaya devam etti.
ORMANIN HAFIZASI – 31 YIL SONRA ORTAYA ÇIKAN GERÇEK
Yıl 2018. Aradan tam 31 yıl geçmişti. 1987’de kaybolan zırhlı araç olayı, artık sadece eski gazete kupürlerinde ve ailelerin anılarında yaşıyordu. Ancak doğa, sakladığı sırları zamanı geldiğinde ortaya çıkarır.
15 Haziran 2018 sabahı, Elif ve Can isimli genç bir çift Abant Gölü çevresinde doğa yürüyüşüne çıktı. Hava sakindi. Ana patikadan sapıp eski bir orman yoluna girdiklerinde, ağaçların arasında paslanmış bir metal parçası dikkatlerini çekti.
Yaklaştıklarında bunun sıradan bir hurda olmadığını fark ettiler. Yarı gömülü, yosun tutmuş bir zırhlı araçtı bu. Yılların yüküyle çürümüş, doğayla bütünleşmişti. Çift, durumu hemen yetkililere bildirdi.
Olay yerine gelen ekipler, aracın seri numarasını kontrol ettiğinde gerçeği anladı. Bu araç, 31 yıl önce kaybolan zırhlı araçtı. Haber kısa sürede yayıldı.
Kapılar açıldığında içeride ürkütücü bir manzara vardı. Üç koruma üniforması, koltukların üzerine düzenli bir şekilde yerleştirilmişti. Ceplerinde kimlik kartları bulunuyordu. İsimler hâlâ okunabiliyordu: Mehmet Yılmaz, Ahmet Demir, Hasan Kaya.
Araç içinde yoğun kan izleri tespit edildi. Kasalar parçalanmış ve boştu. Ancak asıl gerçek, aracın alt kısmında saklıydı.
Vinçle kaldırılan aracın altında toprak farklıydı. Yapılan kazıda, aceleyle gömülmüş üç iskelet ortaya çıkarıldı. Adli incelemeler, iskeletlerin üç koruma görevlisine ait olduğunu doğruladı. Ölüm nedenleri silahlı saldırıydı.
31 yıl süren belirsizlik sona ermişti. Aileler için bu keşif, hem bir kapanış hem de yeni bir acıydı. Artık sevdiklerinin başına ne geldiğini biliyorlardı.
Ancak hâlâ cevaplanmamış sorular vardı. Saldırganlar kimdi? Yol neden özellikle o noktada kesilmişti? Bu pusuyu kim planlamıştı? 3 milyon lira nereye gitmişti?
1987 zırhlı araç vakası, 2018’de kısmen aydınlatıldı. Ama bu olay, Türkiye’nin karanlık geçmişinde tam anlamıyla çözülememiş dosyalardan biri olarak kaldı.
Orman gerçeği sakladı, zaman ortaya çıkardı. Ama bazı sırlar, toprağın altında kalmaya devam etti.