Bordo Bereliler SEAL’leri Sahadan Sildi! NATO Şokta!
.
Kırk Derece Altında Bir Nefes
Bölüm I: Beyaz Cehennem
Yüzbaşı Alparslan, nefesini dışarı verirken oluşan buz kristallerinin dağılışını izledi. Hava, ciğerlerine bir cam parçası gibi batıyordu. Termometre, –40°C’yi gösteriyordu. Burası, Türkiye’nin en doğusunda, kimsenin yaşamadığı, sadece kartalların süzüldüğü ve rüzgarın uluduğu sarp bir dağ silsilesiydi. Görevleri basitti: Yüksek irtifada düşen bir insansız hava aracının (İHA) enkazından, ülkenin güvenliği için hayati önem taşıyan bir veri çipini kurtarmak.
Alparslan’ın dört kişilik timi, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın (ÖKK) en tecrübeli askerlerinden oluşuyordu. Hepsi, Sarıkamış’ın dondurucu dağlarında, çadır ve yiyecek olmadan 14 gün hayatta kalma eğitiminden geçmiş, çelikten iradeli adamlardı.
Helikopterle bölgeye sızmaları planlanmıştı, ancak beklenmedik bir kar fırtınası, planları altüst etti. Fırtına, görüş mesafesini sıfıra indirdi ve helikopter, zorunlu iniş yapmak zorunda kaldı. İniş, bir çarpışmaya dönüştü.
Alparslan, bilinci yerine geldiğinde, etrafını saran sessizliği fark etti. Fırtına dinmiş, ancak helikopterin enkazı karla kaplanmıştı. Pilotlar ağır yaralıydı. En kötüsü, timin uydu telefonları ve ağır kış teçhizatlarının çoğu enkaz altında kalmıştı. Yanlarında kalan sadece hafif silahları, ilk yardım çantaları ve her birinin sırt çantasında bulunan, 14 günlük hayatta kalma eğitiminden kalma, minimal acil durum kumanyalarıydı.
Astsubay Demir, Alparslan’ın yanına geldi. Yüzü, soğuktan morarmıştı ama gözleri keskindi.
“Komutanım, telsizler sustu. En yakın birliğe 50 kilometre var. Hava kararmak üzere.”
Alparslan, gözlerini kısıp etrafına baktı. Beyaz, sonsuz bir çöl. Bu koşullarda, 50 kilometre, bir intihar yürüyüşü demekti.
“Demir,” dedi Alparslan, sesi kararlıydı. “Unutma, biz bu dağlara lüks bir tatil için gelmedik. Bize ne öğrettiler? Hayatta kalmak. Kaynaklar minimal, teçhizat yok. Tam 14 gün, -40 derecede ne yaptık?”

Demir gülümsedi. “Kardan sığınak yaptık, komutanım. Kar yedik, battaniyeye sarıldık ve hayatta kaldık.”
“Aynen öyle. Önce pilotları stabilize edeceğiz. Sonra sığınak. Görev devam ediyor. İHA’nın enkazı buradan 5 kilometre kuzeyde. Yarın şafakla yola çıkıyoruz.”
O gece, Bordo Bereliler, kardan, rüzgarı kesen bir sığınak inşa ettiler. Uyku tulumları yırtılmıştı, ama birbirlerine sarılarak, vücut ısılarını korumayı başardılar. Alparslan, sadece üç saat uyudu. Tıpkı 13 hafta süren o cehennem haftalarında olduğu gibi.
Bölüm II: Teknolojinin Zayıflığı
Şafak söktüğünde, Alparslan ve Demir, İHA enkazına doğru yola çıktılar. Diğer iki asker, yaralı pilotlarla birlikte sığınakta kalmıştı.
Yürüyüş, tam bir dayanıklılık testiydi. Her adım, karın içine gömülüyor, her nefes, boğazı yakıyordu. Ancak Alparslan’ın zihninde, eğitmeninin sesi yankılanıyordu: “Vücut yorgun, zihin bulanık. Ama görev devam edecek. Sen, makinelerden daha dayanıklısın.”
Enkazı bulduklarında, bekledikleri gibi, çip yerinde değildi. İHA’nın enkazı, başka bir ekip tarafından yağmalanmıştı. Karla kaplı zeminde, kar ayakkabılarının izleri belirgindi.
“Komutanım, bizden önce gelmişler. İzler yeni. Batılı botlar.” dedi Demir.
Alparslan, izleri inceledi. “Ağır teçhizat taşıyorlar. Bizim gibi minimal değiller. Bu iyi. Onların teknolojisi, bu soğukta zayıflıkları olacak.”
İzleri takip ederek, iki saat sonra, bir kaya çıkıntısının arkasında, dört kişilik bir timin kamp kurduğunu gördüler. Bunlar, uluslararası bir paralı asker grubuydu. Teçhizatları son teknolojiydi: Isıtmalı kamuflajlar, uydu iletişim cihazları, termal dürbünler.
Ancak, paralı askerler, eğitimlerinin zayıflığını da ortaya koyuyordu. İki asker, ateş yakmaya çalışıyordu. Diğer ikisi ise, ağır teçhizatlarının altında ezilmiş, yorgunluktan bitkin düşmüşlerdi.
Alparslan, Demir’e fısıldadı: “Gördün mü? Onlar, teknolojinin esiri. Biz ise, doğanın çocuklarıyız. Onların teçhizatı, bu soğukta pilleri bittiğinde, sadece yük olacak.”
Alparslan, Karadeniz’in 8 derecelik suyunda saatlerce kalmayı öğrenmişti. Onlar ise, ısıtmalı kıyafetleri olmadan hayatta kalamazlardı. Bu, Bordo Bereliler’in felsefesiydi: Minimal kaynakla maksimum iş.
Paralı askerlerin komutanı, elindeki çipi inceleyen, iri yapılı bir adamdı.
Alparslan, bir plan yaptı. Saldırmak yerine, hayatta kalma eğitimini kullanacaktı.
“Demir, geride kal. Ben sızıyorum. Onların zayıflıklarını kullanacağız.”
Bölüm III: Hayatta Kalma Taktikleri
Alparslan, karın ve rüzgarın sesini kullanarak, paralı askerlerin kampına doğru sürünmeye başladı. Hareketleri sessiz ve akıcıydı. Soğuk, artık onun bir parçasıydı.
Paralı askerler, kamp ateşi yakmakta başarısız olmuşlardı. Isıtmalı kıyafetlerinin pilleri hızla tükeniyordu. Komutanları, telsizle yardım çağırmaya çalışıyordu, ancak aşırı soğuk, sinyali kesiyordu.
Alparslan, ilk iş olarak, çipin bulunduğu çantayı çaldı. Ardından, paralı askerlerin mühimmat kutularını ve kalan yiyeceklerini, karın derinliklerine gömdü. Onları, hayatta kalma mücadelesi vermeye zorlayacaktı.
Sabah olduğunda, paralı askerler, teçhizatlarının ve yiyeceklerinin kaybolduğunu fark ettiler. Panik, hızla yayıldı. Komutanları, öfkeyle etrafa bağırıyordu.
“Sadece dört kişiydiler! Nasıl yaptılar?!”
Alparslan ve Demir, çipi güvence altına almış, yüksek bir tepeye tırmanıyorlardı. Paralı askerler, peşlerine düştü, ancak ağır teçhizatları ve açlık, hızlarını kesiyordu.
Alparslan, bir an durdu ve geriye baktı. Paralı askerler, yorgunluktan bitkin düşmüş, karın içinde zorlukla ilerliyorlardı. Onların eğitimi, görev odaklıydı. Hızlı vur, hızlı kaç. Ancak Bordo Bereliler’in eğitimi, uzun süreli, sürekli ve acımasızdı. Onlar, 9 ay boyunca her gün, bu acıya alışmayı öğrenmişlerdi.
Alparslan, Demir’e döndü. “Onlar, bu dağda avcı değil, av oldular. Şimdi, son darbeyi vurma zamanı.”
Alparslan ve Demir, paralı askerleri, önceden belirledikleri bir geçide doğru çektiler. Geçit, rüzgarın en şiddetli estiği, karın en derin olduğu yerdi.
Paralı askerler, geçide girdiklerinde, Alparslan ve Demir, yukarıdan, kaya sığınaklarından, önceden hazırladıkları sis bombalarını ve ses bombalarını fırlattılar. Sis, görüşü kesti, sesler panik yarattı.
Soğuktan uyuşmuş ve açlıktan bitkin düşmüş paralı askerler, ne olduğunu anlayamadan, ağır teçhizatlarını bırakıp kaçmaya başladılar. Alparslan ve Demir, sadece birer uyarı atışı yaparak, onları dağların derinliklerine doğru sürdüler.
Bölüm IV: Sessiz Zafer
Üç gün sonra, Alparslan ve timi, en yakın birliğe ulaşmayı başardı. Pilotlar kurtarılmış, çip güvence altına alınmıştı.
Alparslan, komutanına rapor verirken, Norveç’teki NATO tatbikatında söylenen sözleri hatırladı: “Türkler, bizim yapamayacağımız şeyleri yaptı.”
Komutanı, Alparslan’ın omuzlarına dokundu. “Aferin Yüzbaşım. Bu, sadece bir görev başarısı değil. Bu, eğitimimizin zaferi. Onlar, teknolojinin gücüne güvendiler. Siz ise, kendi gücünüze.”
Alparslan, gülümsedi. Yüzü, soğuktan yanmış, elleri çatlamıştı. Ama gözleri, Sarıkamış’ın kışında parlayan bir demir gibiydi.
“Komutanım,” dedi. “Eğitimde bize ne dediler? Seal eğitimi sorar: Görevi tamamladın mı? Bordo Bereli eğitimi sorar: Ölmedin mi? Biz, ölmedik. Ve görevimizi tamamladık.”
Bu, Hollywood’un asla film yapmayacağı, kitapların yazılmayacağı bir zaferdi. Ama Bordo Bereliler için, en büyük zafer, sessizce, dağların en derin ve en soğuk noktasında kazanılan, hayatta kalmanın zaferiydi. Onlar, tanınmak için değil, görev için eğitilmişlerdi. Ve bu, onların en büyük gücüydü.