7 BORDO BERELİ KANDİL’DE 4 GÜN HEDEF BELİRLEDİ! 🎯 AKINCI TEK ATIŞTA VURDU | 19 TERÖRİST 🇹🇷
.
.
Kandil’deki Son Vuruş: 7 Bordo Bereli ve Akıncı’nın Zaferi
Kandil Dağı’nın en sarp yamaçlarında yedi gölge kayaların arasına gömülmüştü. Eylül 2024 gece yarısını çoktan geçmişti ve Zagros dağlarının bu kesiminde sıcaklık hızla sıfır altına düşüyordu. Nefesler buğu halinde havada asılı kalıyor, rüzgar meşe yapraklarını hışırdatarak sessizliği bozuyordu. Türkiye sınırından 110 kilometre güneyde, terör örgütü PKK’nın kalbi sayılan bölgenin tam ortasındaydılar.
Bu dağlar yıllardır Türk güvenlik güçlerinin girmekte zorlandığı, örgütün en korunaklı üslerinin bulunduğu topraklardı. Derin vadiler, mağaralarla örülü kayalıklar ve sıkmeşe ormanları, teröristlere doğal bir sığınak sağlıyordu. Ancak bu yedi kişi sıradan askerler değildi. Hepsi, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın en deneyimli operatörleriydi.
Ankara Gölbaşı’ndaki karargahtan özel olarak seçilmişlerdi ve her biri en az 10 yıllık saha tecrübesine sahipti. Bordo berelerini takmaya hak kazanmak için 46 haftalık cehennem eğitiminden geçmiş, sayısız operasyonda sınanmışlardı. Onlar, ölümle burun buruna gelmiş, hayatta kalmayı en iyi bilen askerlerdi.
Operasyondan iki hafta önce, Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı karargahında gizli bir briefing yapılmıştı. Karargahın yeraltındaki operasyon odasında dev ekranlarda Kandil’in üç boyutlu haritası dönüyordu. Uydu görüntüleri, termal kamera kayıtları ve insansız hava aracı videoları tek tek incelenmişti. Teşkilatın Kuzey Irak masası şefi, istihbaratı özetlemişti.

Örgütün üst düzey kadroları her üç ayda bir gizli bir lokasyonda toplanıyor, stratejik kararlar alıyordu. Eylül ayı toplantısı Kandil’de yapılacaktı ve bu fırsat kaçırılamazdı. Tim komutanı Binbaşı Serkan Yılmaz, 18 yıldır Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapıyordu. 43 yaşındaydı ama dağların soğuğu ve yorucu yürüyüşler yüzünden 10 yaş daha yaşlı görünüyordu.
Pençe operasyonlarının neredeyse tamamına katılmış, Metina’dan Zapa, Avaşin’den Hakurka’ya kadar bu dağları avucunun içi gibi biliyordu. Yüzündeki yara izi, 2019’daki çatışmanın hatırasıydu. O gün, ekibine karşı pusu kuran teröristleri tek tek etkisiz hale getirmişti.
Briefing’de Binbaşı Serkan dikkatle dinlemiş, notlar almıştı. Kamp yerini tespit edip koordinatları bildireceğiz, demişti. Ancak, ya toplantı gerçekleşmezse? Teşkilat şefi, “O zaman 5 gün bekleyeceksiniz,” demişti. “5 gün sonunda toplantı olmazsa çekileceksiniz. Bu kesinlikle bir saldırı görevi değil. Sadece gözetleme ve hedef tespiti.”
Ancak bu sefer görev farklıydı. Hedef sıradan bir kamp değil, örgütün üst düzey komutanlarının toplandığı gizli bir buluşma noktasıydı. Teşkilat aylardır bu toplantının gerçekleşeceğine dair istihbarat topluyordu. Sinyal istihbaratı, uydu görüntüleri ve saha ajanlarından gelen bilgiler titizlikle analiz edilmişti. 19 üst düzey teröristin bir araya geleceği, örgütün önümüzdeki 6 aylık stratejisinin belirleneceği kritik bir buluşma olacaktı.
Ankara’daki karargahta bu operasyonun planlanması tam 5 ay sürmüştü. Teşkilatın en deneyimli analistleri gece gündüz çalışmış, düzinelerce senaryo üzerinden simülasyonlar yapmıştı. Sonunda bir tarih belirlenmişti. Eylül ayının 3. haftası terör örgütünün üst düzey kadroları Kandil’in derinliklerindeki gizli kampta buluşacaktı. Eğer bu toplantı vurulabilirse, terör örgütünün komuta yapısı ağır bir darbe alacaktı.
Ancak asıl sorun şuydu. Toplantının tam yeri bilinmiyordu. Teşkilatın elindeki istihbarat buluşmanın Kandil’in derinliklerinde bir yerde gerçekleşeceğini gösteriyordu. Uydu görüntülerinde şüpheli hareketlilik tespit edilmişti ama kesin koordinatlar yoktu. 40.000 feet yükseklikten çekilen fotoğraflar, kamuflaj ağlarıyla örtülmüş yapıları gösteriyordu. Ama hangisinin toplantı yeri olduğu belirsizdi.
İşte tam bu noktada 7 kişilik bordo bereli tim devreye girdi. Görevleri basit görünüyordu ama ölümcül derecede tehlikeliydi. Bölgeye sızıp toplantı yerini tespit etmek ve Akıncı taarruzi insansız hava aracına koordinatları bildirmek. Başarısızlık seçenek değildi. Yakalanmak ise ölümden beterdi.
Binbaşı Serkan’ın yanındaki altı asker de en az onun kadar deneyimliydi. Her biri farklı bir uzmanlık alanına sahipti ve bu görev için özel olarak seçilmişlerdi. Keskin nişancı Astsubay Kıdemli Başçavuş Murat, 1000 metreden bir hedefi vurabilirdi. Patlayıcı uzmanı Astsubay Başçavuş Emre, her türlü mayın ve tuzağı etkisiz hale getirebilirdi. İletişim uzmanı Astsubay Üst Çavuş Kadir, en zor koşullarda bile Ankara ile bağlantıyı sağlayabilirdi. Sağlık personeli Astsubay Başçavuş Osman ise tıp fakültesini yarıda bırakıp özel kuvvetlere katılmış, saha cerrahisi yapabilecek kadar yetenekliydi ve sırt çantasında küçük bir ameliyathane taşıyordu. Keşif uzmanları Astsubay Başçavuş Ali ve Uzman Çavuş Yusuf ise timin gözleri ve kulaklarıydı. Arazi okuma konusunda eşsiz bir yeteneğe sahiplerdi.
Operasyon 4 gece önce başlamıştı. Tim, Hakkari’nin Şemdinli ilçesinden gece yarısı bir Sikorski helikopteriyle sınıra yakın güvenli bir noktaya bırakılmıştı. Motor sesi minimum seviyeye indirilmiş, pilot arazi örtüsünü kullanarak radarlardan kaçınmıştı. Helikopter dakikalar içinde geri dönmüş, yedi bordo bereli ise karanlığın içinde yalnız kalmıştı.
Ardından 85 kilometrelik zorlu bir dağ yürüyüşü başladı. Her asker 35 kiloluk bir yük taşıyordu. Silah, mühimmat, su, yiyecek, iletişim ekipmanı, tıbbi malzeme ve kamuflaj örtüleri. Dağların soğuğuna rağmen yürüyüşün zorluğu ter döktürüyordu. Gece yürüyüp gündüz gizlenen ekip 3 gün boyunca PKK kontrolündeki topraklardan geçti. Her adım hesaplıydı. Çıtırdayan dallar, kayan taşlar, yanlış bir nefes bile ölüm demekti.
Birinci gece, timdik bir yamacı tırmanırken Uzman Çavuş Yusuf’un ayağı kaydı. Aşağıdaki uçuruma doğru düşmek üzereyken Astsubay Ali son anda bileğini yakaladı. İkisi de birkaç saniye öylece asılı kaldı. Sonra yavaşça güvenli zemine çekildiler. Kimse konuşmadı ama herkes aynı şeyi düşünüyordu: Bu dağlar affetmiyordu.
Yolda iki kez terörist devriyelerle karşılaştılar ama her seferinde tespit edilmeden geçmeyi başardılar. İlk karşılaşma ikinci günün şafağında yaşandı. Bir terörist grubu vadiden geçerken tim kayalıkların arasına sinmişti. Teröristler 50 metre öteden geçti. Bordo bereliler nefeslerini tutarak bekledi. Bir saat boyunca kimse kıpırdamadı. Sonunda teröristler uzaklaştı ve tim yoluna devam edebildi.
İkinci karşılaşma daha tehlikeliydi. Üçüncü günün gecesi Tim bilmeden bir gözetleme noktasına yaklaşmıştı. İki terörist sigara içerek sohbet ediyordu. Sesleri gece sessizliğinde duyuluyordu. Binbaşı Serkan hızla karar verdi. Etrafından dolaşacaklardı. 3 saatlik ek yürüyüş ama risksiz.
4üncü günün sabahında nihayet hedef bölgeye ulaştılar. Binbaşı Serkan dürbünüyle vadiyi taradığında gördüğü manzara beklediklerinden daha karmaşıktı. Vadinin dibinde kayalıkların arasına gizlenmiş birkaç yapı vardı. Üzerleri kamuflaj ağlarıyla örtülmüştü. Güneş ışığı yeşil ağların arasından süzülüyor, gölgeler aldatıcı desenler oluşturuyordu. Normal şartlarda bu yapıları tespit etmek imkansızdı ama yedi bordo bereli tam da bunun için eğitilmişti.
Hareketlilik var komutanım, diye fısıldadı keskin nişancı Astsubay Kıdemli Başçavuş Murat. Sol taraftaki yapıdan duman yükseliyor. Sağdakinin önünde iki nöbetçi var. Murat’ın keskin gözleri yüzlerce metre ötedeki en küçük detayı bile yakalıyordu. 20 yıllık askerlik hayatında sayısız hedefe nişan almış, çoğunu tek kurşunla etkisiz hale getirmişti. Ama bu görevde silahını kullanmayacaktı. Görevi sadece gözlemekti.
Binbaşı Serkan hemen Ankara’ya şifreli mesaj gönderdi. Kartal yuvası tespit edildi. Koordinatlar geliyor. Ne var ki asıl zorluk şimdi başlıyordu. Toplantının henüz gerçekleşmediği belliydi. Kamptaki terörist sayısı onun altındaydı ve istihbarata göre 19 kişi toplanacaktı. Bu demekti ki Tim bekleyecek, gözlemleyecek ve doğru anı kollayacaktı.
Tim güvenli bir gözlem noktası kurarak nöbet sistemine geçti. Kayalıkların arasında kamuflaj örtüleriyle gizlenmiş küçük bir siper kazdılar. Buradan tüm vadi görülüyordu ama vadiden onları görmek imkansızdı. Yiyecek ve su tayınları dikkatle hesaplanmıştı. 5 gün dayanabilirlerdi.
O sırada 11.000 feet yükseklikte Türkiye sınırının hemen ötesinde bir Akıncı taarruzi insansız hava aracı sessizce süzülüyordu. 20 metrelik kanat açıklığıyla gökyüzünde bir kartal gibi daire çizen bu dev makine, Türk savunma sanayisinin en gelişmiş ürünlerinden biriydi. 2 adet 750 beygir gücündeki turboprop motoru onu 40.000 fit irtifaya taşıyabiliyordu. 24 saat havada kalabilme kapasitesi, 6.000 km operasyonel menzili ve 1350 kilogramlık faydalı yük taşıma yeteneği Akıncı’yı savaş uçaklarıyla bile kıyaslanabilir hale getiriyordu.
Akıncı’nın gövdesinde yerli üretim AESA radarları, Murat görev yapıyordu. Bu radar yüzlerce kilometre ötedeki hareketli hedefleri tespit edebiliyor, sentetik açıklıklı radar modu ile olumsuz hava koşullarında bile görüntüleme yapabiliyordu. Elektronik kamera sistemi ise gece ve gündüz, yağmur ve sis demeden hedefleri takip ediyordu. Altındaki faydalı yük bölmesinde lazer güdümlü akıllı mühimmatlar bekliyordu. MLI, MAMC, MT… Her biri farklı bir hedefe göre tasarlanmış santimetre hassasiyetinde vuruş yapabilen mühimmatlardı. Bugünkü görev için MAM50 seçilmişti. Yarı zırh delici özelliği ve düşük yanar yarıçapı nokta atışı için idealdi.
Çorlu’daki yer kontrol istasyonunda iki operatör ekranları dikkatle izliyordu. Teymen Elif Kaya sağ elini joystick’ten ayırmadan monitöre baktı. 26 yaşında havacılık mühendisliği mezunu olan Elif, Akıncı programının ilk kadın operatörlerindendi. Akıncı’nın AESA radarı ve elektro optik kamerası vadideki her hareketi kaydediyordu ama henüz vuruş emri gelmemişti. Önce sahadaki timin onay vermesi gerekiyordu.
Ankara’dan mesaj var, dedi yanındaki Üsteymen Burak. Tim beklemede, hedefler henüz toplanmamış. İkinci gün öğleden sonra beklenen gelişme yaşandı. Astsubay Murat dürbününden gördüklerini heyecanla bildirdi. Hareket var komutanım. Güneybatıdan üç araç geliyor. Binbaşı Serkan hemen dürbününü o yöne çevirdi. Gerçekten de patika yoldan üç pickup aracı toz kaldırarak yaklaşıyordu. Güneş ışığı tozlu havada parlıyor, araçların siluetleri kayalıkların arasından belirip kayboluyordu. Araçlar kampa ulaştığında içinden silahlı adamlar indi. Karşılamaya çıkan teröristlerin tavırlarından bunların sıradan militanlar olmadığı belliydi.
“Selamlaşmalar uzun sürdü, kucaklaşmalar oldu. Sıradan bir militan böyle karşılanmazdı,” diye mırıldandı Binbaşı Serkan. “Bunlar bizim aradıklarımız.”
Sonraki iki saat boyunca kampa farklı yönlerden daha fazla araç geldi. Güneydoğu’dan iki pickup, kuzeyden bir Land Cruiser, batıdan yaya olarak üç kişilik bir grup. Tim her birini kaydetti, fotoğrafladı, koordinatları güncelledi ve Ankara’ya bildirdi. Akşam olmadan toplam 23 kişi kampta toplanmıştı. Teşkilatın istihbaratı doğruydu. Bu gerçekten üst düzey bir buluşmaydı.
Gece yarısına doğru Binbaşı Serkan beklenen mesajı aldı. Kartal hazır, 10 ay bekliyor. Yedi bordo bereli son bir kez durumu değerlendirdi. Kampta 23 terörist vardı ama bunlardan dördü nöbetçiydi ve ana binadan uzaktaydı. Nöbetçiler vadinin farklı noktalarına dağılmış, dürbün ve telsizlerle etrafı gözetliyorlardı. Ana toplantı ise vadinin dibindeki en büyük yapıda gerçekleşiyordu. İçeriden loş bir ışık sızıyordu. Eğer vuruş doğru zamanlanırsa, nöbetçiler hariç 19 terörist tek atışta etkisiz hale getirilebilirdi.
Ankara burası kartal takımı, dedi Binbaşı Serkan telsisine. Koordinatlar teyit edildi. Hedef binada 19 kişi. Vuruş için onay veriyorum. 11.000 1000 metre yükseklikte Akıncı’nın faydalı yük bölmesinden bir MLI akıllı mühimmat ayrıldı. Lazer güdümlü bomba saniyeler içinde hedefe kilitlendi. Sağdaki tim hedef binaya lazer işaretleyici tutuyordu. Kızıl ötesi ışın gözle görülmese de mühimmatın sensörleri için bir yol haritasıydı.
Çorlu’daki kontrol istasyonunda Teymen Elif son düzeltmeleri yaptı ve ateşleme butonuna bastı. Mühimmat sessizce süzülerek karanlık gökyüzünde kayboldu. Vadideki kampta hiç kimse ne olduğunu anlayamadı. Patlama öyle şiddetliydi ki yedi bordo bereli bile sarsıntıyı hissetti. Turuncu bir alev topu geceyi gündüze çevirdi. Işık dağların yamacına vurarak korkunç gölgeler oluşturdu. Ardından koyu siyah bir duman bulutu gökyüzüne doğru yükseldi. Mantar şeklinde genişleyerek yıldızları gizledi. Ana bina tamamen yıkılmıştı. Geriye sadece enkazın içinde yükselen alevler kalmıştı. Patlamanın şok dalgası kayalıkları titretti. Kuşlar çığlık çığlığa havalandı. Uzaklarda köpekler havlamaya başladı ve dağlar patlamanın yankısını defalarca geri gönderdi.
Binbaşı Serkan dürbününden baktığında gördüğü manzara operasyonun başarısını teyit ediyordu. Nöbetçiler panik içinde koşuşturuyordu. Bağrışmalar duyuluyordu. Silah sesleri havayı yırtıyordu. Ama kurtarılacak kimse yoktu. 19 üst düzey terörist tek atışta etkisiz hale getirilmişti.
Ankara burası kartal takımı, dedi Binbaşı Serkan. Misyon tamamlandı. 19 hedef etkisiz. Tahliye koordinatları bekliyoruz. Ancak görev henüz bitmemişti. Patlama sesi bölgedeki tüm PKK unsurlarını alarma geçirmişti. Dağlarda kamplar vardı. Mağaralarda militanlar uyuyordu. Patika yollarında devriyeler geziyordu. Saatler içinde yüzlerce terörist arama başlat
Saatler içinde yüzlerce terörist arama başlatacaktı ve yedi bordo bereli, düşman topraklarının tam ortasında mahsur kalacaktı. Türkiye sınırına 85 km, en yakın tahliye noktasına ise 40 km vardı. Tim hemen harekete geçti. Binbaşı Serkan rotayı belirledi. Kuzeydoğu’ya doğru dik yamaçlardan ilerleyecek, teröristlerin kullandığı patika yollardan kaçınacaklardı. Bu rota daha zor ve daha uzundu ama takipçilerden kurtulma şansları daha yüksekti.
Sonraki 36 saat, Tim’in hayatındaki en zorlu dönem oldu. Gündüz kayalıkların arasında gizleniyor, gece hızla ilerliyorlardı. Su azdı, yiyecek azalıyordu, yorgunluk çöküyordu. Ama hiç kimse şikayet etmedi. Bordo bereliler bunun için eğitilmişti. Durum ve şartlar ne olursa olsun, birkaç kez terörist gruplarıyla karşı karşıya geldiler ama her seferinde çatışmadan kaçınmayı başardılar. Akıncı havadan destek sağlıyor, terörist devriyelerinin konumlarını anlık olarak bildiriyordu.
11.000 metre yükseklikte, görünmez bir koruyucu melek gibi süzülüyordu. Akıncı, Türk savunma sanayisinin en gelişmiş ürünlerinden biriydi. 2 adet 750 beygir gücündeki turboprop motoru onu 40.000 fit irtifaya taşıyabiliyor, 24 saat havada kalabilme kapasitesi, 6.000 km operasyonel menzili ve 1350 kilogramlık faydalı yük taşıma yeteneğiyle, savaş uçaklarıyla bile kıyaslanabilir hale geliyordu. Akıncı’nın AESA radarları, her hareketi kaydediyor ve sahadaki en ufak bir devriye bile anında tespit ediliyordu.
İkinci günün sonunda, Tim hedef bölgeye yaklaştığında karşılaştıkları manzara beklediklerinden daha karmaşıktı. Vadinin dibinde kayalıkların arasına gizlenmiş birkaç yapı vardı. Üzerleri kamuflaj ağlarıyla örtülmüştü. Güneş ışığı, yeşil ağların arasından süzülüyor, gölgeler aldatıcı desenler oluşturuyordu. Normal şartlarda bu yapıları tespit etmek imkansızdı ama yedi bordo bereli tam da bunun için eğitilmişti.
Hareketlilik var komutanım, diye fısıldadı keskin nişancı Astsubay Kıdemli Başçavuş Murat. Sol taraftaki yapıdan duman yükseliyor. Sağdakinin önünde iki nöbetçi var. Murat’ın keskin gözleri, yüzlerce metre ötedeki en küçük detayı bile yakalıyordu. 20 yıllık askerlik hayatında sayısız hedefe nişan almış, çoğunu tek kurşunla etkisiz hale getirmişti. Ama bu görevde silahını kullanmayacaktı. Görevi sadece gözlemekti.
Binbaşı Serkan hemen Ankara’ya şifreli mesaj gönderdi. Kartal yuvası tespit edildi. Koordinatlar geliyor. Ne var ki asıl zorluk şimdi başlıyordu. Toplantının henüz gerçekleşmediği belliydi. Kamptaki terörist sayısı onun altındaydı ve istihbarata göre 19 kişi toplanacaktı. Bu demekti ki Tim bekleyecek, gözlemleyecek ve doğru anı kollayacaktı.
Tim güvenli bir gözlem noktası kurarak nöbet sistemine geçti. Kayalıkların arasında kamuflaj örtüleriyle gizlenmiş küçük bir siper kazdılar. Buradan tüm vadi görülüyordu ama vadiden onları görmek imkansızdı. Yiyecek ve su tayınları dikkatle hesaplanmıştı. 5 gün dayanabilirlerdi.
O sırada 11.000 feet yükseklikte Türkiye sınırının hemen ötesinde bir Akıncı taarruzi insansız hava aracı sessizce süzülüyordu. 20 metrelik kanat açıklığıyla gökyüzünde bir kartal gibi daire çizen bu dev makine, Türk savunma sanayisinin en gelişmiş ürünlerinden biriydi. 2 adet 750 beygir gücündeki turboprop motoru onu 40.000 fit irtifaya taşıyabiliyordu. 24 saat havada kalabilme kapasitesi, 6.000 km operasyonel menzili ve 1350 kilogramlık faydalı yük taşıma yeteneği Akıncı’yı savaş uçaklarıyla bile kıyaslanabilir hale getiriyordu.
Akıncı’nın gövdesinde yerli üretim AESA radarları, Murat görev yapıyordu. Bu radar yüzlerce kilometre ötedeki hareketli hedefleri tespit edebiliyor, sentetik açıklıklı radar modu ile olumsuz hava koşullarında bile görüntüleme yapabiliyordu. Elektronik kamera sistemi ise gece ve gündüz, yağmur ve sis demeden hedefleri takip ediyordu. Altındaki faydalı yük bölmesinde lazer güdümlü akıllı mühimmatlar bekliyordu. MLI, MAMC, MT… Her biri farklı bir hedefe göre tasarlanmış santimetre hassasiyetinde vuruş yapabilen mühimmatlardı. Bugünkü görev için MAM50 seçilmişti. Yarı zırh delici özelliği ve düşük yanar yarıçapı nokta atışı için idealdi.
Çorlu’daki yer kontrol istasyonunda iki operatör ekranları dikkatle izliyordu. Teymen Elif Kaya sağ elini joystick’ten ayırmadan monitöre baktı. 26 yaşında havacılık mühendisliği mezunu olan Elif, Akıncı programının ilk kadın operatörlerindendi. Akıncı’nın AESA radarı ve elektro optik kamerası vadideki her hareketi kaydediyordu ama henüz vuruş emri gelmemişti. Önce sahadaki timin onay vermesi gerekiyordu.
Ankara’dan mesaj var, dedi yanındaki Üsteymen Burak. Tim beklemede, hedefler henüz toplanmamış. İkinci gün öğleden sonra beklenen gelişme yaşandı. Astsubay Murat dürbününden gördüklerini heyecanla bildirdi. Hareket var komutanım. Güneybatıdan üç araç geliyor. Binbaşı Serkan hemen dürbününü o yöne çevirdi. Gerçekten de patika yoldan üç pickup aracı toz kaldırarak yaklaşıyordu. Güneş ışığı tozlu havada parlıyor, araçların siluetleri kayalıkların arasından belirip kayboluyordu. Araçlar kampa ulaştığında içinden silahlı adamlar indi. Karşılamaya çıkan teröristlerin tavırlarından bunların sıradan militanlar olmadığı belliydi.
“Selamlaşmalar uzun sürdü, kucaklaşmalar oldu. Sıradan bir militan böyle karşılanmazdı,” diye mırıldandı Binbaşı Serkan. “Bunlar bizim aradıklarımız.”
Sonraki iki saat boyunca kampa farklı yönlerden daha fazla araç geldi. Güneydoğu’dan iki pickup, kuzeyden bir Land Cruiser, batıdan yaya olarak üç kişilik bir grup. Tim her birini kaydetti, fotoğrafladı, koordinatları güncelledi ve Ankara’ya bildirdi. Akşam olmadan toplam 23 kişi kampta toplanmıştı. Teşkilatın istihbaratı doğruydu. Bu gerçekten üst düzey bir buluşmaydı.
Gece yarısına doğru Binbaşı Serkan beklenen mesajı aldı. Kartal hazır, 10 ay bekliyor. Yedi bordo bereli son bir kez durumu değerlendirdi. Kampta 23 terörist vardı ama bunlardan dördü nöbetçiydi ve ana binadan uzaktaydı. Nöbetçiler vadinin farklı noktalarına dağılmış, dürbün ve telsizlerle etrafı gözetliyorlardı. Ana toplantı ise vadinin dibindeki en büyük yapıda gerçekleşiyordu. İçeriden loş bir ışık sızıyordu. Eğer vuruş doğru zamanlanırsa, nöbetçiler hariç 19 terörist tek atışta etkisiz hale getirilebilirdi.
Ankara burası kartal takımı, dedi Binbaşı Serkan telsisine. Koordinatlar teyit edildi. Hedef binada 19 kişi. Vuruş için onay veriyorum. 11.000 1000 metre yükseklikte Akıncı’nın faydalı yük bölmesinden bir MLI akıllı mühimmat ayrıldı. Lazer güdümlü bomba saniyeler içinde hedefe kilitlendi. Sağdaki tim hedef binaya lazer işaretleyici tutuyordu. Kızıl ötesi ışın gözle görülmese de mühimmatın sensörleri için bir yol haritasıydı.
Çorlu’daki kontrol istasyonunda Teymen Elif son düzeltmeleri yaptı ve ateşleme butonuna bastı. Mühimmat sessizce süzülerek karanlık gökyüzünde kayboldu. Vadideki kampta hiç kimse ne olduğunu anlayamadı. Patlama öyle şiddetliydi ki yedi bordo bereli bile sarsıntıyı hissetti. Turuncu bir alev topu geceyi gündüze çevirdi. Işık dağların yamacına vurarak korkunç gölgeler oluşturdu. Ardından koyu siyah bir duman bulutu gökyüzüne doğru yükseldi. Mantar şeklinde genişleyerek yıldızları gizledi. Ana bina tamamen yıkılmıştı. Geriye sadece enkazın içinde yükselen alevler kalmıştı. Patlamanın şok dalgası kayalıkları titretti. Kuşlar çığlık çığlığa havalandı. Uzaklarda köpekler havlamaya başladı ve dağlar patlamanın yankısını defalarca geri gönderdi.
Binbaşı Serkan dürbününden baktığında gördüğü manzara operasyonun başarısını teyit ediyordu. Nöbetçiler panik içinde koşuşturuyordu. Bağrışmalar duyuluyordu. Silah sesleri havayı yırtıyordu. Ama kurtarılacak kimse yoktu. 19 üst düzey terörist tek atışta etkisiz hale getirilmişti.
Ankara burası kartal takımı, dedi Binbaşı Serkan. Misyon tamamlandı. 19 hedef etkisiz. Tahliye koordinatları bekliyoruz. Ancak görev henüz bitmemişti. Patlama sesi bölgedeki tüm PKK unsurlarını alarma geçirmişti. Dağlarda kamplar vardı. Mağaralarda militanlar uyuyordu. Patika yollarında devriyeler geziyordu. Saatler içinde yüzlerce terörist arama başlatacaktı ve yedi bordo bereli düşman topraklarının tam ortasında mahsur kalacaktı. Türkiye sınırına 85 km, en yakın tahliye noktasına 40 km vardı. Tim hemen harekete geçti. Binbaşı Serkan rotayı belirledi. Kuzeydoğu’ya doğru dik yamaçlardan ilerleyecek, teröristlerin kullandığı patika yollardan kaçınacaklardı.
Bu rota daha zor ve daha uzundu ama takipçilerden kurtulma şansları daha yüksekti. Sonraki 36 saat, Tim’in hayatındaki en zorlu dönem oldu. Gündüz kayalıkların arasında gizleniyor, gece hızla ilerliyorlardı. Su azdı, yiyecek azalıyordu, yorgunluk çöküyordu. Ama hiç kimse şikayet etmedi. Bordo bereliler bunun için eğitilmişti. Durum ve şartlar ne olursa olsun, birkaç kez terörist gruplarıyla karşı karşıya geldiler ama her seferinde çatışmadan kaçınmayı başardılar. Akıncı havadan destek sağlıyor, terörist devriyelerinin konumlarını anlık olarak bildiriyordu.
11.000 metre yükseklikte, görünmez bir koruyucu melek gibi süzülüyordu. Akıncı, Türk savunma sanayisinin en gelişmiş ürünlerinden biriydi. 2 adet 750 beygir gücündeki turboprop motoru onu 40.000 fit irtifaya taşıyabiliyor, 24 saat havada kalabilme kapasitesi, 6.000 km operasyonel menzili ve 1350 kilogramlık faydalı yük taşıma yeteneğiyle, savaş uçaklarıyla bile kıyaslanabilir hale geliyordu. Akıncı’nın AESA radarları, her hareketi kaydediyor ve sahadaki en ufak bir devriye bile anında tespit ediliyordu.
İkinci günün sonunda, Tim hedef bölgeye yaklaştığında karşılaştıkları manzara beklediklerinden daha karmaşıktı. Vadinin dibinde kayalıkların arasına gizlenmiş birkaç yapı vardı. Üzerleri kamuflaj ağlarıyla örtülmüştü. Güneş ışığı, yeşil ağların arasından süzülüyor, gölgeler aldatıcı desenler oluşturuyordu. Normal şartlarda bu yapıları tespit etmek imkansızdı ama yedi bordo bereli tam da bunun için eğitilmişti.
Hareketlilik var komutanım, diye fısıldadı keskin nişancı Astsubay Kıdemli Başçavuş Murat. Sol taraftaki yapıdan duman yükseliyor. Sağdakinin önünde iki nöbetçi var. Murat’ın keskin gözleri, yüzlerce metre ötedeki en küçük detayı bile yakalıyordu. 20 yıllık askerlik hayatında sayısız hedefe nişan almış, çoğunu tek kurşunla etkisiz hale getirmişti. Ama bu görevde silahını kullanmayacaktı. Görevi sadece gözlemekti.