Diz Çöken Asker – Onu Zayıf Sandılar – Tek Dokunuşla Orduları Titretti

Diz Çöken Asker – Onu Zayıf Sandılar – Tek Dokunuşla Orduları Titretti

.
.

DİZ ÇÖKEN ASKER — ZAYIF SANDILAR, TEK DOKUNUŞLA ORDULARI TİTRETTİ

Ramstein NATO Üssü’nün projektörlerle aydınlatılan tören alanında, yüzbaşı Alparslan Demir yabancı askerlerle çevrili bir halde diz çökmeye zorlanıyordu. Beton zeminde yankılanan bot sesleri, alaycı kahkahalarla birleşip onun iradesini kırmaya çalışıyordu. Zafer sarhoşluğuyla kendilerinden geçenler, Alparslan’ı mağlup ettiklerini sanıyorlardı.

Ama tam o anda, Alparslan başını kaldırdı. Gözlerindeki buz gibi bakış havayı yarıp geçecek kadar keskindi. Bir anda yerinden fırladı, kendisine baskı yapan dev Amerikalı temmeni yıldırım hızıyla yere serdi. Tribünlerdeki kahkahalar boğazlarda düğümlendi. Diz çökmeye zorlanan bu adam, bir anda ayağa kalkıp koskoca bir alayı dehşete düşürmüştü. Şimdi baş eğmesi gereken kim olacaktı?

SESSİZLİKTE SAKLANAN GÜÇ

Konferans salonunda, taktiksel haritaya bakan subaylar gerginlikte kasılmıştı. Alparslan en köşede, sırtı duvara yaslanmış halde oturuyordu. Sağ eli memleketinden getirdiği porselen çay fincanını usulca çeviriyordu. Amerikan ordusundan Albay Petterson, haritadaki stratejik noktaları işaret ediyordu. Ana taarruz kollarını Amerika, İngiltere ve Fransa üstlenecek, diğer birimler ise lojistik destek sağlayacaktı. Gözleri Alparslan’ın üzerinden kayıp geçti.

Diz Çöken Asker - Onu Zayıf Sandılar - Tek Dokunuşla Orduları Titretti -  YouTube

Genç Amerikalı Temmen Bradford, yüksek sesle İngiliz meslektaşına fısıldadı: “Bu adamları neden çağırdılar aklım almıyor. 21. yüzyıldayız. Süngü takıp koştuğumuz devirler geride kaldı.” Kıkırdamalar yükseldi. Alparslan ise sessizdi, gözleri çay fincanında.

Ustasının sözleri aklındaydı: “En güçlü olan, en çok konuşan değil, ne zaman susması gerektiğini bilendir.”

YILLARIN YÜKÜ VE İHANETİN İZLERİ

Toplantı bitince Bradford kasten Alparslan’ın yanından geçerken omzuyla ona çarptı. “Affedersiniz, orada olduğunuzu fark etmedim. Belki daha görünür bir yere oturmalısınız.” Alparslan başını kaldırdı, gözleri Bradford’un gözlerine kilitlendi. Bradford istemsizce yarım adım geri çekildi.

Alparslan odasına döndü, eski valizinden yıpranmış bir not defteri çıkardı. Sayfalarında 20 yılın acısı, ihanetin izleri vardı. Bir zamanlar efsanevi bordo bereli taburunun lideriydi. Ama bir ihanetle her şey değişmişti. O gece, üç silah arkadaşının cansız bedeninin başında diz çökmüştü. O günden sonra susmuş, sabırla beklemişti.

KİBİR VE TEKNOLOJİ

Akşamki resepsiyonda subaylar zaferlerini ve yeni teknolojileri anlatıyordu. Alparslan, duvara yaslanmış halde, portakal suyunu yudumlarken her hareketi gözlemliyordu. Bradford alkolün etkisiyle Alparslan’a sataştı, ceketine şarap döktü. “Affedersiniz, ne kadar sakarım!” Alparslan ise sadece, “Bazı lekeler var ki asla çıkmaz,” dedi.

Petterson uzaktan izliyordu. Bir zamanlar Alparslan’ın liderliğindeki birliğe danışmanlık yapmıştı. O geceyi hatırlıyordu: Alparslan’ın arkadaşlarının cansız bedenlerinin başında diz çöktüğü gece. Petterson, konum bilgilerini bir silah tüccarına satmıştı. Alparslan ise sessiz kalmıştı, çünkü adaletin zamanı gelmemişti.

DÖVÜŞ SANATI VE GERÇEK GÜÇ

Bir dövüş turnuvası düzenleneceği duyuruldu. Bradford meydan okudu, modern MMA tekniklerini öve öve bitiremiyordu. Alparslan ise sessizliğini koruyordu. Elif, genç Türk askeri doktor, ona neden bu kadar sabırlı olduğunu sordu. “Bazı savaşlar kaba kuvvetle kazanılamaz. Bazen düşmanın kazandığını sanmasına izin vermen gerekir ki zayıf noktasını açığa vursun,” dedi.

Sabah turnuva alanı festival gibi hareketliydi. Bradford ringe çıktı, rakiplerini birer birer nakavt etti. Sonunda Petterson, “Gerçek gücün nerede olduğunu anladınız mı?” diye bağırdı. Alparslan ayağa kalktı, ringe çıktı. Ceketini ve fincanını Elif’e verdi.

Bradford, “Ciddi misin yaşlı adam? Bir gaziye zarar vermek istemem,” dedi. Alparslan ise sadece geleneksel bir selam verdi. Düdük çaldı, dövüş başladı. Bradford fırtına gibi saldırdı ama Alparslan bir duman gibi yana kaydı, her darbeyi ustalıkla savuşturdu. İki dakika sonra Bradford ter içinde kalmıştı, Alparslan ise hala düzenli nefes alıyordu.

En sonunda Alparslan, Bradford’un bileğine ve vücudunda üç noktaya hafifçe dokundu. Bradford dizlerinin üzerine çöktü, vücudu kontrolsüzce titriyordu. Alparslan yanına diz çöktü, “İşte ihtiyacın olan alçak gönüllülük dersi bu evlat,” fısıldadı. Sonra ensesine dokundu ve Bradford yeniden normal nefes almaya başladı.

GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKIŞI

Acil toplantıda Petterson, “Benim adamıma ne yaptın?” diye sordu. Alparslan, “Ona sadece gerçek savaş sanatının ne olduğu hakkında bir ders verdim,” dedi. Filetçer, Avustralyalı albay, “10 farklı kamera açısından izledim. Alparslan sadece çıplak ellerini kullandı. Bu saf bir yetenekti,” dedi.

Bradford, “Bana dokunduğunda sanki vücudumdan bir elektrik akımı geçti,” dedi. Petterson ise geçmişin hayaletleriyle yüzleşiyordu. Filetçer, Petterson’un İsviçre’deki bir hesaba yapılan havaleyi ortaya çıkardı. Alparslan, 20 yıl boyunca topladığı kanıtları sundu: kaset kayıtları, banka transferleri, ihanetin belgeleri.

Petterson, “Neden beni öldürmedin?” diye sordu. Alparslan, “Seni öldürmek üç arkadaşımı geri getirmez ama affetmek benim ruhumu nefretin esaretinden kurtarabilir,” dedi.

YENİ NESLE MİRAS

Filetçer, Alparslan’ın uluslararası eğitim programı için özel danışman olacağını duyurdu. Alparslan, “Gerçek savaş sanatı düşmanı yenmek için değil, kendini yenmek içindir,” dedi. Elif ve Bradford, onun öğrencisi olmak istediklerini söylediler.

Alparslan, “Gerçek güç öğrenilmez. Yaşadıklarımızdan, kaybettiklerimizden ve yola nasıl devam ettiğimizden gelir,” dedi. Eğitim başladı, nefes sanatı ve sinir noktası teknikleri aktarıldı.

Bir yıl sonra, Bradford New York’ta çocuklara ders veriyordu. Elif Cenevre’de doktor olmuştu. Filetçer Alparslan’ın felsefesi üzerine bir kitap yazdı. Türkiye’nin bir köyünde Alparslan, bahçesinde çocuklara bu sanatı öğretiyordu.

SON DERS

Küçük bir kız çocuğu, “Dede, ben de senin gibi güçlü olmak istiyorum,” dedi. Alparslan, “Sana güçlü olmayı değil, merhametli olmayı öğreteceğim. Gerçek güç yok etmekte değil, seven ve affeden bir kalpte gizlidir,” dedi.

Gerçek zafer, rakibi yenmek değil, içindeki kibri ve nefreti yenmektir. Sessizlikte saklanan güç, bir ömür boyu yankı yapar.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News