Çamurdan Kürsüye Rüşvetin Bedeli ve Bir Komutanın Yalnız Savaşı

Çamurdan Kürsüye Rüşvetin Bedeli ve Bir Komutanın Yalnız Savaşı

.
.

Çamurdan Kürsüye: Bir Komutanın Yalnız Savaşı

Temmuz ayının başıydı. Ankara’nın Polatlı ilçesindeki 5. Piyade Kolordusu Komutanlığı, günlerdir süren sağanak yağmurun etkisiyle alarm halindeydi. Drenaj kanalı taşma tehlikesiyle karşı karşıyaydı; arka tarafta çamur ve su birikintileri, askeri birliğin düzenini tehdit ediyordu. Öğleden sonra, karargahın arkasında yaklaşık on asker canla başla kürek sallıyor, suyun tahliyesi için çuvallara toprak dolduruyordu. Onların arasında eski bir yağmurluk giymiş, şapkasını derinlemesine indirmiş orta yaşlı bir kadın da vardı. Yüzü çamur içindeydi, ama askerlerle birlikte sessizce ter döküyordu.

Tam o sırada siyah bir makam aracı yaklaştı. Tümgeneral Murat Demir’in aracıydı. Şoför aceleyle şemsiye tuttu, Tümgeneral Demir jilet gibi ütülü üniformasıyla araçtan indi. Ayakkabısına çamur sıçramasın diye dikkat ederek yürüdü. “Hey istihkam tabur komutanı!” diye bağırdı. “Tahliye çalışması hala bitmedi mi? Yarın yeni kolordu komutanı geliyor. Karargahın hali ne böyle?”

İstihkam tabur komutanı apar topar selam verdi. “Emredersiniz, komutanım. Yağmur o kadar şiddetli ki toprak kayması sürekli devam ediyor.” Murat Demir bahaneleri dinlemedi. “Komutanımız gelmeden her şeyi mükemmel hale getirin. Yoksa askeri kariyeriniz mahvolur!” dedi.

Etrafına bakındı. Çamurlu eldivenleriyle çalışan kadını fark etti. Onu ya bir hizmetli ya da kantinde çalışan bir aşçı sandı. Askerlerin duyacağı şekilde parmağıyla onu işaret etti. “Hey sen oradaki teyze! Dur bir saniye çalışmayı!” Kadın toprak çuvalını bıraktı, belini doğrulttu. Şapkasının altından keskin bir bakış parladı. “Buyurun, emredin,” dedi alçak ve sakin bir sesle.

Murat Demir sinirlendi. Bir sivilin eğilip bükülmesi gerekirken kadın dik duruyordu. “Teyze, burası askeri birlik. Asker çağırınca fırlayıp gelmen lazım. Hava hem yağmurlu hem serin. Git bana sıcak bir hazır kahve yap. Bol şekerli olsun. Benim odamı biliyorsun değil mi? İkinci kattaki kurmay başkanlığı odası.”

Etraftaki askerler donup kaldılar. Kadının kim olduğunu tam olarak bilmeseler de sabahtan beri yanlarında çalışan bu kadından sıradan olmayan bir aura hissediyorlardı. Kadın öfkelenmedi. Çamurlu eldivenlerini çıkarırken sakince sordu: “Kahve mi? Benim yapacağım kahvenin ücreti oldukça pahalı olacaktır.” Murat Demir kıkırdayarak tekrar arabaya binmeye yelendi. Tam o sırada kadının ağzından buz gibi bir cümle döküldü: “Tümgeneral Murat Demir.”

Murat Demir’in hareketi durdu. Bir sivilin hem de rütbesiz birinin adıyla hitap etmesi… “Ne? Sen şimdi benim adımı mı söyledin? Delirdin mi?” Kadın şapkasını düzeltti, bekleyen eski bir cipin yanına yürüdü. Sürücü koltuğundaki adam aşağı indi, tam teçhizat selam verdi ve arka kapıyı açtı. Adamın askeri üniformasında albay rütbesi vardı.

Murat Demir anlık bir şok yaşadı. Bir albay neden o kadına kapı açıyor? Savunma Bakanlığı’ndan bir müfettiş mi? İçinden kötü bir his geçti ama çamurda kürek sallayan bir müfettiş olamazdı. Belki de yüksek rütbeli birinin eşiydi. “Uğursuzluk!” Murat Demir içindeki huzursuzlukla olay yerinden ayrıldı. Az önce hizmetçi muamelesi yaptığı o kadının yarın kendi ipini elinde tutacak bir kaplan olacağını bilmiyordu.

Ertesi gün sabah saat 10’da, Zafer Kolordusu’nun tören alanı gergin bir atmosferle doluydu. Dün sağanak yağmur vardı, bugün güneş kavuruyordu. Kürsüde kolordunun ana komutanları sıralanmıştı. Kurmay Başkanı Murat Demir en ön sırada kravatını düzelterek gergin bir şekilde saatine bakıyordu. Dünkü kadın kimdi acaba? Bütün gece dönüp durmaktan başı ağrıyordu. Yakında gelecek olan yeni kolordu komutanı hakkındaki bilgileri hatırlayarak kendini toparladı. Saha tecrübesi eksik bir masabaşı subayı olduğu söylentisiyle içten içe sevindi; yönetmek kolay olacaktı.

“Yeni kolordu komutanımız teşrif ediyorlar!” Anonsçunun sesiyle askeri bando çalmaya başladı. Tören aracından inen kişi kırmızı halıda yürüyerek kürsüye doğru ilerledi. Murat Demir yandan baktı ve nefesi kesildi. Kürsüye doğru yürüyen o kişi dün salaş bir yağmurluk giyip çamur içinde çalışan o kadındı. Ama bugün farklıydı: jilet gibi keskin bir üniforma, göğsünde sayısız madalya ve nişan, omuzlarında üç yıldız: Korgeneral Elif Sancar’dı.

Murat Demir’in yüzünden kan çekilmişti. Ayakta durmakta zorlanıyordu. Hizmetli, kahve, bahşiş… Kendi söylediği o küstah sözler kalbine saplanan hançerler gibiydi. Korgeneral Sancar kürsünün ortasında durdu, askerlerin selamını aldıktan sonra başını çevirip komutanları süzdü. Bakışları Murat Demir’e ulaştığında kısa bir an için belirgin bir şekilde durdu. Dudaklarında tuhaf bir tebessüm belirdi.

Mikrofonu eline aldı. “Bugün göreve başlama konuşmasını atlıyorum. Dün bu birliğe erkenden gelerek şahit olduklarımdan bahsetmek istiyorum.” Tören alanında sessizlik oluştu. “Dün sağanak yağmur altında askerler çökmekte olan drenaj kanalını durdurmak için mücadele ediyorlardı. Ancak olay yerine gelen bir yüksek rütbeli subay, askerleri teşvik etmek yerine ayakkabısına çamur sıçradığından şikayet ediyordu. Hatta çalışan birine kahve servisi yaptırıp bahşiş vereceğini söyleyerek alay etti. Bu, rütbesini dokunulmazlık zanneden tipik bir askeri yolsuzluk zihniyetiydi.”

Murat Demir’in omuzları seyirdi. Korgeneral Sancar kısa bir an durdu, arkasını dönerek Murat Demir’e baktı. “Kurmay Başkanı Murat Demir, dün sipariş ettiğiniz kahve hala gelmedi mi?” Mikrofon aracılığıyla yankılanan bu soru karşısında askerler gülmemek için dudaklarını ısırdı. Mükemmel bir halk önünde küçük düşürmeydi.

Elif Sancar devam etti: “Karşındaki Kolordu komutanı olmasaydı, sadece bir işçi olsaydı ona bu şekilde emir vermeye hakkın var mıydı? Üniforma giymiş birinin halkı hizmetçi gibi görmesi ordunun disiplinini yıkan asıl düşmandır. O çürümüş zihniyetini ben bu birlikte olduğum sürece kesinlikle düzelteceğim.”

Ardından, drenaj kanalındaki usulsüzlüklerden başlayarak askeri kantin tedarikine kadar geniş çaplı görev teftişi emretti. Bir disiplin cezası değil, Murat Demir’e ve kurduğu yolsuzluk karteline karşı bir savaş ilanıydı.

O gece Kolordu ana binasında ışıklar sönmedi. Kontrol birimi görevlileri Murat Demir’in makam odasına ve ilgili birimlere baskın yaparak belgeleri topladılar. Murat Demir odasındaki kanepede oturup aslarının belge kutularını dışarı çıkardığını izlemek zorunda kaldı. Ancak boş ifadenin altında beyni çılgınca dönüyordu. “Buna izin veremem. Bir inşaat işi yüzünden üniformamı çıkaramam. Kuyruğu kesmeliyim.”

Ertesi sabah Korgeneral Sancar gece boyunca gelen raporları inceliyordu. Drenaj kanalı inşaatı tam bir fiyaskoydu. Kritik bağlantı kopmuştu. Paranın aktığı inşaat şirketinin sahibi kaçmış, işi yürüten istihkam tabur komutanı ise ağzını açmıyordu. Murat Demir içeri girdi, elinde kalın bir belge zarfı vardı. “Komutanım, size söylemek istediğim bir şey var ve itiraf etmem gereken bir şey…” Zarfın içinde istihkam tabur komutanının el yazısıyla yazılmış bir ifade vardı. “Bu drenaj kanalı yolsuzluğu tamamen tabur komutanının inşaat şirketiyle işbirliği yaparak tek başına işlediği bir suçtur.”

Elif Sancar ifadeyi masanın üzerine fırlattı. “Hızlısın. Bir gecede suçluyu yakaladın.” Murat Demir içten içe zaferle gülümsedi. “Ne kadar uğraşırsan uğraş, kağıt üzerinde kanıt olmadan bana dokunamazsın.” Ancak Elif Sancar yerinden kalktı, pencereye yürüdü. “Kurmay Başkanı, satranç oynar mısınız? Acemilerin en çok yaptığı hata, hemen önlerindeki taşı kurtarmak için piyon kullanmalarıdır. Sonunda büyük taşları kaybederler.”

Elinde başka bir belge vardı. Vergi dairesinden kaçan inşaat firması sahibinin paravan hesaplarını kontrol ettirmişti. Her ayın 25’inde Yarbay Burak’ın para aldığı tarihle aynı gün o paranın yarısı başka bir hesaba aktarılmış. JD Danışmanlık şirketi… Yönetim kurulu başkanı Murat Demir’in kayın biraderi. Kuyruk kesme başarısız olmuştu. “Seçin. Ya Yarbay Burak ile ele tutuşup savcılığa gideceksiniz ya da üniformanızı çıkarıp sessizce ayrılacaksınız.”

Murat Demir yere yığıldı. Kusursuz sandığı savunma kalkanı paramparça olmuştu. Bir gün verildi ona. “Yarın sabah istifa mektubunuz ve zimmete geçirilen parayı iade planınızla gelin. Yoksa hemen jandarma harekete geçecek.” Ama Murat Demir henüz pes etmemişti. Kolordu içindeki gizli ağı harekete geçirerek komutanın yetkisini sıfırlayacak son karşı saldırıyı planladı.

Ertesi sabah, Genelkurmay Başkanlığı tarafından aniden muharebe hazırlık denetimi tatbikatı ilan edildi. Kolordu komutanlığı derhal yeraltındaki harekat merkezine inip operasyonu yönetmeliydi. Ancak kurmaylar bilgileri kasten engelliyordu. Sığınağın arkasında Genelkurmaydan gelen denetleme ekibi ceza puanlarını not ediyordu. Eğer tatbikat böyle biterse Elif Sancar beceriksiz bir komutan olarak damgalanacak, Murat Demir ise kamuoyu oluşturacaktı.

Ama Elif Sancar paniklemedi. “Çalışmıyor” denilen monitörün frekansını taktik kanala çevirdi. En alttaki taburdan rapor aldı. İletişim gayet iyi çalışıyordu. “Bu makine arızası mı yoksa insan arızası mı?” Kurmaylar tatbikattan men edildi. Yedek kurmaylar göreve çağrıldı. Sistem bir dakikada onarıldı, operasyon haritası açıldı. Murat Demir’in ağı bir anda çöktü.

Elif Sancar, Murat Demir’in tanıtım kartını söktü. “Sen de çık dışarı. Sığınağımın havası kirlendi.” Komutanın elindeki tek koz siyasetti. Ertesi gün medya savaşı başladı. Kadın komutanın histerisi, kurmayların görevden topluca alınması, askeri insan hakları şikayetleri… Ama Elif Sancar kamuoyu savaşına gerçeklerle karşılık verdi. Gizli belgeleri bir araştırmacı gazeteciye iletti. Bir gece içinde askeri hastanede yatmakta olan Murat Demir’in adı, milletvekili Kemal Öztürk’ün şirketiyle birlikte ülke çapında skandala dönüştü.

Kamuoyu bir gecede değişti. Elif Sancar’a “histerik komutan” diyenler gerçek asker Sancar övgüsüne geçti. Yolsuzluklar açığa çıktı, savunma bakanlığı soruşturma başlattı. Kemal Öztürk tutuklandı, Murat Demir mahkemeye sevk edildi. Drone projesi iptal edildi.

Ama zaferin bedeli ağırdı. Elif Sancar’a yardım eden kurmaylar başka birliklere sürüldü. Komutanın kendisi de kurumun yükü olarak görülmeye başladı. “Yalnızca öne çıkan taş törpülenir,” demişti Kara Kuvvetleri Komutanı. Elif Sancar ise geri çekilmeyi reddetti. “Zarar göreyim. Kendi kariyerimi feda etmekten mi korkacağım?”

Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda yapılan personel kurulu toplantısında, Elif Sancar aslarının suçlanmasına izin vermedi. Elindeki kayıtlarla masadaki hakemleri tehdit etti. “Ya bu olayı sessizce kapatacaksınız, ya da bu listeyi alıp Cumhurbaşkanlığına gideceğim.”

Birkaç ay sonra, Kara Kuvvetleri Komutanı ani sağlık sorunları nedeniyle istifa etti. Tüm atamalar iptal edildi, kolordu huzura kavuştu. Elif Sancar’ın terfi alması zor görünüyordu. Ama ordu değişiyordu. Askerler ona “anne Elif” diyordu. Sadece bir komutan değil, bir vicdan olmuştu.

Bahar güneşi tören alanında parlıyordu. Elif Sancar omuzlarındaki üç yıldızla askerlerle birlikte kantinde yemek yedi. Hayatının ne kadar kaldığını bilmiyordu; ama doğru olanı yaptığını biliyordu. Zafer kolordusunun baharı her zamankinden daha sıcaktı. Ve bir komutanın yalnız savaşı, çamurdan kürsüye uzanan bir onur hikayesine dönüşmüştü.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News