3 GÜN YAĞMA HAKKI VARDI AMA… 😨 Fatih’in CESUR Kararı | İstanbul’un Fethinin BİLİNMEYEN Hikayesi!

3 GÜN YAĞMA HAKKI VARDI AMA… 😨 Fatih’in CESUR Kararı

.

Bölüm 1: Kuşatmanın Son Gecesi

28 Mayıs 1453 gecesi, İstanbul’un surlarının önünde Osmanlı ordusunun çadırları arasında sessiz bir telaş vardı. 53 gün süren kuşatmanın ardından, Bizans’ın bin yıllık başkenti artık yorgun, umutsuz ve tükenmişti. Topların gürültüsü, surların çatlaması, askerlerin sabırsızlığı, Fatih Sultan Mehmet’in çadırında ise derin bir sessizlik hakimdi.

Fatih Sultan Mehmet, henüz 21 yaşında, babası II. Murad’ın bile başaramadığı bir işi başarmak üzereydi. Ama o gece, zaferin tadını çıkarmak yerine, gelecekte olacakları düşünüyordu. İslam hukukuna göre, savaşla alınan şehirlerde askerlerin üç gün yağma hakkı vardı. Bu gelenek, hem askerlere ödül hem de onları motive etmenin bir yoluydu. Ancak Fatih’in aklında başka sorular vardı: “Ya bu şehirde masum insanlar varsa? Ya çocuklar, kadınlar, yaşlılar varsa? Savaşın bedeli ne olmalı?”

Yanında hocası Akşemsettin vardı. “Padişahım,” dedi, “Bu Allah’ın emridir. Şehir teslim olmazsa, askerlerin hakkıdır.” Fatih, mumun titrek ışığında derin düşüncelere daldı. Zaferin bedeli ağır mı olacaktı?

Bölüm 2: Fetih Sabahı

29 Mayıs sabahı, güneş doğmadan Fatih çadırından çıktı. Askerlerinin önünde durdu ve tarihi sözlerini söyledi: “Ey kahraman askerlerim, şehrin fethedilmesi halinde üç gün boyunca şehri yağmalama hakkınız olacak. Her şey size helal olsun.” 150.000 kişilik ordu tek vücut halinde bağırdı. Davullar çalındı, mehter marşları söylendi, tekbir sesleri surlara kadar ulaştı.

Surların ardında ise Bizanslılar son umutlarını kaybetmişti. Konstantinopolis’in son gecesi, korku ve çaresizlikle geçti. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte son hücum başladı. Azaplar ve gönüllüler, ardından Anadolu askerleri ve nihayet seçkin Yeniçeriler surlara saldırdı. Ulubatlı Hasan, Osmanlı bayrağını surlara dikti ve şehir düştü.

Bölüm 3: Yağmanın Karanlık Yüzü

Şehir düştüğünde, Osmanlı ordusu İstanbul’a yayıldı. Bizanslı tarihçi Kritovulos, askerlerin evlere, kiliselere, saray odalarına daldığını, değerli her şeyi çaldıklarını anlatır. Altınlar, gümüşler, ipekliler, halılar… Ama asıl felaket insanlar için başlamıştı. Venedikli Nikolo Barbaro şöyle yazar: “Türkler şehre girdiğinde sanki cehennemin kapıları açılmıştı. Her köşeden çığlık sesleri geliyordu. Kan akan sokaklarda cesetler yığılıydı.”

O gün Konstantinopolis’te 300.000 Venedik dukası değerinde yağma yapıldığı tahmin ediliyor. Bu bugünkü parayla yüz milyonlarca dolar demekti. Çocuklar ağlıyor, kadınlar yalvarıyor, yaşlılar korku içinde bekliyordu. Fatih Sultan Mehmet ise henüz şehre girmemişti. Çadırında, kulakları bu korkunç sesleri duyuyordu.

Bölüm 4: Fatih’in Kararı

Öğleden sonra, Fatih Sultan Mehmet vezirleri ve komutanlarıyla birlikte Topkapı’dan şehre girdi. Hayalini kurduğu anı yaşıyordu sonunda. Ama gördüğü manzara onu derinden sarstı. Sokaklar kan içindeydi. Cesetler her yanda serili duruyordu. Ağlayan çocuklar, yalvaran yaşlılar, korku içindeki kadınlar…

Ayasofya’nın önüne geldiğinde secdeye kapandı ve toprağı öptü. Ama bu sevinç değil, üzüntü secdesiydi. Tarihçi Halil İnalcık’ın aktardığına göre Fatih o anda ağladı. Şehrin düştüğü acıklı duruma dayanamadı. Ayasofya’ya girdiğinde, kiliseye sığınan kalabalık korkuyla ona bakıyordu. Fatih onlara seslendi: “Dışarı çıkın. Canlarınıza dokunulmayacak.” Bu, o dönem için büyük bir merhametti.

Ama asıl şok onu Ayasofya’da bekliyordu. Değerli mermerleri söken bir askeri gördü. Fatih öfkeyle ona müdahale etti: “Dur, bu binalar artık benim mülküm!” O anda kararını verdi. Kritovulos şöyle anlatıyor: “Sultan, kent kendi isteğiyle teslim olmadığı için İslam hukukuna göre yağmayı onaylamıştı. Ama gördüğü manzara onu çok üzdü.”

Akşam saatlerinde Fatih tarihin en cesur kararlarından birini aldı: “Yağma derhal bitecek. İtaat etmeyenler idam edilecek.” Bu emir şehir boyunca duyuruldu. Askerler şaşkındı. Üç gün hakları vardı ama padişah sadece birkaç saatte durduruyordu. Bazı askerler isyan etti, Fatih onları derhal idam ettirdi. Mesaj netti: Yağma bitti.

Bölüm 5: Vicdanın Zaferi

Bu karar İslam hukuku açısından benzersizdi. Hiçbir Müslüman komutan daha önce böyle bir şey yapmamıştı. Ama bu karar Fatih’i rahatsız eden başka olayları da tetikledi. Devlet büyükleri, Bizanslı soylular hakkında Fatih’i ikna etmeye çalıştı: “Bu insanların şehirde yaşaması sakıncalı. Onları ortadan kaldırmalısınız.”

Fatih yanıltıldığını anlayınca bu kurnaz danışmanları cezalandırdı. Bazılarını idam ettirdi, bazılarını görevden aldı. Kritovulos bu pişmanlığı şöyle anlatıyor: “Sultan daha sonra kendisini bu insanları öldürtmeye ikna edenlerin kurnazlıklarının farkına vardı ve onlardan nefret etti.”

Fatih’in bu acı deneyimlerden çıkardığı ders, tarihe damga vurdu. İstanbul katliamla değil, hoşgörüyle yönetilmeye başlanacaktı.

Bölüm 6: İstanbul’un Kozmopolit Yüzü

Fethin üçüncü günü Fatih tarihi kararlar aldı. Rum patrikanesinin yeniden açılmasına izin verdi. Skolarius’u Gennadios adıyla patrik seçtirdi. Ortodokslara özel mahkemeler kurulabileceğini, bu mahkemelerin üyelerinin ruhbanlardan seçileceğini ilan etti.

1461’de Ermeni Patrikanesini kurdurdu ve Bursalı 1. Hovagin Patrik seçildi. Aynı imtiyazlar Ermeni Patriğine de tanındı. İstanbul’da yaşayan Yahudi halk da unutulmadı. Osmanlı himayesindeki ilk hahambaşı olarak Moşkapsari seçildi.

Bu kararlar Fatih’in o gece çektiği acının meyvesiydi. O artık anlıyordu ki gerçek güç, farklılıkları yok etmekte değil, onları bir arada yaşatabilmekte saklıydı. “Ben bu şehri fethetmedim,” diyordu. “Artık ben bu şehri yeniden doğurdum.” İstanbul’u farklı dinlerden, farklı kültürlerden insanların bir arada yaşadığı kozmopolit bir başkent yapmayı amaçlıyordu ve bunda büyük ölçüde başarılı oldu.

Bölüm 7: Fatih’in İçsel Yolculuğu

Ama o gece Fatih’in çadırında ağladığı gerçeği değişmiyordu. O gözyaşları onun sadece bir Fatih değil, aynı zamanda vicdanlı bir insan olduğunun kanıtıydı. Gecenin ilerleyen saatlerinde Fatih çadırında yalnız kaldığında iç seslerini dinliyordu. En büyük zaferini kazanmıştı ama içi huzurlu değildi.

Masanın üzerindeki muma bakarak düşünüyordu: “Acaba büyükbabam Yıldırım Bayezit bu şehri alsaydı böyle mi olurdu? Acaba babam II. Murad bu şehri fethetseydi böyle mi davranırdı?” Bu sorular onu kemiriyordu.

Hocası Akşemsettin’e yazdığı mektupta itiraf etti: “Şehri aldık ama gönüllerimiz acıyor. Zafer böyle olmamalıydı. Bu kadar kan, bu kadar acı, bu kadar gözyaşı olmamalıydı.” Akşemsettin’in cevabı ise daha da düşündürücüydü: “Sultanım, sen Allah’ın emrini yerine getirdin ama aynı zamanda kalbinin sesini de dinledin. İşte bu seni büyük kılan şey.”

Bu sözler Fatih’e teselli olmakla birlikte sorumluluk yükünü de artırıyordu. Çünkü artık sadece bir padişah değildi. O vicdan sahibi bir lider, merhamet sahibi bir hükümdar olmak zorundaydı.

Bölüm 8: Gerçek Zafer

Bu gecenin sabahında Fatih bambaşka bir insan olarak uyandı. Artık sadece fetihlerle değil, insanlığıyla da tarihe geçmek istiyordu. Ve bu düşünceler onu sonraki fetihlerinde hep hoşgörülü davranmaya yöneltti.

İstanbul’un fethi sadece askeri bir zafer değildi. Aynı zamanda genç bir padişahın ruh imtihanıydı. Fatih o gece şunu anladı: Gerçek zafer şehirleri almak değil, kalpleri kazanmaktı. Bu ders onu bambaşka bir hükümdar yaptı. Sonraki fetihlerinde hep hoşgörülü davrandı. Trabzon’u aldığında şehir halkına zarar vermedi. Bosna’yı fethederken dinlere saygı gösterdi. Her yerde aynı anlayışı uyguladı.

İstanbul’dan aldığı ders onu sadece büyük bir padişah değil, büyük bir insan yaptı. Ve belki de en önemlisi bu yaklaşım sayesinde İstanbul gerçekten de dünyanın en kozmopolit şehirlerinden biri haline geldi. Türkler, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler… Herkes bu şehirde barış içinde yaşadı.

Bugün İstanbul’da gördüğünüz çeşitlilik, Fatih’in o geceki gözyaşlarının meyvesidir.

Bölüm 9: Tarihi Karşılaştırmalar ve Sonuç

Fatih’in bu tavrı döneminin diğer hükümdarlarından çok farklıydı. 15. yüzyılda Avrupa’da Yahudiler kovuluyordu. İspanya’da Rekonkista sırasında Müslümanlar katlediliyordu. Haçlı seferleri sırasında ele geçirilen şehirler tam anlamıyla yağmalanıyordu. Ama Fatih bunların tam tersini yaptı.

Tarihçilerin onu çağ açan hükümdar diye adlandırmalarının sebebi sadece İstanbul’u fethetmesi değildi. Aynı zamanda bambaşka bir yönetim anlayışı getirmesiydi. Bu anlayış sayesinde Osmanlı İmparatorluğu 600 yıl ayakta kaldı. Çünkü farklı halklara zorla değil, hoşgörüyle hükmetti.

Ve işte bu yüzden Fatih sadece Türkler için değil, bütün insanlık için önemli bir figür. Gerçek liderlik sadece galibiyetlerde değil, aynı zamanda içimizdeki insanlık sesini dinleyebilmekte de saklıdır.

Fatih Sultan Mehmet o gece hem tarihin en büyük zaferini kazandı hem de vicdanının sesini dinleyerek asıl zafere ulaştı.

Son Söz:

Fatih’in İstanbul’u fethettiği gün, tarihin en büyük askeri zaferlerinden biri olarak kaydedildi. Ama gerçek zafer, onun kalbinde, gözyaşlarında ve insanlık anlayışında saklıydı. Bugün İstanbul’un kozmopolit yapısının, hoşgörü kültürünün ve barış ortamının temelleri, o gece Fatih’in çadırında atıldı.

Fatih Sultan Mehmet’in hikayesi, sadece bir hükümdarın değil, insanlığın da hikayesidir. Zaferin bedelini vicdanında hisseden, adalet ve hoşgörüyle hükmeden bir liderin mirası, bugün hâlâ İstanbul’un sokaklarında yankılanıyor.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News