BOŞANMA DAVASINDA HAKİME UZATTIĞIM O KAĞIT KOCAMIN SONU OLDU! “VAY CANINA, BU ÇOK İLGİNÇ…”

BOŞANMA DAVASINDA HAKİME UZATTIĞIM O KAĞIT KOCAMIN SONU OLDU! “VAY CANINA, BU ÇOK İLGİNÇ…”

.
.

BİR ZARFIN İÇİNDEKİ 15 YIL

I. BÖLÜM: MAHKEME SALONUNDA

Mahkeme salonu rutubet, eski ahşap ve tozlu evrak kokuyordu. Ellerim masanın üzerinde kenetli, hakime Nermin Hanım’ın önündeki dosya yığınını incelemesini izliyordum. Avukatım Davut Bey her zamanki gibi yanımda sükunetle oturuyordu. Odanın diğer ucunda Rıfat avukatına bir şeyler fısıldıyordu. Arkalarındaki izleyici sıralarında Buse bacak bacak üstüne atmış, sanki bir tiyatro oyununun başlamasını bekler gibi gülümsüyordu. Sanırım beklediği de buydu.

15 yıl. O adama verdiğim süre tam olarak buydu. 15 yıl boyunca gün ağırmadan uyanmak. 15 yıl boyunca o el sıkışıp tebrikleri kabul ederken muhasebe defterlerini denkleştirmek, sözleşmelerin peşinde koşmak ve kızımızı büyütmekle geçen onca sene… Ve şimdi bu sessiz mahkeme salonunda her şeyi bir pastayı keser gibi ortadan ikiye bölmek üzereydik.

Rıfat bu işin nasıl biteceğini bildiğini sanıyordu. Sandalyesine yaslanışından belliydi. Küçük bir tazminat ve sırtımın sıvazlanmasıyla çekip gideceğimi düşünüyordu. Başını sallayıp onaylayan, asla şikayet etmeyen o sessiz kadın olduğumu sanıyordu. Hakkımda yeni bir şey öğrenmek üzereydi.

Hakime Nermin Hanım başını kağıtlardan kaldırdı. “Kararımı vermeden önce tarafların eklemek istediği son bir husus var mı?” Rıfat’ın avukatı başına hayır anlamında salladı. Rıfat bana bakma zahmetine bile girmemişti. Davut Bey yavaşça ayağa kalktı. “Sayın Yargıç, müvekkilimin sunmak istediği son bir delil var.”

Rıfat’ın başı bize döndü. Bütün sabah boyunca ilk kez ilgisini çekmiş görünüyordu. Davut Bey öne doğru yürüdü ve mübaşire beyaz bir zarf uzattı. O da zarfı hakime iletti. Zarf ince ve sadeydi. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şeye benzemiyordu. Ama ben o zarfın içini doldurmak için tam 6 ayımı harcamıştım.

Hakime Hanım zarfı açtı. İçindeki kağıtları çıkardı ve okumaya başladı. Mahkeme salonuna derin bir sessizlik çöktü. Yüzünü izliyordum. Önce bir kafa karışıklığı belirdi. Sonra kaşları havaya kalktı. Ardından dudağının kenarı hafifçe titredi ve sonra güldü. Öyle küçük bir tebessüm değil. Gerçek bir kahkaha. İnsanı o kadar şaşırtan bir şey olduğunda tutamadığı türden bir gülüş. Hala kıkırdayarak, “Pekala. Bu kesinlikle ilginç.” dedi.

Rıfat oturduğu yerde dikleşti. Gülümsemesi silinmişti. Buse’nin yüzü ifadesizleşti. Bense ellerim hala kenetli, kalbim düzenli bir ritimle atarak öylece oturdum. İşte o an bu andı. Ama başa dönmeliyim. Buraya, bu mahkeme salonuna, bu zarfa ve Rıfat’ın yüzünde hayatımın geri kalanı boyunca hatırlayacağım o ifadeye nasıl geldiğimizi anlatmalıyım.

II. BÖLÜM: BİR EVLİLİĞİN BAŞLANGICI VE SONU

Her şeyin değiştiği o geceyi anlatmalıyım. 6 ay önce bir salı günüydü. Mutfakta akşam yemeği hazırlıyor, Rıfat’ın çok sevdiği güveç için soğan doğruyordum. Ev sessizdi. Kızımız Melis yukarıda ödevini yapıyordu. Duyulan tek ses kesme tahtasına vuran bıçağımın sesiydi. Dış kapının açıldığını duydum. Rıfat’ın ayak sesleri ağırdı. Keyfi yerinde olmadığında hep böyle yürürdü.

Mutfağa girdi. Sanki onu boğuyormuş gibi kravatını gevşetiyordu. Merhaba demedi. Günümün nasıl geçtiğini sormadı. Sadece orada durup çözmesi gereken bir problemmişim gibi bana baktı.

“Canan,” dedi. “Konuşmamız lazım.”

Bıçağı bıraktım. “Tamam.”

“Boşanmak istiyorum.”

Sözler havada asılı kaldı. Bir havlu alıp ellerimi sildim. Sessizliğin uzamasına izin verdim. Gözyaşlarını beklediğini, dağılmamı beklediğini hissedebiliyordum.

“Uzun zamandır mutsuzum,” diye devam etti. Sesi çalışılmıştı. Bunu prova etmişti. “Sanırım birbirimizden koptuk. Farklı şeyler istiyoruz.”

Yavaşça başımı salladım. “Anlıyorum.”

“Beni heyecanlandıran birine ihtiyacım var. Bana ilham veren birine. Beni anlıyorsun değil mi?”

Neredeyse gülecektim. Onun için yaptığım onca şeyden sonra ilham almaya ihtiyacı varmış. Şirketini yoktan var edip bugünkü haline getirmemle geçen onca yıldan sonra beyefendi sıkılmıştı. Ama gülmedim, ağlamadım. Hiçbir şeyi fırlatıp atmadım. Bağırmadım ya da yalvarmadım.

“Sözleşmeleri ne zaman imzalamak istersin?” dedim.

Rıfat gözlerini kırpıştırdı. Beklediği tepki bu değildi. “Şey, ben zaten bir avukatla görüştüm. Süreci haftaya başlatabiliriz.”

“Peki. Uygun.”

Bir an daha orada şaşkınlıkla durdu. Sanırım kavga etmek istiyordu. Kendini kurban gibi hissetmek için ona bir sebep vermemi istiyordu. Ama ona hiçbir şey vermedim.

Bu gece misafir odasında yatacağım dedim. Melis’e yarın birlikte söyleriz. Başını salladı ve mutfaktan çıktı. Yukarı çıktığını duydum. Yatak odamızda dolaştığını, muhtemelen Buse’nin dairesine götürmek için bir çanta hazırladığını duydum. O kadını biliyordum. Bir yıldan fazladır biliyordum.

Ben soğan doğramaya geri döndüm. Ellerim titremiyordu. O gece ev sessizliğe gömüldükten sonra misafir odasındaki yatağa oturdum ve bir telefon görüşmesi yaptım.

“Avukat Davut Özkan,” dedi hattın diğer ucundaki ses.

“Davut Bey, adım Canan Yılmaz. Kocam az önce benden boşanmak istediğini söyledi.”

“Bunu duyduğuma üzüldüm. Canan Hanım, üzülmeyin,” dedi.

“Bunu bekliyordum. Bana ait olanı korumama yardım edecek bir avukata ihtiyacım var.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Elinizde ne var?”

“Her şey. Hazırladığım her sözleşme, yönettiğim her hesap, söylediği her yalan. 3 yıldır kayıt tutuyorum.”

Yine bir sessizlik. Bu sefer daha uzun.

“Canan Hanım, yarın ofisime gelebilir misiniz?”

“Saat 09:00’da orada olurum.”

Telefonu kapattım ve karanlıkta oturdum. İnşa ettiğim hayatı düşündüm. Sadece evi, sadece şirketi değil, hayatı. Sabahın köründe uyanışlarımı, geç saatlere kadar çalışmalarımı, Rıfat golf oynarken bağladığım işleri, o övgüleri toplarken bana güvenen müşterileri, o harcarken benim biriktirdiğim paraları, benim bir mobilya olduğumu sanıyordu. Eski ve tanıdık, canı daha yenisini istediğinde değiştirebileceği bir eşya. Yanılıyordu.

III. BÖLÜM: SESSİZLİĞİN GÜCÜ

Kalktım ve dizüstü bilgisayarımı açtım. Yedek sürücümden dosyaları aktarmaya başladım. Sözleşmeler, banka dökümleri, e-postalar, bana asla alınmamış hediyelerin faturalarının fotoğrafları, bilmem gereken gizli hesapların kanıtları. Her şeyi düzenlemek 2 saat sürdü. Bitirdiğimde klasör kanıtlarla dolup taşmıştı.

Ertesi sabah elimde klasörümle Davut Bey’in ofisine gittim. Kır saçlı, keskin bakışlı, uzun boylu bir adamdı. 30 yıldır aile hukuku üzerine çalışıyordu. Her şeyi görmüş geçirmişti. Ama klasörümü açıp okumaya başladığında kaşları havaya kalktı.

“Bunu ne zamandır hazırlıyorsunuz?” diye sordu.

“Yeterince uzun süredir.”

Sayfaları çevirmeye devam etti. Banka kayıtları, benim imzamı taşıyan sözleşmeler, Kıbrıs’taki gizli hesapların kanıtları, Rıfat’ın benim bulamayacağımı sandığı yerlere para kaçırmaya başladığının belgesi.

“Canan Hanım, sormak zorundayım. Bütün bunları biliyordunuz madem, neden bu kadar uzun süre kaldınız?”

Soruyu düşündüm. Melis’i, şirketi, gerçek bir şey inşa etmek için harcadığım yılları düşündüm. “Çünkü hazır olmam gerekiyordu,” dedim. “Ve şimdi hazırım.”

IV. BÖLÜM: GEÇMİŞİN HESABI

Rıfat’la tanıştığımda 26 yaşındaydım. Yaz sıcağında bir inşaat şantiyesinde kereste taşıyordu. Ben de veznedar olarak çalıştığım bankaya gidiyordum. Bana ıslık çaldı. Görmezden geldim. Ertesi gün ve sonraki gün yine yaptı. Dördüncü gün elinde bir bardak kahveyle kaldırımda bekliyordu.

“Buna ihtiyacın olabilir diye düşündüm. Hızlı yürüyorsun. Yorucu olmalı.”

Kahveyi aldım. Berbattı. Ama sırf beni durdurabildiği için piyango kazanmış gibi genişçe gülümsüyordu.

O zamanlar Rıfat böyleydi. Çekici, ısrarcı ve parası yetmeyecek hayallerle dolu. Bir yıl sonra evlendik. Belediyede küçük bir nikah töreni. Annem ağladı. Rıfat’ın babası gelmedi bile. Musluğu damlatan ve manzarası otopark olan küçücük bir daireye taşındık. Rıfat hala başkası için inşaatlarda çalışıyor. Eve saçında talaşlar ve kafasında büyük planlarla geliyordu.

Bir akşam kendi şirketimi kuracağım dedi. Henüz bir masamız olmadığı için ikinci el koltuğumuzda yemek yiyorduk. “Yılmaz İnşaat, başlamak için sadece biraz paraya ihtiyacım var. Ne kadar?” O günün parasıyla epey bir meblağ. Kenarda köşede 3 kuruş birikmişimiz ancak vardı. Ama ona baktım. Gözlerindeki o ateşi gördüm ve ona inandım. Birisi ona şans verirse bir şeyler inşa edebileceğine inandım. Böylece o şansı ona ben verdim.

Çalıştığım bankaya gittim ve kredi istedim. Bana güldüler. Kocasının hayali için yüklü kredi isteyen, ipoteki olmayan 26 yaşında bir veznedar. Hayır dediler. Ben de başka bir banka buldum. Sonra bir başkasını. En güzel elbisemi giydim. En güzel gülümsememi takındım ve şehirdeki her bankaya girdim. Kendi yazdığım bir iş planını götürdüm yanımda. Projeksiyonlar, bütçeler ve zaman çizelgeleri hazırlamıştım. Öz sermaye, nakit akışı ve yatırım getirisi gibi kelimeler öğrendim.

    denememde Ahmet Bey adında bir müdür koltuğuna yaslandı ve uzun uzun bana baktı.

“Kocana gerçekten bu kadar inanıyor musun?”

“Plana inanıyorum,” dedim. “Ve çalışmaya inanıyorum. Her kuruşunu geri ödeyeceğiz.”

Krediyi verdi. O gece eve o çekle döndüm. Rıfat beni kucağına alıp mutfakta döndürdü. Bana şans meleğim diyordu. Zengin olacağımızı söylüyordu. Uzun süre zengin olamadık. O ilk yıllar acımasızdı. Rıfat ihalelere giriyor ve kaybediyordu. Projelere başlıyor ama parayı bitiriyordu. Hatalar yaptı. Yanlış insanları işe aldı. Yanlış tedarikçilere güvendi. Ama ben her gün oradaydım. Kütüphaneden aldığım kitaplarla kendi kendime muhasebeyi öğrendim. Ruhsat başvurularını, sözleşme pazarlıklarını öğrendim. E-postaları cevaplamak için sabah 5’te kalkıyor, hesapları denkleştirdikten sonra gece yarısı yatıyordum.

İlk büyük sözleşmemizi bize kazandıran bendim. Sinan Bey adında bir müteahhit küçük bir ofis kompleksi yaptırmak istiyordu. Rıfat onunla görüşmüş ama sunumu yaparken bocalıyordu. Sinan Bey’in ilgisinin dağıldığını görebiliyordum. Araya girdim.

“Sinan Bey,” dedim, “izin verin size rakamları göstereyim.” Ona bütçeyi, zaman çizelgesini, malzemeleri anlattım. Aklındaki her soruyu cevapladım. Toplantının sonunda başını sallıyordu.

“İtiraf etmeliyim,” dedi, “çıkıp gitmeye hazırdım. Ama siz ne konuştuğunuzu biliyorsunuz Canan Hanım.”

Sözleşmeyi o gün imzaladı. Rıfat ilk başta minnettardı. Teşekkür etti. Bir takım olduğumuzu söyledi ama yolun bir yerinde unutmaya başladı. İnsanlara şirketi tek başına kurduğunu anlatmaya başladı. Beni sadece karısı olarak tanıtmaya başladı. Onu düzeltmedim. Çalışmakla çok meşguldüm.

Şirket büyüdü. Gerçek bir ofise taşındık. Çalışanlar işe aldık. Büyük bir mutfağa ve karnımdaki kızımız için bahçesi olan bir ev aldık. Rıfat ilk takım elbisesini, sonra ilk pahalı saatini, sonra da eski dairemizden daha pahalı olan ilk arabasını aldı. Değişimini izledim. Yavaş yavaş oldu. Suyun taşı aşındırması gibi. Eskiden bana yanık kahve getiren adam eve geç gelmeye başladı. Beni mutfakta kucağında döndüren adam sanki yolunun üzerindeki bir engelmişim gibi bana bakmaya başladı.

Bir kulübe üye oldu. Benim davet edilmediğim partilere gitti. Giyinişimi, konuşmamı, görünüşümü eleştirmeye başladı. Bir keresinde “Biraz daha çabalamalısın. Kendini çok saldın,” dedi. Günde 14 saat çalışıyordum. Kızımızı büyütüyordum. O müşterilerle golf oynayıp 2 saatlik öğle yemekleri yerken ben şirketinin batmasını engelliyordum. Ama tabii ben kendimi salmıştım.

V. BÖLÜM: HAKİKATİN ZAMANI

Melis de görüyordu. Kızım zekiydi. Kendi iyiliği için fazla zekiydi. Bir gün Melis 12 yaşındayken elinde bir şeyle yanıma geldi. Küçük bir küpe, altın ve üzerinde minik bir pırlanta var. “Bunu babamın arabasında buldum,” dedi. “Senin değil.” Kalbim kırıldı. Küpe yüzünden değil. Başka bir kadın olduğunu o zamanlar zaten biliyordum. Kızım bildiği için o yükü taşımak zorunda kaldığı için kırıldı kalbim. Küpeyi aldım ve cebime koydum. Bana söylediğin için teşekkür ederim tatlım. “Ne yapacaksın?” Kızıma baktım. Gözleri benimkiler gibiydi. Ciddi ve dikkatli. “Halledeceğim,” dedim. Zamanı geldiğinde başını salladı. Bana güveniyordu.

Küpeyi sakladım. Başlattığım klasöre ekledim. Faturalar, banka dökümleri ve gece yarısı gelen e-postalarla dolu o klasöre, her ay daha da kalınlaşan o klasöre.

Rıfat boşanmak istemeden iki yıl önce Buse’yi işe aldı. Gençti, 27 yaşındaydı. Sarı saçları, kocaman bir gülümsemesi ve dar elbiseleri vardı. Programını yönetmek için kişisel bir asistanı olması gerektiğini söyledi. Bir şey demedim. Onları izledim. Rıfat’ın şakalarına gülüşünü, onunla konuşurken Rıfat’ın ona nasıl yaklaştığını, eskiden asla gitmediği halde cumartesi günleri ofise gitmeye başlamasını, ceketinin cebinde otel faturaları buldum. Ortak telefon faturamızda mesaj kayıtlarını buldum. Asla gitmediğim bir kuyumcudan yapılmış harcamalar buldum. Her şeyi belgeledim.

İnsanlar neden kaldığımı, neden o anda çekip gitmediğimi, neden devam etmesine izin verdiğimi sordular. Çünkü bir dava inşa ediyordum. Çünkü çok erken gidersem her şeyi saklayacağını ve hiçbir şey alamayacağımı biliyordum. Çünkü hazır olmam gerekiyordu. Ve çünkü içimin bir parçası, o küçük aptal parça hala kaldırımda bana kötü kahve getiren ve ben her şeymişim gibi bakan o adamı hatırlıyordu. O adam gitmişti ama o anıyı gömmek zaman aldı.

VI. BÖLÜM: ZAFERİN SESSİZLİĞİ

Ve o gün geldi. Mahkeme salonu soğuktu. Klimanın çok güçlü olduğunu ve yanıma bir hırka almış olmayı dilediğimi hatırlıyorum. Ama sandalyemde dimdik oturdum. Ellerimi masada birleştirdim ve titremedim. Davut Bey her zamanki sakinliğiyle yanımda oturuyordu. Önünde sarı bir blok not vardı ama ona neredeyse hiç bakmıyordu. Davayı ezbere biliyordu. İkimiz de biliyorduk.

Odanın karşısında Rıfat saati 10.000 lira olan ve kazanmasıyla ünlü avukat Gürkan Şahin ile oturuyordu. Rıfat onu pahalı olduğu için tutmuştu. Rıfat her zaman pahalı olanın en iyisi olduğunu düşünürdü. Rıfat’ın arkasında izleyici bölümünün ilk sırasında Buse bacak bacak üstüne atmış çenesi yukarıda oturuyordu. Bir düğüne gider gibi beyaz bir elbise giymişti. Belki de öyle olduğunu sanıyordu. Belki de bugünün bir sonraki bayan Yılmaz olacağı gün olduğunu düşünüyordu.

Hakime Nermin Hanım içeri girdi ve hepimiz ayağa kalktık. Duruşma başladı. Gürkan Şahin ilk sözü aldı. Rıfat’ı kendi kendine yetiştirmiş bir adam, sıfırdan bir inşaat imparatorluğu kuran çalışkan bir girişimci, 15 yıl boyunca karısını destekleyen cömert bir koca olarak resmetti. “Müvekkilim olağanüstü bir şey istemiyor,” dedi Şahin. Evliliğe katkılarına dayanarak varlıkların adil bir şekilde bölünmesini talep ediyor. Canan Hanım bir ev hanımıydı. Ev dışında çalışmadı. Yılmaz inşaatın büyümesine katkıda bulunmadı. Elbette adil bir pay almalı ama Rıfat Bey kendi elleriyle kurduğu işin kontrolünü elinde tutmalı.

Davut Bey ayağa kalktı. Sayın Yargıç dedi. Biz bu evliliğin çok farklı bir resmini sunacağız. Davut Bey yavaş başladı. İlk yıllardan şirketi kurmak için çektiğim krediden, hazırladığım sözleşmelerden, getirdiğim müşterilerden bahsetti. Benim imzamı taşıyan belgeleri, anlaşmaları, pazarlık ettiğim e-postaları, hesapları yönettiğim banka kayıtlarını gösterdi.

Hakime Nermin Hanım dikkatle dinledi. Notlar aldı, sorular sordu. “Canan Hanım,” dedi, “neden şirket kaydında isminiz yok?”

Ayağa kalktım. “Çünkü Rıfat evraklarda tek bir ismin olmasının daha basit olacağını söyledi. Bunun sadece bir formalite olduğunu söyledi. Belgeler ne derse desin ortak olduğumuzu söyledi ve siz de ona inandınız.” Başını salladı ve bir şeyler yazdı.

Davut Bey daha fazla kanıt sundu. Otel faturaları, mücevher harcamaları, mesajlar, Rıfat’ın en az iki yıldır bir ilişkisi olduğunun kanıtları, bunun parasını ödemek için evlilik birliği içindeki fonları kullandığının kanıtları.

Davut Bey devam etti. “Sayın Yargıç,” dedi. “Rıfat Bey’in bu mahkemeden mal kaçırdığına dair elimizde kanıtlar var.”

Hakime Hanım elini kaldırdı. “Kanıtları göreceğim.” Davut Bey bana başıyla işaret etti. Zamanı gelmişti. Çantamdan o beyaz zarfı çıkardım. Bir aydır her gün yanımda taşıyordum. Her şeyin orada olduğundan emin olmak için her gece kontrol etmiştim. 3 yıllık çalışma, 15 yıllık evlilik hepsi tek bir zarfın içindeydi.

Davut Bey zarfı benden aldı ve kürsüye yürüdü. Mübaşire verdi. O da Hakime Nermin Hanım’a iletti. Zarfı açtı. Okurken yüzünü izledim. Önce konsantrasyon, sonra şaşkınlık, sonra başka bir şey. Hayranlık gibi bir şey ve sonra güldü. Kötü bir gülüş değildi. Beklenmedik, zekice bir şey gören birinin gülüşüydü.

“Pekala,” dedi hala kağıtlara bakarak. “Bu kesinlikle ilginç.”

VII. BÖLÜM: HAKİKATİN ZAFERİ

Hakime Hanım ilk belgeyi kaldırdı. “Rıfat Bey, bu 2012 tarihli bir sözleşme. Altınşehir Ofis kompleksi için Yılmaz İnşaatın kurucu ortağı olarak eşinizin imzası var. Bundan haberiniz var mıydı?” Rıfat kekeledi. “Ben, o sadece…”

Ve bu, dedi başka bir kağıdı kaldırarak, “Kıbrıs’taki bir hesaba ait banka dökümü. Son 18 ayda toplamda 60 milyon Türk lirasını aşan mevduat girişini gösteriyor. Bu hesap size mi ait?”

Rıfat’ın yüzü bembeyaz oldu. Şahin zarfın içinde ne olduğunu görmeye çalışarak öne eğildi. Rıfat onun koluna yapışmış çılgınca fısıldıyordu.

Hakime Hanım ilk belgeyi kaldırdı. “Rıfat Bey, bu 2012 tarihli bir sözleşme. Altınşehir Ofis kompleksi için Yılmaz İnşaatın kurucu ortağı olarak eşinizin imzası var. Bundan haberiniz var mıydı?” Rıfat kekeledi. “Ben, o sadece…”

Ve bu, dedi başka bir kağıdı kaldırarak, “Kıbrıs’taki bir hesaba ait banka dökümü. Son 18 ayda toplamda 60 milyon Türk lirasını aşan mevduat girişini gösteriyor. Bu hesap size mi ait?”

Ve bu, dedi üçüncü bir belgeyi kaldırarak, “Eski muhasebecinizin yeminli ifadesi. Varlıkları gizlemesi, özellikle de boşanma sırasında eşinizle paylaşmaktan kaçınmak için saklaması talimatını verdiğinizi beyan ediyor. Bu işlemin yasallığı konusunda endişelerini dile getirdiğinde işten çıkarılmış.”

Rıfat kusacakmış gibi görünüyordu. Şahin ayağa kalktı. “Sayın Yargıç, bu belgeleri incelemek için zamana ihtiyacımız var.” “Tebliğ edildi,” dedi Davut Bey sakince. “Bu belgeler gerektiği gibi üç gün önce mahkemeye sunuldu. Eğer Gürkan Bey incelemediyse bu onun ihmalidir.”

Hakime Hanım Şahin’e baktı. “Bu doğru mu? Bu belgeleri aldınız mı?” Şahin’in yüzü gerildi. “Bize büyük bir dosya geldi Hakim Hanım. Yeterli zamanımız olmadı.”

Bir dosyayı okumak için üç gün yeterli bir süredir. Gürkan Bey Rıfat’a döndü. “Rıfat Bey,” dedi, “bir konuda çok net olmak istiyorum. Boşanma davası sırasında mal kaçırmak dolandırıcılıktır. Bu bir suçtur. Bunu anlıyor musunuz?”

Rıfat ağzını açtı ama ses çıkmadı.

“Bu kürsüde geçirdiğim 30 yılda çok şey gördüm,” dedi Hakime Hanım. “Yalanlar, hileler, tezgahlar ama bu seviyede bir kibir. Bu özel bir şey. Eşinizin görünmez olduğunu sandınız. Dikkat etmediğini sandınız. Milyonlarca lirayı saklayabileceğinizi ve onun asla bilmeyeceğini sandınız.” Zarfı havaya kaldırdı. “Biliyordu. Her şeyi biliyordu. Ve şimdi ben de biliyorum.”

VIII. BÖLÜM: YENİ BİR BAŞLANGIÇ

Hakime Hanım gözlüklerini tekrar taktı ve kalemini aldı. “Sonuçlar hakkında konuşalım,” dedi. Sunulan delillere dayanarak Canan Hanım lehine karar veriyorum. Kıbrıs’taki gizli hesaplar, paravan şirketler üzerine alınan mülkler ve gizlenen diğer tüm varlıklar mal rejimine dahil edilecek ve buna göre paylaştırılacaktır. Ayrıca Rıfat Bey kasten bu mahkemeyi dolandırmaya ve eşine hakkı olan paydan mahrum bırakmaya çalıştığı için tüm mal varlığının %70’ini Canan Hanım’a veriyorum. Buna temelinden inşasına yardım ettiği Yılmaz inşaattaki hissesi de dahildir.

Ek olarak Rıfat Bey 10 yıl süreyle yoksulluk nafakası ödeyecek ve ayrıca Canan Hanım’ın bu süreçte yaptığı tüm yasal masrafları karşılayacaktır.

Ayrıca bu dosyayı olası suç duyuruları için yalancı şahitlik, dolandırıcılık ve vergi kaçırma iddialarıyla Cumhuriyet Savcılığına sevk ediyorum. Kendinize iyi bir ceza avukatı bulmak isteyebilirsiniz Rıfat Bey. İhtiyacınız olacak.

Rıfat’ın yüzü beyazdan griye dönmüştü. Hayatının gözleri önünde çöküşünü izleyen bir adam gibi görünüyordu. Hakime Hanım önündeki belgeyi imzaladı ve katibe uzattı.

Duruşma bitmiştir. Ayağa kalktı ve odayı terk etti. Herkes ayağa kalktı ama kimse hareket etmedi. Kimse konuşmadı. Davut Bey’e döndüm. Gülümsüyordu. “Tebrikler Canan Hanım,” dedi sessizce. “Başardınız.” Başımı salladım. Henüz konuşabileceğime güvenmiyordum.

IX. BÖLÜM: GERÇEK ZAFER

Adliyenin dışında güneş çok parlaktı. Merdivenlerde durdum ve gözlerimin alışmasına izin verdim. Rıfat’ın arkamda Şahinle tartıştığını duyabiliyordum. Buse’nin kimseye veda etmeden uzaklaşırken çıkardığı topuk seslerini duyabiliyordum. Sonra Rıfat yanımda belirdi.

“Canan.” Ona dönüp yüzüne baktım. Bir şekilde daha küçülmüş görünüyordu. Daha yaşlı. Pahalı takım elbisesi artık üzerine tam oturmuyordu.

“Bunu planladın,” dedi. Sesi titriyordu. “Beni tuzağa düşürdün. Bunca zaman beni tuzağa düşürüyordun.”

Ona baktım. Sevdiğim adama. Birlikte bir hayat kurduğum adama, bana yaşlı, bakımsız ve görünmez diyen adama.

“Seni tuzağa düşürmedim Rıfat. Sen beni görmezden gelirken ben sadece dikkat ediyordum. Benim bir mobilya olduğumu sandın. Bir hiç olduğumu sandın. Ama ben izliyordum. Hep izliyordum.”

“Temyize gideceğim,” dedi. “Bununla savaşacağım.”

“Deneyebilirsin ama kanıtlar ortada. Para sakladın. Yemin altındayken yalan söyledin. Dolandırıcılık yaptın. Hiçbir temyiz bunu değiştiremez.”

Çenesi kasıldı. “Sana her şeyi verdim. O ev, o hayat, bensiz bir hiç olurdun.”

Neredeyse gülecektim. Her şeyden sonra buna hala inanıyordu.

“Rıfat,” dedim, “sen bana hiçbir şey vermedin. O şirketi ben kurdum. Kızımızı ben büyüttüm. Sen övgüleri toplayıp golf oynarken her işi ben yürüttüm. Sen bana bir hayat vermedin. Ben kendime bir hayat kurdum ve şimdi bana ait olanı alıyorum.”

Bana baktı. Sanırım sonunda beni görüyordu. Yıllar sonra ilk kez gerçekten görüyordu.

“Pişman olacaksın,” dedi.

“Hayır,” dedim. “Olmayacağım.”

Arkamı döndüm ve adliye merdivenlerinden indim. Arkama bakmadım.

X. BÖLÜM: YENİ BİR HAYAT

Melis beni evde bekliyordu. Verandadaki basamaklarda oturmuş arabamı gözlüyordu. Park ettiğimde beni karşılamak için koştu.

“Ne oldu?” diye sordu. “Kazandık mı?”

Ona sarıldım. Onu sıkıca tuttum ve şampuanının kokusunu içime çektim ve hissetmeme izin verdim. Rahatlamayı, zaferi, bir şeyin bitişini ve başka bir şeyin başlangıcını.

“Kazandık tatlım,” dedim. “Kazandık.”

Geri çekildi ve bana baktı. Gözleri dolmuştu.

“Özür dilerim,” dedi. “Küpeleri sana daha önce söylemediğim için özür dilerim. Bir şey söylemediğim için özür dilerim.”

Yüzüne dokundum. “Söylemene gerek yoktu. Biliyordum. Anneler her zaman bilir.”

Bana tekrar sarıldı. Uzun bir süre orada garaj yolunda birbirimize sarılarak durduk.

6 ay sonra yeni bir iş kurdum. Bu sefer inşaat değil danışmanlık. Boşanma sürecinden geçen kadınlara yardım ediyorum. Haklarını, varlıklarını, değerlerini anlamalarına yardımcı oluyorum. Kocaları onlara öyle hissettirmeye çalışsa bile görünmez olmadıklarını görmelerine yardımcı oluyorum.

İlk müşterim Pınar adında bir kadındı. Ofisimde elleri titreyerek ve kısık bir sesle oturuyordu. Kocası ona onsuz bir hiç olduğunu söylemişti. Tek başına asla hayatta kalamayacağını söylemişti.

“Ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi. “Nereden başlayacağımı bilmiyorum.”

Ona gülümsedim. Bir fincan kahve koydum. “Sana bir hikaye anlatayım,” dedim.

Bazı insanlar hikayemin intikamla ilgili olduğunu sanıyor. Değil. Bu dikkat etmekle ilgili, değerini bilmekle ilgili, zamanı gelene kadar bekleyip sonra sana ait olanı almakla ilgili.

Rıfat kendini salmış yaşlı bir kadın görüyordu. Ben ise başından beri bir şeyler inşa eden bir kadın görüyordum.

Bazı sonlar sadece kılık değiştirmiş başlangıçlardır.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News