CIA Türk Mühendisi 3 Yıl İzledi — Ama Adam Zaten Onları İzliyordu

CIA Türk Mühendisi 3 Yıl İzledi — Ama Adam Zaten Onları İzliyordu

.
.

GÖLGELERİN ARDINDA: KERİM YILMAZ DOSYASI

1. Bölüm: Sessiz Başlangıç

2019 yılının Ocak ayı, Washington DC. Georgetown Üniversitesi’nin arka bahçesine bakan bir kafede, iki adam karşılıklı oturuyordu. Masada iki Amerikan kahvesi, soluk bir sabah ışığı ve sessiz bir gerilim. Biri, 50’li yaşlarında, gri saçlı, lacivert paltosuyla tipik bir akademisyen görünümünde; diğeri ise 30’larının ortasında, kısa kesilmiş siyah saçları ve dikkatli bakışlarıyla mühendis kimliğini belli ediyordu.

Genç adam, Kerim Yılmaz’dı. Türkiye’nin en büyük savunma sanayi şirketlerinden ASELSAN’da radar teknolojileri üzerine çalışan bir mühendisti. Masanın üzerinde duran kartvizitte Dr. Richard Holloway’in adı yazıyordu. Holloway, Georgetown Üniversitesi Havacılık Mühendisliği bölümünde profesördü ama Kerim, onun gerçek kimliğinden şüpheleniyordu.

“Türkiye’deki çalışmalarınızı takip ediyorum, Kerim Bey. ASELSAN’daki projeniz oldukça etkileyici,” dedi Holloway. Kerim, sessizce kahvesini karıştırdı. O anda ikisi de bilmiyordu ki bu buluşma, üç kıtada ses getirecek bir istihbarat operasyonunun ilk sahnesiydi. Kafenin karşısındaki binanın ikinci katında bir kamera objektifi buluşmayı kaydediyordu. Fakat kamerayı tutan eller Amerikan değildi; Kerim’in kendi ekibinden biriydi.

Kerim’in çocukluğu, Ankara’da askeri lojmanlarda geçmişti. Babası Hava Kuvvetleri’nde elektronik teknisyendi, annesi Hacettepe Üniversitesi’nde kimya öğretim üyesiydi. Sabahları 5’te kalkan, üniformasını ütüleyen, ayakkabılarını parlatan bir babanın oğlu olarak disiplin onun için bir yaşam biçimiydi. Lise yıllarında matematiğe olan yeteneğiyle dikkat çekti, olimpiyatlara hazırlandı, Türkiye birincisi oldu. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünü tam burslu kazandı.

Üniversite yıllarında sessiz, çalışkan, sosyal ortamlardan uzak bir öğrenci olarak tanındı. Arkadaşları ona “görünmez adam” derdi. Gözlemlemeyi, analiz etmeyi, arka planda kalmayı tercih ediyordu. Bu özellikler onu hem akademik başarıya taşıdı hem de yıllar sonra bambaşka bir kariyere hazırladı.

2. Bölüm: Amerika’da Gözlem

2009 yılında yüksek lisans için Amerika’ya gönderildi. Georgia Teknoloji Enstitüsü’nde radar sinyal işleme üzerine uzmanlaştı. Amerikan akademik sistemini, istihbarat servislerinin akademik dünyayla nasıl iç içe geçtiğini gözlemledi. Konferanslarda tanıştığı bazı profesörlerin soruları teknik merakın ötesine geçiyordu. Kim için çalıştığını, hangi projelerde yer aldığını, Türkiye’nin savunma sanayindeki gelişmeleri öğrenmek isteyen bu insanlar akademisyen kisvesi altında bilgi topluyorlardı.

Kerim, isimleri hafızasına kazıdı ama hiçbir şey söylemedi. Sadece gözlemledi. 2011 yılında Türkiye’ye döndü ve ASELSAN’daki görevine geri atandı. Artık kıdemli mühendisti. Radar kaçınma teknolojileri üzerine çalışan kritik bir ekibin parçası oldu. Türkiye’nin Milli Muharip Uçak projesinin temellerinin atıldığı dönemdi. ASELSAN, TUSAŞ ve ROKETSAN koordineli çalışıyor, Türkiye tarihinin en büyük savunma sanayi atılımını gerçekleştirmeye hazırlanıyordu.

Kerim, bu projenin merkezindeki isimlerden biri haline geldi. Görünmez adam, artık görünmez bir projenin kalbinde çalışıyordu.

3. Bölüm: Teşkilatla İlk Temas

2015 yılının Eylül ayında Ankara’daki bir güvenlik brifinginde Kerim ilk kez teşkilat yetkilileriyle tanıştı. Toplantı rutin görünüyordu; savunma sanayi çalışanlarına yönelik güvenlik protokollerinin güncellenmesi. Ama brifingin ardından Kerim’e özel bir görüşme teklif edildi. Küçük, penceresiz bir odada karşısına iki kişi oturdu. Birinin adı hiçbir zaman söylenmedi. Diğeri kendini koordinatör olarak tanıttı.

“Kerim Bey, Amerika’daki yıllarınızda bazı temas girişimleri olduğunu biliyoruz. Georgia’daki konferanslarda, Atlanta’daki akademik çevrelerde bu temasları neden raporlamadınız?” diye sordu koordinatör. Kerim sakince cevapladı: “Raporladım. Döndüğümde ASELSAN güvenlik birimine yazılı bilgi verdim. Dosyada olması gerekiyor.”

Koordinatör hafifçe gülümsedi. “Evet, dosyada. Ama biz o dosyayı değil, sizin gözlemlerinizi merak ediyoruz. Yazılı raporlar değil, izlenimlerinizi.”

O görüşme, Kerim Yılmaz’ın hayatının dönüm noktasıydı. Teşkilat onu izliyordu ama düşman olarak değil, potansiyel bir varlık olarak. Amerika’daki gözlemleri, sessiz analiz yeteneği, dikkat çekmeyen profili onu ideal bir kontra-istihbarat unsuru yapıyordu.

Kerim’e bir teklif sunuldu. ASELSAN’daki görevine devam edecek ama aynı zamanda teşkilatın pasif gözlemci ağının parçası olacaktı. Görevi, yabancı istihbarat servislerinin kendisiyle temas kurma girişimlerini raporlamak, bu temasları yönlendirmek ve gerektiğinde kontrollü bilgi akışı sağlamak. Kerim kabul etti. O günden sonra mühendis Kerim Yılmaz’ın yanı sıra başka bir Kerim daha var oldu: Görünmeyen, dosyalarda izi olmayan, sadece belirli kişilerin bildiği bir gölge.

4. Bölüm: Av Başlıyor

2017 yılının Mart ayında Kerim, uluslararası bir havacılık fuarı için Birleşik Arap Emirlikleri’ne gitti. Dubai’deki fuar, savunma sanayi şirketlerinin buluştuğu, iş bağlantılarının kurulduğu ama aynı zamanda istihbarat servislerinin aktif olarak faaliyet gösterdiği bir ortamdı.

Kerim’in görevi ASELSAN’ın yeni radar sistemlerini tanıtmaktı. Ama teşkilattan aldığı talimat farklıydı: Dikkat çekmek, kendini hedef haline getirmek, Amerikan istihbaratının radarına girmek. Fuarın üçüncü gününde, gece saat 21’de otel lobisinde bir adam Kerim’e yaklaştı. Kendini savunma sanayi danışmanı olarak tanıttı. Adı Michael Torres’ti. Türkiye’nin havacılık projelerini yakından takip ettiğini, ASELSAN’ın radar teknolojilerini etkileyici bulduğunu belirtti.

Kerim, kibar ama mesafeli davrandı. Torres ısrar etmedi. Sadece bir kartvizit bıraktı ve “Belki bir gün Washington’da görüşürüz,” dedi. Kerim, o kartvizitin fotoğrafını aynı gece Ankara’ya iletti. Teşkilat analizi 24 saat içinde tamamladı. Michael Torres gerçek bir isim değildi. Kartvizitteki şirket, beş yıl önce kurulmuş bir paravan yapıydı ve Torres’in otele giriş saatiyle kullandığı pasaport, Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın Ortadoğu operasyonlarında daha önce tespit edilmiş bir kimlikle eşleşiyordu.

Av başlamıştı ama avcı ve av rolleri henüz netleşmemişti.

5. Bölüm: Temaslar ve Tuzaklar

2018 yılı boyunca Kerim, üç farklı ülkede dört farklı konferansta Torres’le veya onun ekibinden biriyle karşılaştı. Londra’da bir savunma teknolojileri seminerinde, Berlin’de bir havacılık fuarında, Singapur’da bir siber güvenlik zirvesinde. Her seferinde temas daha sıcak, teklifler daha somut hale geldi. Torres artık işbirliğinden bahsediyordu. Türkiye’nin teknolojik gelişimini destekleyecek özel fonlardan, Kerim’in kariyerini uluslararası platforma taşıyacak fırsatlardan söz ediyordu.

Kerim, her seferinde ilgili görünüp mesafeli kaldı. Ne reddetti, ne kabul etti. Kapıyı açık bıraktı. Teşkilat bu süreci milimetre hassasiyetiyle yönetiyordu. Kerim’e verilen talimatlar kristal netliğindeydi: Yemi yutmuş gibi görün ama oltayı sen kontrol et. Her temas raporlandı, her konuşma kaydedildi, her teklif analiz edildi.

Amerikan istihbaratının Kerim üzerinden neye ulaşmaya çalıştığı giderek netleşiyordu: Türkiye’nin Milli Muharip Uçak projesinin radar teknolojileri, özellikle radar kesit alanını minimize eden yüzey kaplamaları ve elektronik karşı tedbir sistemleri. Bu bilgiler projenin kalbiydi ve Amerikan istihbaratı bu kalbe ulaşmak için Kerim’i kapı olarak kullanmak istiyordu.

6. Bölüm: Washington Operasyonu

Washington buluşması bu sürecin doruk noktasıydı. Torres, Kerim’i Georgetown’a davet etmişti. Akademik bir ortamda rahat bir görüşme olarak sunulmuştu teklif. Kerim kabul etti ama Washington’a yalnız gitmedi. Teşkilat ekibi ondan 48 saat önce şehirdeydi. Güvenli ev kuruldu, iletişim hatları test edildi, gözetim noktaları belirlendi. Kafenin karşısındaki binada bir ekip konuşlandı. Holloway’in Georgetown’daki ofisi, evi ve telefonu haftalardır izleme altındaydı.

Teşkilat, Amerikan istihbaratının bilmediği bir şeyi çoktan keşfetmişti: Holloway sadece bir akademisyen değildi. Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın teknoloji transferi operasyonlarında 20 yılı aşkın süredir kullandığı bir varlıktı. Görevi, yetenekli yabancı mühendisleri tespit etmek, onları akademik işbirliği kisvesi altında Amerika’ya çekmek ve istihbarat servislerine teslim etmekti.

Kafedeki buluşma tam 47 dakika sürdü. Holloway teklifini netleştirdi: Georgetown’da misafir araştırmacı pozisyonu, ASELSAN’dan izinli olarak iki yıllık bir program, maaş ve araştırma fonu dahil. Kerim sorular sordu, detayları öğrendi, ilgili göründü ama düşünmek için zaman istedi.

7. Bölüm: Kritik Karar

Washington’dan dönüşünden iki hafta sonra Ankara’da gizli bir toplantı yapıldı. Teşkilatın üst düzey yetkilileri, Genelkurmay istihbarat temsilcileri ve Savunma Sanayi Başkanlığı’ndan uzmanlar bir araya geldi. Masadaki dosya kalındı: Üç yıllık temas kayıtları, analiz raporları, Amerikan istihbaratının Türk savunma sanayine yönelik operasyonlarının haritası.

Kerim bir sonraki odada bekliyordu. Saat 14.30’da içeri çağrıldı. Koordinatör bu sefer farklı konuştu: “Kerim Bey, şimdiye kadar mükemmel bir iş çıkardınız ama şimdi kritik bir aşamadayız. Size iki seçenek sunuyoruz. Birincisi, Torres ve Holloway’i reddedersiniz. Washington operasyonu burada biter. Siz ASELSAN’daki görevinize dönersiniz. Hayatınız normale döner. İkincisi, teklifi kabul edersiniz. Georgetown’a gidersiniz ama bizim kontrolümüz altında. Onlara vermek istediğimiz bilgileri verirsiniz. Gerçek verileri değil. Ve bu süreçte onların ağı, yöntemlerini, diğer varlıklarını öğrenirsiniz.”

Kerim uzun süre sessiz kaldı. Sonra sordu, “Eğer yakalanırsam?” Koordinatör doğrudan baktı: “O zaman sizi çıkarırız. Her koşulda.” Kerim başını salladı. “Kabul ediyorum.”

8. Bölüm: Georgetown’da Casusluk

2019 yılının Haziran ayında Kerim Yılmaz, Georgetown Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak göreve başladı. ASELSAN’dan iki yıllık izin almıştı. Resmi kayıtlara göre akademik kariyer gelişimi için; gerçekte ise Türkiye tarihinin en riskli kontra-istihbarat operasyonlarından birinin saha ajanı olmuştu.

Washington’daki ilk aylar sessiz geçti. Kerim kampüse alıştı, laboratuvara yerleşti, diğer araştırmacılarla tanıştı. Holloway düzenli olarak görüşmeye geliyordu. Arkadaşça sohbetler, akademik tavsiyeler, ara sıra eski meslektaşlarla tanıştırmalar. Bu meslektaşlar her zaman aynı profildeydi: Orta yaşlı, iyi giyimli, çok soru soran ama kendileri hakkında az konuşan insanlar. Kerim hepsinin ismini, yüzünü, konuşma tarzını Ankara’ya raporladı.

Eylül ayında ilk ciddi talep geldi. Holloway, Kerim’i özel bir toplantıya davet etti. Kampüs dışında, Virginia’da bir evde. Orada tanıştığı adam kendini Bob olarak tanıttı. Bob doğrudan konuya girdi: “Kerim, Türkiye’nin milli uçak projesi hakkında konuşmak istiyoruz. Senin bu projede önemli bir rolün olduğunu biliyoruz. Bize yardım edebilirsin.”

Kerim temkinli davrandı. “Ne tür bir yardım?” Bob bir dosya çıkardı: Radar absorban malzemeler. “Biliyoruz ki ASELSAN bu alanda çığır açan çalışmalar yapıyor. Teknik detaylar ilgimizi çekiyor.”

Kerim düşünür gibi yaptı: “Bu bilgiler gizli. Paylaşırsam büyük risk alırım.” Bob gülümsedi: “Risklerin karşılığını alırsın. Hem maddi hem kariyer olarak. Amerika’da kalıcı bir pozisyon, yeni bir hayat.”

Kerim bir hafta süre istedi. O hafta boyunca teşkilatla yoğun şifreli yazışmalar yaptı. Ankara’nın cevabı netti: Ver ama bizim hazırladığımızı ver. Teşkilat mühendisleri iki gün boyunca sahte ama inandırıcı teknik dokümanlar hazırladı. Gerçek verilerden sapma oranı %15 ile %20 arasındaydı. Yeterince doğru görünmek için ama uygulamada işe yaramayacak kadar hatalı.

9. Bölüm: Tuzak ve Çıkış Stratejisi

Kerim Ekim ayının ilk haftasında Bob’la tekrar buluştu. Dosyayı teslim etti. Bob memnundu. “Harika iş. Bu bizim için çok değerli.” Bir zarf uzattı; içinde 50.000 dolar vardı. Kerim zarfı aldı, eve döndüğünde paranın fotoğrafını çekti ve Ankara’ya gönderdi. Para teşkilat tarafından saklanacak, operasyon bittiğinde delil olarak kullanılacaktı.

Ama operasyon henüz bitmemişti. Aslına bakılırsa asıl aşama yeni başlıyordu.

2020 yılının başlarında Kerim, Amerikan istihbarat ağının iç yapısı hakkında kritik bilgiler toplamaya başladı. Bob’un gerçek kimliğini öğrendi: 18 yıllık bir Merkezi İstihbarat Teşkilatı operasyon subayı, Ortadoğu ve Türkiye Masası sorumlusu. Holloway’in ağındaki diğer akademisyenleri tespit etti. En az altı farklı üniversitede benzer görevler üstlenen paravan profesörler ve en önemlisi Amerikan istihbaratının Türkiye’deki diğer hedeflerini öğrendi.

Bob bir gün dikkatsiz bir anında “Senin gibi başkaları da var,” demişti. “ASELSAN’da, ROKETSAN’da, Türk Havacılık ve Uzay Sanayi’nde. Ama sen en değerlisin.” Bu cümle Kerim için altın değerindeydi. Ankara bu bilgiyi aldığında Türk savunma sanayinde kapsamlı bir güvenlik taraması başlatıldı.

10. Bölüm: Dijital Savaş ve Kriz

2020 yılının Mart ayında dünya Covid-19 pandemisi ile sarsıldı. Georgetown kampüsü kapandı. Kerim Arlington’daki dairesinde uzaktan çalışmaya başladı. Bu izolasyon dönemi beklenmedik fırsatlar yarattı. Bob ve ekibiyle iletişim dijital platformlara taşındı. Şifreli mesajlaşmalar, video konferanslar, güvenli dosya transferleri. Teşkilat bu dijital izleri titizlikle kaydetti. Amerikan istihbaratının kullandığı şifreleme protokolleri, iletişim altyapısı, operasyonel güvenlik prosedürleri hepsi belgelendi.

Haziran ayında Kerim ilk defa şüphe altına girdi. Rutin bir güvenlik kontrolünde Georgetown’daki bilgisayarına Amerikan istihbaratı tarafından casus yazılım yüklendiğini fark etti. Bu beklenmedik bir gelişme değildi; aksine teşkilat tarafından öngörülmüştü.

Kerim’e verilen talimat açıktı: Yazılımı fark etmemiş gibi davran ama dikkatli ol. Artık her tuşa basış izleniyordu. Ankara ile iletişim tamamen alternatif kanallara kaydırıldı. Fiziksel buluşmalar, yazılı notlar, yüz yüze görüşmeler, eski usul casusluk yöntemleri dijital gözetimin körlüğünü kullandı.

Ağustos ayında kriz patlak verdi. Bob, Kerim’le acil bir görüşme talep etti. Buluşma Maryland’de tanınmayan bir adreste gerçekleşti. Bob’un yanında iki kişi daha vardı. Yüzleri sertti. Konuşma kısa sürdü.

“Verdiğin radar malzeme verileri işe yaramadı. Uzmanlarımız test etti. Formülasyonlar hatalı.”

Kerim sakince cevapladı: “Bu mümkün değil. Ben orijinal dokümanlardan kopyaladım.”

Bob başını iki yana salladı: “Hayır, ya sen hata yaptın ya da bizi kandırmaya çalışıyorsun.”

Bu an operasyonun en tehlikeli noktasıydı. Kerim yıllarca hazırlandığı senaryoyu uyguladı. Şaşkın göründü, endişeli davrandı, savunmaya geçti. “Ben size her şeyi verdim. Belki sizin uzmanlarınız yanlış yorumladı ya da veriler güncellendi. Ben eski versiyonu almış olabilirim.”

Sessizlik. Sonra Bob konuştu: “Bunu düzeltin. Yeni veriler istiyoruz. Güncel olanlar.”

Kerim kabul etti. Ankara’ya dönen şifreli mesaj kısa ama acildi: Şüpheleniyorlar. İkinci paket istiyorlar. Çıkış stratejisi hazırlanmalı.

11. Bölüm: Son Paket ve Dönüş Planı

Ekim ayına kadar Kerim ikinci bir sahte doküman paketi hazırladı. Bu kez veriler daha sofistike, hatalar daha gizliydi. Sadece gerçek üretim aşamasında ortaya çıkacak türde sapmalar. Bob paketi aldığında memnun görünüyordu. “Bu daha iyi ama seni uyarayım Kerim. Artık hata yapma lüksün yok.” Tehdit açıktı.

2021 yılının ilk aylarında Kerim’in çıkış planı devreye girdi. Resmi gerekçe hazırdı: Annesinin sağlık sorunu. Acil olarak Türkiye’ye dönmesi gerekiyordu. Georgetown’dan izin aldı, uçak bileti ayarlandı. Bob, son bir görüşme istedi. “Vedalaşmak için,” dedi. Ama Kerim biliyordu ki bu veda değil, son bir testti.

Buluşma Washington’daki bir parkta gerçekleşti. Bob yalnız geldi. Konuşma beklenenden kısa sürdü.

“Kerim, Türkiye’ye dönsen bile bağlantımız kopmayacak. Döndüğünde seninle iletişime geçeceğiz. ASELSAN’daki pozisyonuna geri döneceksin ve bize yardım etmeye devam edeceksin.”

Kerim başını salladı. “Anlıyorum.” Bob bir kağıt uzattı. “Bu numarayı ezberle. Türkiye’deyken kullan. Güvenli hat.” Kerim kağıdı aldı, ezberledi, sonra yuttu. Bob hafifçe güldü. “Profesyonelce.”

Kerim cevap vermedi. Sadece döndü ve yürüdü. 22 Mart 2021. Turkish Airlines’ın Washington-İstanbul seferi saat 19:15’te havalandı. Kerim Yılmaz pencere kenarında oturuyordu. Uçak Atlantik’in üzerine çıktığında gözlerini kapattı. Üç yıl boyunca sürdürdüğü maskenin ağırlığı omuzlarından düşüyordu.

12. Bölüm: Temizlik Operasyonu

İstanbul Havalimanı’na iniş sabah saat 11:00’de gerçekleşti. Pasaport kontrolünde hiçbir sorun yaşanmadı. Ama çıkışta onu bekleyen araç bir taksi değildi; siyah camlı bir minibüs. İçinde teşkilat yetkilileri. Kerim bindi, kapılar kapandı, araç hareket etti.

Sonraki 48 saat boyunca Kerim kapsamlı bir briefing verdi. Üç yılın tüm detayları: isimler, yüzler, yöntemler, ağlar. Toplanan bilgiler yüzlerce sayfalık raporlara dönüştürüldü. Amerikan istihbaratının Türkiye’deki operasyonel yapısı hiç olmadığı kadar net bir şekilde haritalandı.

Teşkilat, Kerim’in getirdiği bilgileri kullanarak sessiz bir temizlik operasyonu başlattı. Amerikan istihbaratının Türk savunma sanayindeki diğer varlıkları tek tek tespit edildi. Hiçbiri gürültülü bir şekilde yakalanmadı. Bazıları emekliye ayrıldı, bazıları farklı birimlere transfer edildi, bazıları yurtdışı görevlere gönderilip bir daha geri çağrılmadı. Kimse neden olduğunu bilmedi. Sadece kaybolmalar, yer değiştirmeler, sessiz sonlar.

Washington’da ise Bob ve ekibi için işler farklı gelişti. 2021 yılının Mayıs ayında Merkezi İstihbarat Teşkilatı Türkiye Masası büyük bir reorganizasyona uğradı. Resmi gerekçe rutin yapılanmaydı; gerçekte Kerim operasyonunun başarısızlığı üst kademelere ulaşmıştı. Bob emekliliğe zorlandı. Holloway Georgetown’daki pozisyonunu kaybetti. Akademik paravan ağ sessizce tasfiye edildi.

13. Bölüm: Gölgedeki Adam

Kerim Yılmaz bugünlerde resmi kayıtlarda ASELSAN’da kıdemli mühendis olarak görünüyor. Ama bu kayıtların ne kadarı gerçek, ne kadarı yeni bir efsanenin parçası, bunu sadece belirli insanlar biliyor. Kerim konuşmuyor. Hiç konuşmadı. Görünmez adam olmaya devam ediyor.

Bu hikaye, istihbarat dünyasının en temel derslerinden birini hatırlatıyor: Bazen av olduğunu sanan aslında avdır. Bazen izlediğini düşünen izlenmektedir. Ve bazen en tehlikeli düşman karşındaki değil, güvendiğin kişinin arkasındaki gölgedir.

Amerikan istihbaratı Kerim’i üç yıl izledi ama Kerim onları daha uzun süredir izliyordu. Ve sonunda avcılar avlanmış oldu. Sessizce, izlenmeden. Türk istihbaratının en kadim geleneğiyle: Sabır, disiplin ve mutlak gizlilik.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News