“3 Saniyede Ezerim” Dedi, O Astsubay’ın Planını Kimse Bilmiyordu!
.
.
Kara Murat’ın Zaferi: 3 Saniye
Isparta’nın Eğirdir Dağları, her zaman olduğu gibi her adımda kararlı ve sert bir şekilde toprağa iniyordu. Eğitim sahası, yeryüzündeki cehennem gibiydi. Sıcak, kavrulmuş toprağın üstünde ter damlaları dökülen askerlerin, zihinsel ve fiziksel sınırlarını zorladıkları, seslerin, bağırışların ve disiplinin bir arada yaşandığı bir alan. Her şey, insanın hayatındaki en sert testlerden birini, komando okulunun eğitim sahasında, Isparta’nın yakıcı güneşinin altında gerçekleştiriliyordu.
Güneş, toprağın yüzeyine düşerken, metal postalların altında ezilen sert, kavrulmuş kumları daha da yakıyordu. 40 dereceyi bulan sıcaklıkta, askerlerin ve antrenman yapan komandoların sırtındaki terler, sıcak rüzgarla birleşerek çakıl taşı gibi sertleşiyordu. Burada, insanın ruhu kadar vücudu da sınanıyordu.
Bu sırada, Eğirdir’deki komando eğitim sahasında sıra dışı bir sahne yaşanıyordu. 100 kiloyu aşkın, kaslı yapısı ve dev boyutlarıyla dikkat çeken bir Amerikalı, bir grup Türk komandosuna meydan okuyordu. O, uzun yıllar boyunca dövüşçü olarak ün yapmış, uluslararası dövüş arenasında tanınan biri, bu sefer Türk askerleriyle yüzleşmek için gelmişti.

Ancak, bu Amerikalı’nın karşısında, kalabalığın içinde sessizce duruyordu. Üzerinde tozlu ve eskimiş üniformasıyla, Kara Murat – bir efsane – tam olarak 3 saniye içinde bu dev rakibi nasıl alt edeceğini zihninde planlıyordu. Her şeyin farkındaydı. Kendisinden çok daha iri olan rakibiyle dövüşmek, ona göre sadece bir oyun olacaktı. Çünkü o, eski bir komando, savaş sanatlarının ustasıydı.
Bu eğitimin meydan okumasını kabul eden Murat, diğer askerlerden farklı olarak sakin kalmayı tercih ediyordu. Gözleri o an disiplinden bir an olsun ayrılmadan tek bir noktaya odaklanmıştı.
Amerikalı dövüşçü, çevresindeki diğer yabancı askerlere ve danışmanlara dönerek, alaycı bir şekilde gülerek meydan okumuştu. “Sadece üç saniye dayanabilen çıkar.” demişti. Türk askerlerinin onurunu, disiplinini test ediyordu. Ancak Kara Murat, öfke ve kibirle dolu olan bu meydan okumayı hiç dikkate almıyordu.
Savaş ve strateji için eski Türk savaş sanatlarını öğrenmiş bir adam, diğer tüm dövüşçülerden çok farklıydı. Murat, rakibine yaklaşırken sadece fiziki güçle değil, doğru anı ve stratejiyi bekleyerek bu savaşı kazanmayı düşünüyordu.
Murat, karşısındaki devin küçüklüğünü fark ettiğinde hemen hamleye geçmeye karar verdi. İçindeki yılan gibi sessiz bir güç hızla harekete geçti. Birlikteki diğer askerler, adeta cesurca bağırarak Amerikalıya saldırmaya kalkışırken, Murat hala tek kelime etmeden eğitim sahasında oturmuştu. Ne bağırıyor ne de gürültü yapıyordu. Zihnindeki hesapları yaptı.
Kara Murat, rakibinin büyük yapısına karşı yumuşak ama güçlü olmayı seçmişti. Ayaklarının nereye basacağını, nasıl hareket edeceğini dikkatlice hesapladı. Çünkü onun için kazandığı her şeyin ardında bir strateji, bir hesap vardı. Ve bu stratejiyi bir an önce uygulamalıydı.
Herkesin hayal ettiği gibi bir yumruk, bir tekme ile iş bitmeyecekti. Murat’ın amacı yalnızca düşmanı bir noktada yakalayarak, onu bitirmekteydi. Her hareketi hesaplıydı, her anı ustaca hesaplanmış bir savaş planının parçasıydı.
Sonunda, o an geldi. Okonnel, dev gibi bedenini savurup, Murat’a karşı büyük bir güce sahip olmanın rahatlığıyla saldırıya geçti. Ancak Murat, bu büyük devin hareketlerini doğru zamanda analiz etti. Gücüyle hareket eden Okonnel, hızla savurduğu ilk yumruğunu boşuna savurdu.
Murat, tam zamanı geldiğinde eğildi ve Okonnel’in hızla vurduğu yumruğun altından geçti. O, yavaşça kayarak geri çekildi ve rakibinin baskı altında olduğu o anı bekledi. O anda, okçuların oklarının hedefi bulmasından önceki an gibi, her şey bir noktada birleşti. Murat, savaşın en kritik noktasına odaklanarak hareket etti.
“Düşmanın gücünü kendi aleyhine kullan” diyordu aklı. Okonnel’ın devasa boyutları onu savunmasız bırakmıştı. Şimdi, Murat’ın sırasıydı.
O dövüşün bir noktasında, Murat’ın küçük ama keskin adımları ve doğru vuruşları sayesinde, dev Okonnel yere düşüyordu. Murat, artık bir askeri dövüşçü olmanın ötesinde, Türk savaş sanatlarının en önemli dersini bir kez daha yerine getirmişti: Güç değil, akıl kazandırır.
Okonnel, yere yığıldığında, sadece cesaret değil, akıl ve soğukkanlılık kazandı. Murat’ın gözlerinde bir ibretlik bakış vardı; her şeyin ötesinde, kaybedenin büyüklüğünü anlamış bir bakış. Fakat Murat, her zaman olduğu gibi, ne zaferini kutladı ne de gülümsedi. O sadece görevini yerine getirmişti. Çünkü kazandığı zafer, sadece onun değil, Türk milletinin zaferiydi.
Geriye sadece bir şey kaldı. Okonnel yavaşça toparlanırken, Murat ona sadece tek bir şey söyledi: “Bu geceyi unutma, çünkü gerçek güç seni yere sermek için değil, ayağa kaldırmak için vardır.”
Bu sadece bir eğitim sahasında kazanılmış bir zafer değildi. Türk’ün savaş sanatları, köklü geçmişi ve o azimle kazandığı zaferdi. Ve bir kez daha, bir Türk askerinin gücü, sadece yumuşak ama öldürücü darbelerde değil, akıl ve sabırda gizliydi.