BM Komutanlığı ‘TÜRK TUGAYI İMHA EDİLDİ’ Dedi! 😮 Tahsin Yazıcı ‘GÖREV VERİN’ Cevabını Gönderdi!

BM Komutanlığı ‘TÜRK TUGAYI İMHA EDİLDİ’ Dedi! 😮 Tahsin Yazıcı ‘GÖREV VERİN’ Cevabını Gönderdi!

.
.

1950 yılının Kasım ayı… Kore’nin kuzeyinde ayaz insanın iliklerine kadar işliyordu. Termometreler sıfırın altında 15 dereceyi gösterirken, Kunuri çevresindeki dağlar karanlığa gömülmüş, rüzgâr vadilerde uğultuyla dolaşıyordu. O vadilerde, 5.090 kişilik Türk Tugayı tarihin en kritik görevlerinden birine hazırlanıyordu.

Tugayın başında, 58 yaşındaki tecrübeli komutan Tuğgeneral Tahsin Yazıcı vardı. Harp Okulu’ndan 1912’de mezun olmuş, Çanakkale’de savaşmış, Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’nun çeşitli cephelerinde çarpışmış bir askerdi. Genç değildi ama savaşın ne demek olduğunu, geri çekilmenin ne kadar zor, artçı olmanın ne kadar tehlikeli olduğunu çok iyi biliyordu.

17 Ekim 1950’de Busan Limanı’na çıkan Türk Tugayı, Kore topraklarına ayak bastığında henüz savaşın gerçek yüzüyle karşılaşmamıştı. Amerikan silahlarıyla donatılmış, M1 Garand tüfekleri omuzlarına asılmıştı. 105 mm obüsler mevzilere yerleştirilmişti. Her asker, vatanından 7.000 kilometre uzakta, bilmediği bir coğrafyada görev yapmanın sorumluluğunu hissediyordu.

Türk Savaş Dosyaları - YouTube

Kasım ayının son günlerinde, Birleşmiş Milletler kuvvetleri kuzeye doğru ilerlerken, Çin sınırına yaklaşılmıştı. Amerikan komutanı Douglas MacArthur, “Noel’de evdeyiz” diyerek harekâtın kısa sürede biteceğini düşünüyordu. Ancak 25 Kasım’da yüz binlerce Çin askeri sınırı geçti. Savaşın dengesi bir gecede değişti.

26 Kasım akşamı, Kunuri çevresinde Türk keşif birlikleri ilk temaslarını kurdu. Karanlık çökerken davul sesleri, bağırışlar, borazanlar duyulmaya başladı. Çin birlikleri gece taarruzunda ustaydı. İnsan dalgası gibi ilerliyor, sayılarıyla yıldırmaya çalışıyorlardı.

Türk askerleri süngülerini taktı. Soğuk, ellerini uyuşturuyordu ama gözleri kararlıydı.

27 Kasım sabahına kadar çatışmalar sürdü. 28 Kasım’da durum daha da ağırlaştı. Güney Kore birlikleri geri çekilmiş, Amerikan hatları yarılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Türk Tugayı’na verilen görev netti: geri çekilen kuvvetlerin yan ve gerisini korumak.

Artçı olmak, düşmana en yakın olmak demekti. Çekilen orduyu korumak için gerekirse kendini feda etmek demekti.

Tahsin Yazıcı haritaya baktı. Önlerinde en az altı Çin tümeni vardı. Yaklaşık 70.000’den fazla asker… Karşılarında ise 5.000 civarında Türk askeri.

Bir subay sordu:
“Komutanım, kuşatılma ihtimali var.”

Yazıcı sakin bir sesle cevap verdi:
“Görevimiz belli. Arkadaki ordu çekilecek. Biz burada duracağız.”

28 Kasım gecesi Vavon ve Sinnimni çevresinde çatışmalar şiddetlendi. Çin birlikleri Türk mevzilerini yarı kuşatma altına aldı. Mermiler azalmaya başladı. İkmal hatları kesilmişti.

Bir bölük tamamen kuşatıldı. Süngü hücumu emri verildi.

Karanlıkta, kar üzerinde sessizce ilerleyen Türk askerleri, ay ışığında parlamasın diye süngülerine eldiven geçirmişti. Ayakkabılarını çıkarıp ellerine alanlar vardı. Sessizlik içinde düşman hattına sızdılar.

Bir anda “Allah Allah!” nidaları dağlarda yankılandı.

Bu, Kore Savaşı’nın son büyük süngü hücumlarından biri olarak tarihe geçecekti.

Cephane tükenince teslim olmak yerine süngü takıp saldırmak… Bu, bir tercih değil, bir karakter meselesiydi.

29 Kasım sabahı, Sinnimni Vadisi’ndeki tepelerde çatışmalar en üst noktaya ulaştı. Binbaşı Lütfi Bilgin ve 9. Bölük, geri çekilen birlikleri korumak için mevzide kaldı. Çin birlikleri tepeleri sardı.

Sabah olduğunda o tepede neredeyse kimse sağ kalmamıştı. Ama kazandırdıkları zaman, binlerce askerin hayatını kurtarmıştı.

Bu sırada Birleşmiş Milletler karargâhıyla bağlantı kesilmişti. Telsizler susmuştu. Haritalar üzerinde Türk Tugayı’nın bulunduğu yere bir çarpı işareti konuldu. Japon ve Amerikan radyolarında “Türk Tugayı imha edildi” haberleri geçmeye başladı.

Oysa o sırada Türk askeri, Kunuri boğazında ölümle pençeleşiyordu.

Kunuri-Sunchon arasındaki dar geçit, bir ölüm tuzağına dönüşmüştü. Çin kuvvetleri tepelerden ateş yağdırıyordu. Kamyonlar vuruluyor, araçlar alev alıyordu. Askerler araçlardan atlayıp yamaçlara tırmanarak düşman mevzilerine saldırmak zorunda kalıyordu.

Bir kamyona düşen havan mermisi patladı. Parçalanan metal ve insan uzuvları karla kaplı toprağa savruldu.

Tahsin Yazıcı, telsiz başında karar anındaydı. Kalmak imha demekti. Ya en zayıf noktadan süngü hücumu yapılacak ya da gece karanlığında sızılarak çıkılacaktı.

Emri verdi:
“Çember yarılacak.”

Saatler süren çarpışmadan sonra bir gedik açıldı. Türk birlikleri o gedikten akmaya başladı. Amerikan hava kuvvetleri de bombardımanla destek veriyordu.

Ve o an, tarihe geçecek mesaj gönderildi:

“Çemberi yardık. Cepheye ekmek gönderin. Görev verin.”

Bu mesaj, yalnızca bir askerî rapor değildi. Bir ruh hâlinin ifadesiydi.

İmha edildiği sanılan bir birlik, görev istemeye devam ediyordu.

Amerikan 8. Ordu Komutanı Walton H. Walker, daha sonra yaptığı açıklamada Türk askerlerinin orduyu çemberden kurtardığını söyleyecekti.

Kısa süre sonra Douglas MacArthur, Türk Tugayı’nı ziyaret etti. Törende askerlerin karşısına geçip şöyle dedi:
“Kunuri’de 8. Ordu’yu kurtaran sizlersiniz. Türk askeri kahramanlar kahramanıdır.”

İngiliz savunma bakanı Emanuel Shinwell de Türk askerlerinin cesaretini öven açıklamalar yaptı.

Kunuri’den sonra Türk Tugayı toparlandı. Yaralar sarıldı. Eksikler tamamlandı. Ama savaş bitmemişti.

Ocak 1951’de Kumyangjang-ni’de bu kez Türk askerleri taarruza geçti. 185 ve 156 rakımlı tepeler süngü hücumuyla alındı. Çin birlikleri ağır kayıplar verdi.

Bu zafer, Çin ordusunun yenilmez olmadığı gerçeğini ortaya koydu.

Amerikan Kongresi Türk Tugayı’na Mümtaz Birlik Madalyası verdi. Bu, yabancı bir orduya verilen ilk madalyaydı.

Kore Cumhurbaşkanlığı da birlik nişanı takdim etti. Kumyangjang-ni’de bir Türk Zafer Anıtı dikildi.

Tahsin Yazıcı Kunuri’den sonra tümgeneralliğe yükseldi. 1951’de görevini devredip Türkiye’ye döndü. Daha sonra siyaset hayatına atıldı. 27 Mayıs sonrasında yargılandı, hapis cezası aldı, affedildi. 1970’te vefat etti.

Ama Kunuri’de yazılan destan, onun adını tarihe kazımıştı.

Kore Savaşı boyunca toplam 24.882 Türk askeri görev yaptı. 721 şehit verildi. Binlercesi yaralandı.

Bugün Busan’daki Birleşmiş Milletler Şehitliği’nde yüzlerce Türk askeri yatıyor. Karla kaplı Kunuri dağlarında süngü takarak hücuma kalkan o gençlerin isimleri mermer taşlara kazılı.

Türk askerleri sadece savaşmadı. Yetim Koreli çocuklara battaniyelerden elbise dikti. Ekmeklerini paylaştı. Çocuklar Ankara Marşı’nı öğrendi.

Kore halkı Türk askerlerine “Kutup Yıldızı” adını verdi. Karanlıkta yol gösteren yıldız…

Kunuri Muharebesi, sadece bir askeri başarı değildi. Türkiye’nin Batı bloğu içindeki yerini güçlendirdi. 18 Şubat 1952’de Türkiye NATO’ya kabul edildi.

Ama bütün bunların ötesinde, Kunuri’de verilen mesaj unutulmadı.

“Çemberi yardık. Cepheye ekmek gönderin. Görev verin.”

Bu cümle, bir milletin karakterini özetliyordu.

Kuşatılabilirlerdi.
Sayıca az olabilirlerdi.
Cephaneleri tükenebilirdi.

Ama görev bilinci tükenmezdi.

Kunuri’nin soğuk dağlarında yazılan o destan, 20. yüzyılın en çetin savaşlarından birinde, insan iradesinin ne kadar güçlü olabileceğini gösterdi.

Ve dünya şunu gördü:

Türk askeri kuşatılabilir.
Ama teslim olmaz.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News