Aralık 1995’te Balıkesir’de Emre Özil kayboldu; 18 yıl sonra “her şeyi bilen” bir mektup geldi
.
.
Kayıp Yılların Mektubu: Balıkesir’de Bir Aile Sırrı
Aralık 1995’te Balıkesir’in soğuk bir akşamında, Özil ailesinin en küçük çocuğu Emre, mahalledeki bakkala gitmek üzere evden çıktı. O gün, evde annesi Seher, babası Mehmet ve ablası Zeynep vardı. Emre, her zamanki gibi gülerek kapıdan çıktı. “Anne, ekmek alıp döneceğim!” diye seslendi. Seher, oğlunun arkasından gülümseyerek baktı. O an, hayatlarının en sıradan günü gibi görünüyordu; kimse bir daha Emre’yi göremeyeceklerini bilmiyordu.
Saatler geçti, hava karardı. Emre hâlâ eve dönmemişti. Seher ve Mehmet telaş içinde mahallede aramaya başladılar. Komşulara sordular, sokak sokak dolaştılar. Hiçbir iz yoktu. O gece, Balıkesir’in küçük mahallesinde bir sessizlik çöktü. Anne ve baba çaresizce Emre’yi beklediler. Her geçen gün umutları azaldı, acıları arttı. Polis soruşturma başlattı ama sonuçsuz kaldı. Emre’nin kaybı, Özil ailesinin hayatını paramparça etti.
Yıllar geçti. Seher, oğlunun kaybından sonra içine kapandı. Mehmet ise işine daha çok sarıldı; acısını kimseyle paylaşmadı. Zeynep büyüdü, üniversiteye gitti, başka bir şehirde yeni bir hayat kurdu. Evde, Emre’nin odası hep aynı kaldı. Her sabah Seher, oğlunun yatağını düzeltti, oyuncaklarını sildi, eski kıyafetlerini katladı. Her gece pencereden dışarı bakarak, “Belki bugün döner,” diye dua etti.
Zamanla mahallede Emre’nin adı unutuldu. Komşular yeni hayatlarına devam etti. Polis dosyası arşivlere kaldırıldı. Seher ve Mehmet ise asla vazgeçmedi. Her yıl Emre’nin doğum gününde bir dilek tuttular. Zeynep ise kardeşinin kaybının gölgesinde büyüdü; hiçbir zaman tam mutlu olamadı.

Yıllar böyle geçti. 2013’te, tam 18 yıl sonra, Seher bir sabah postacıdan bir zarf aldı. Zarf eskiydi, kenarları yıpranmıştı. Üzerinde bir isim yoktu, sadece “Seher Özil’e” yazıyordu. Seher, zarfı elinde tutarken kalbi hızla çarpıyordu. Zarfı açtı. İçinden el yazısıyla yazılmış bir mektup çıktı.
“Seher Hanım, bu mektubu size yazıyorum çünkü artık gerçeği bilme zamanınız geldi. Ben, Emre’nin kaybolduğu gün oradaydım. O gün, mahalledeki eski bakkalda çalışıyordum. Emre bana bir şey anlattı. ‘Amca, beni biri takip ediyor,’ dedi. O an ciddiye almadım. Ama birkaç dakika sonra, siyah bir araba bakkalın önünde durdu. İçinden uzun boylu bir adam indi, Emre’ye yaklaştı. Sonra Emre’yi arabaya bindirdi ve hızla uzaklaştı. O an korktum, polise gitmeye cesaret edemedim. Yıllarca bu sırrı sakladım. Ama artık vicdanım rahat değil. Emre’yi kaçıran adamın adını biliyorum: Yusuf Demir. O, yıllar önce mahallemizde yaşayan biriydi. Sonradan şehirden taşındı. Eğer bu mektubu okursanız, polise gidin. Belki Emre hâlâ hayattadır. Belki bir yerlerde sizi bekliyordur.”
Seher, mektubu okuduğunda elleri titredi. Yıllardır beklediği bir cevap, bir ipucu nihayet gelmişti. Hemen Mehmet’e haber verdi. Mehmet, mektubu okuduğunda gözleri doldu. “Bu kadar yıl sonra… Belki bir şansımız var,” dedi.
Polise gittiler, mektubu teslim ettiler. Polis, Yusuf Demir’in izini sürmeye başladı. Yusuf, Balıkesir’den ayrıldıktan sonra İstanbul’a taşınmıştı. Eski adresler, telefon kayıtları, banka hareketleri incelendi. Sonunda Yusuf’un Ümraniye’de bir apartmanda yaşadığı tespit edildi. Polis, Yusuf’u bulduğunda adam yaşlanmış, hasta bir haldeydi. Sorguya alındı.
Yusuf, önce inkâr etti. Ama sonra gözyaşları içinde itiraf etti: “Evet, Emre’yi ben kaçırdım. O gün aklım yerinde değildi. Emre’yi kendi çocuğum gibi sevdim. Ona zarar vermedim, sadece ona sahip olmak istedim. Onu İstanbul’da bir akrabamın yanına bıraktım. Sonra bir daha görmedim. Pişmanım. Emre’ye ne oldu bilmiyorum.”
Polis, Yusuf’un verdiği adresi araştırdı. İstanbul’da, bir yetimhane kaydında Emre Özil’in adı bulundu. Emre, 1996’da bir akrabası tarafından yetimhaneye bırakılmıştı. Yıllarca orada kalmış, sonra başka bir aile tarafından evlat edinilmişti. Artık adı değişmişti: Emir Kaya. Emir, 25 yaşında genç bir adam olmuştu. Özil ailesinin kim olduğunu bilmiyordu.
Polis Emir’e ulaştı. Ona geçmişini anlattılar. Emir, ilk başta inanmadı. Ama DNA testi yapıldı, sonuçlar kesinleşti: Emir, kayıp Emre’ydi. Seher ve Mehmet, 18 yıl sonra oğullarına kavuştu. Zeynep, yıllar sonra kardeşini yeniden buldu.
İlk buluşma, duygusal bir an oldu. Seher, Emir’i gördüğünde gözyaşlarına boğuldu. “Oğlum,” diye fısıldadı. Mehmet, oğlunu kucakladı. Emir, ailesini tanımaya çalıştı. Yıllarca başka bir ailede büyümüş, başka bir hayata alışmıştı. Ama gerçek kimliğiyle yüzleşmek zorundaydı.
Aylar geçti. Özil ailesi, kayıp yılları telafi etmeye çalıştı. Emir, yeni ailesiyle eski ailesi arasında bir denge kurmaya çalıştı. Zeynep, kardeşiyle uzun sohbetler etti, çocukluk anılarını anlattı. Seher ve Mehmet, oğullarının yeniden hayatlarına girmesinin sevincini yaşadı ama aynı zamanda kayıp yılların hüznünü de taşıdılar.
Bir gün Emir, Seher’e bir mektup yazdı. “Anne, beni bulduğun için teşekkür ederim. Her zaman bir boşluk hissediyordum. Şimdi kim olduğumu biliyorum. Sizinle yeni bir hayat kurmak istiyorum. Geçmişi değiştiremeyiz ama geleceği birlikte inşa edebiliriz.”
Seher, oğlunun mektubunu okuduğunda gözleri doldu. “Aile olmak, kan bağı değil, sevgi bağıdır,” diye düşündü. Mehmet, Emir’e kendi soyadını vermek istedi. Emir kabul etti. Artık aile tamamdı.
Özil ailesi, Balıkesir’deki eski evlerinde yeniden bir araya geldi. Komşular, yıllar sonra Emre’nin geri döndüğünü görünce şaşırdı. Mahallede bir bayram havası esti. Seher, oğlunun odasını yeniden düzenledi. Emir, eski oyuncaklarına, kitaplarına baktı. “Bunları hatırlıyorum,” dedi. Zeynep, kardeşiyle çocukluk günlerini yeniden yaşadı.
Hayat devam etti. Özil ailesi, kayıp yılların acısını sevgiyle iyileştirdi. Seher, her sabah oğlunun yüzünü gördüğünde şükretti. Mehmet, ailesinin yeniden bir araya gelmesinin mutluluğunu yaşadı. Zeynep, kardeşiyle yeni anılar biriktirdi.
Bu hikaye, bir mektubun hayatları nasıl değiştirebileceğini, gerçeğin her zaman ortaya çıkabileceğini ve sevginin tüm acıları iyileştirebileceğini anlatıyor. Kayıp yıllar geri gelmez ama umut her zaman vardır. Çünkü bazı sırlar bir ömür gömülü kalsa da, bazen bir mektup her şeyi değiştirir.
Son