2009’da evde gizemli şekilde kayboldular — 7 yıl sonra yaşlı bir kadın ormanda şok edici bir şey bul

2009’da evde gizemli şekilde kayboldular — 7 yıl sonra yaşlı bir kadın ormanda şok edici bir şey bul

.

Göynük’te Kayıp İkizler: 7 Yıl Sonra Bir Defterle Gelen Gerçek

2009’un sonbaharında, Sakarya’nın Göynük köyünde sıradan bir gün, genç anne Gülperi için bir kabusa dönüştü. İkiz kızları Yasemin ve Ceren, evde kilitli odada saklambaç oynarken, anneleri ilaç almak için köyün eczanesine gitti. Yirmi dakikalık bir ayrılık, hayatlarının en karanlık dönemi olacaktı. Gülperi eve döndüğünde, kapının açık olduğunu gördü. Kızlar yoktu. Yataklarının yanında başsız bir bebek yatıyordu. Evde hiçbir iz, hiçbir işaret yoktu. Komşular, polis, köyün muhtarı, herkes seferber oldu. Ormanlar, göl kenarları, kuyular arandı. Sakarya’dan özel köpekler getirildi. Ama Yasemin ve Ceren bulunamadı. Sanki yer yarılmış, iki küçük kız yutulmuştu.

Günler, haftalar, aylar geçti. Aramalar sonuçsuz kaldı. Köyde, önce acı, sonra şüphe başladı. “Belki Gülperi çocuklarını ihmal etti”, “Belki bir sevgilisi vardı”, “Belki çocuklar kendi başlarına kaçtı” gibi dedikodular yayıldı. Gülperi içine kapandı, saçları beyazladı. Her gece kızlarının odasında oturup ağladı. Altı ay sonra arama çalışmaları durduruldu. İki küçük boş tabut, iki küçük mezar taşıyla sembolik bir cenaze yapıldı. Köyden kimse gelmedi. Sadece yaşlı Sultan Nine, Gülperi’nin yanında durdu. “Orman sonsuza dek saklamaz,” dedi.

Yedi yıl boyunca Göynük’te hayat dondu. Köyün çocuklarına, “Evin önünde oynayın, ormana gitmeyin” diye tembihler yapıldı. Gülperi, kızlarının odasının kapısını kapatıp önüne dolap yerleştirdi. O odaya bir daha girmedi. Sultan Nine ise her sabah ormana şifalı ot toplamaya gitti. 2016’nın sonbaharında, Sultan Nine incir ağacının kovuğunda pembe bir okul defteri buldu. Defterin kapağında “Ceren Yılmaz” yazıyordu. İçinde çocuk el yazısıyla notlar vardı: “Bugün beyaz giyen adam gelmedi. Annemi özledim. Dedi ki, ‘Bu bizim sırrımız.’ Yasemin ağladı ama ben ağlamadım.” Son sayfalarda iki kızın çizimi vardı; bir odada, penceresi çivili, hapis hayatı…

Sultan Nine defteri Gülperi’ye götürdü. Gülperi defteri okuduğunda yere yığıldı. “Onlar hayattaydı,” dedi. “Bir adam, beyaz giyen biri aldı onları.” Sultan Nine söz verdi: “Bulacağız.” 7 yıllık sessizlik sona ermişti. Gülperi, kızlarının odasına koştu, duvarları yumrukladı. “Onlar buradaydı!” diye ağladı. Komşular yardım etti, doktor sakinleştirici yaptı. Sultan Nine defteri köyün eski öğretmeni Nazım Bey’e gösterdi. Nazım Bey, defterdeki bir şarkıyı tanıdı: Eski bir ninni, köyde sadece yaşlıların bildiği bir ezgi. Şükran Hanım’ın çocuklarına öğrettiğini hatırladı. Şükran, Gülperi’nin kocasının kardeşinin eşi, köyde katı kurallarıyla bilinen bir kadındı.

Gece, Gülperi ve Sultan Nine evde tıkırtılar, fısıltılar duydular. “Duvarların içinden geliyor,” dedi Gülperi. Sultan Nine ona inandı. Sabah, Şükran’ın evine gitmeye karar verdiler. Şükran, onları içeri aldı. Ev tertemiz, düzenliydi. Şükran’ın yanında dilsiz bir yeğeni Melike vardı. Sultan Nine ve Gülperi evde iki gözsüz bebek buldu; üzerlerinde Yasemin ve Ceren’in kaybolduğu gün giydikleri elbiselerin kumaşı vardı. Melike, korkulu gözlerle onları izliyordu. Gülperi, Şükran’ın bir şey sakladığından emindi.

O gün köyün eski marangozu Tahir Usta, Gülperi’nin evine geldi. “Bu evde gizli bölme olabilir,” dedi. Kızların odasının duvarında tahta bir panel buldu. Paneli açınca dar bir koridor ortaya çıktı. Duvarlarda küçük parmakların tırnak izleri vardı. Koridor küçük bir odaya açılıyordu. İçeride eski bir şilte, boş su şişeleri, çocuk çizimleri ve bir tuvalet kovası vardı. Kızlar burada tutulmuştu. Sultan Nine ve Gülperi gözyaşları içinde polisi aradılar.

Polis geldi, adli tıp uzmanı DNA örnekleri aldı. Elif Komiser, defteri ve bebekleri inceleyerek Şükran’ın evine arama emriyle gitti. Melike’nin odasında bir kutu buldular; içinde çocuk el yazısıyla yazılmış onlarca not, mektup ve çizim vardı. “Bugün beyaz önlüklü teyze geldi, yaraları temizledi. Yasemin çok ağladı.” Elif Komiser, Şükran’ı tutukladı. Melike konuşamadığını sanıyorlardı ama teşekkür edebildi. Melike, Şükran’ın yeğeni değil, İstanbul’dan kaçırılmış bir çocuktu.

Şükran, sorguda her şeyi itiraf etti. Kıskançlık ve obsesyon, Murat’a olan takıntılı aşkı, Gülperi’yi kıskanması… Murat ölünce çocukları almaya karar vermişti. Yasemin hastalandı, ateşi yükseldi ve öldü. Cesedi ormandaki eski bir kuyuya gömdü. Ceren’i ise Bursa’daki bir yetimhaneye sahte isimle bırakmıştı. Melike, olan biteni görmüş ve polise ihbar etmişti.

Gülperi, Sultan Nine ve Elif Komiser Bursa’daki yetimhaneye gittiler. Ceren, içine kapanık, hiç konuşmayan bir kızdı. Gülperi ona eski bir ninni söyledi, işlemeli bezini uzattı. Ceren, annesini tanıdı, “Anne” diyerek kollarına koştu. 7 yıl sonra anne ve kızı kavuştu. DNA testi de Ceren’in kimliğini doğruladı.

Köyde Yasemin için bir incir fidanı diktiler. Ceren, “Affetmek de bir evdir. Ve şimdi bizim bir evimiz var,” diye bir mektup yazdı. Şükran ve yardımcısı Hatice müebbet hapse mahkûm edildi. Melike ailesine kavuştu. Gülperi ve Ceren, uzun bir iyileşme yoluna çıktı. Köyde herkes özür diledi, yardım etti. Sultan Nine, “Orman sonsuza dek saklamaz,” dedi.

Son:
Göynük’te başlayan, Bursa’da biten bu hikaye; karanlıkta saklanan sırların, annelik sevgisinin ve insanın dayanma gücünün destanı oldu. 7 yıl boyunca bir incir ağacının kovuğunda saklanan bir defter, bir köyün, bir annenin ve iki küçük kızın kaderini değiştirdi. Affetmek de bir evdir. Ve şimdi onların bir evi var.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News