Doğa Gönüllüsü Sandılar – Sivil Kıyafetli Kadının Asıl Kimliği Komutanları Şoke Etti! –
.
.
Görünmez Kahraman: Yavuz 4’ün Sırrı
Hakkari’nin güney yamacında, Şemdinli sınır hattında, 2847 metre yükseklikte kurulan Kaya Üst Bölgesi, sabahın dondurucu sisli havasında uyanıyordu. Judi Dağı’nın kayalık sırtları arasında, stratejik konumda yerleşen bu üs, son aylarda Türkiye’nin en tehlikeli harekât merkezlerinden biri haline gelmişti. Sınır ötesi özel kuvvet harekâtlarının kalbi sayılan bu coğrafyada, her adım bir hesap, her hareket bir satranç oyununun parçası, her nefes alışverişi ise ölümle dans demekti.
Dağın yamaçlarında gizlenen tehdit sadece görünür düşmandan ibaret değildi. Asıl korku, toprak altında bekleyen sessiz ölümdü: mayınlar, doğaçlama patlayıcı düzenekler, tel tuzakları ve basınç levhası sistemleri… Bölge, adeta elektronik bir ölüm labirentine dönüşmüştü. Her patika üzerinde gizli bir tuzak, her kayalığın arkasında bir pusu, her doğal geçişte hesaplanmış bir ölüm kapanı vardı.
Üst komutanı Yarbay Selim Doğan, 60 yaşında, 20 yıllık Güneydoğu gazisi, sabah brifingi için subaylarını büyük çadıra toplamıştı. Çelik masanın üzerindeki laminatlanmış haritada kırmızı noktalarla işaretlenmiş bölgeler, geçen haftaki acı kayıpları gözler önüne seriyordu. İki bordo bereli astsubay, bir jöheri, bir komando teğmeni… Hepsi aynı yazgıda buluşmuştu: gizli infiltrasyon rotalarında önceden hesaplanmış tuzaklara düşmüşlerdi.

Çadırın içindeki atmosfer ağır ve gergindi. Kahve kokusu, tütün dumanı, ter kokusu ve üzerlerine çöken ölüm korkusu birbirine karışıyordu. “Beyler,” dedi Yarbay, sesi çakıl taşları gibi sert çıkıyordu. “Yeni bir harekât emri geldi. Ankara’dan doğrudan.” Parmağı haritanın doğu kesimini işaret ediyordu. Kod adı: Nokta 7 koordinatları. 48 saat sonra SAS 12 özel timi hedef bölgeye hareket edecek. Ama önce arazinin tamamen temizlenmesi lazım.
Odada bulunan subaylar birbirlerine endişeli bakışlar attı. Nokta 7… Herkesin hafızasında korku müziğiyle yankılanan isimdi. Mayın tarlası, eypli geçişler, çapraz ateş pusu yerleri… Buradan sağ salim çıkmak, kurşun yağmurunda dans etmekti. Son 6 ayda buraya giren 12 kişiden sadece 4’ü geri dönebilmişti. “Mayın imha uzmanımızın durumu nedir?” diye sordu Binbaşı İsmail Kurt. “Uzman Çavuş Mehmet Çelik geçen harekâtta RPG7 parçasıyla yaralandı, sağ bacağı ampute edildi. Yerine gelen yedek uzman da iki gün önce kaza geçirdi. Ankara’dan takviye istedik ama en erken gelecek hafta gelir. Şimdi elimizde hiçbir mayın imha uzmanı yok.”
Çadırın içinde ölüm sessizliği oldu. Mayın imha uzmanı olmadan Nokta 7’ye gitmek, gözlerini bağlayıp mayın tarlasında koşmak gibiydi ve SAS 12’nin harekât tarihi kesin idi. Ertelenmeyecekti.
Tam o anda çadırın kalın brandası aralandı. İçeri, yeşil outdoor mont, karbon fiber sırt çantası, profesyonel trekking botları ve GPS saatiyle giyinmiş genç bir kadın girdi. Sivil kıyafetleri tertemiz, güneş gözlüğü son model… Doğa yürüyüşçüsü görünümü mükemmeldi. Elinde en son teknoloji tablet, diğer elinde kalın kapak kuş gözlem kılavuzu tutuyordu.
Subaylar ona şaşkınlıkla baktı. Savaş çadırında sivil kadın hiç alışık olmadıkları bir manzaraydı. “Efendim,” dedi kibarca. Sesi yumuşak ve eğitimli çıkıyordu. “Ben Ekim Yılmaz. Doğa Koruma ve Milli Parklar Derneği adına bu bölgede flora fauna araştırması yapıyorum. Size yardımcı olabileceğimi düşündüm.”
Yarbay’ın beyaz kaşları çatıldı, gözleri daraldı. “Hangi türde yardım hanımefendi? Burası aktif muharebe bölgesi, akademik araştırma sahası değil.”
Genç kadın gülümsedi ama gülüşünde garip bir özgüven vardı. “Arazinin her karışını biliyorum, sayın komutanım. Son üç yıldır bu dağlarda sistematik çalışıyorum. Tehlikeli bölgeleri, güvenli geçit noktalarını, doğal koridorları, sharpmentleri, diit grund alanlarını detaylıca haritaladım.”
Binbaşı Kurt hafif alaylı bir sesle güldü. “Madem uzman değilsiniz, bölgede mayın riski var diye uyarabiliriz sizi ama bizim için tehlikeli.”
“Mayın mı?” Ekimin gözleri büyüdü ama şaşırmaktan ziyade profesyonel ilgi görülüyordu. “Onları da tanıyorum tabii ki. Bu bölgede yaygın olan türler: PMN2 kişi karşıtı en az metal mayını, patlama çapı 5 metre… TM62M tank karşıtı 7.5 kg basınç tetiklemeli… Mon 50 kişi karşıtı yönlü mayını, 50 metre öldürme sahası… Pomz 2m sürgü tetikli, 15 metre çelik parça çapı…”
Çadırdaki atmosfer elektrik çarpması gibi değişti. Subayların yüzleri donup kalmıştı. Bu bilgileri sadece profesyonel mayın imha uzmanları bilirdi. Ekim devam etti, sanki teknik kılavuz okuyormuş gibi soğukkanlı. “M1050’ler genellikle tel tetikleme sistemiyle doğal darboğaz bölgelere yerleştiriliyor. PMN2’ler en az metal içerik, dedektör algılaması zor. TM62’ler ise küme halinde, tank geçişi muhtemel abluka noktalarına diziliyor. Genelde üst üste binen ölüm bölgesi yaratacak şekilde koordineli olarak döşeniyorlar.”
Yarbay’ın eli masaya yapıştı kalmıştı. Sesi çıkmıyordu. “Sen… Sen kim? Kimsin?”
Ekim yavaşça tabletini kapatıp çantasına yerleştirdi. Güneş gözlüğünü çıkardığında altından çıkan gözler buzul mavisi, soğuk ve keskin çıktı. Analitik, hesaplayan, ölümü tanıyan gözler… Kolunu sıvadığında bileğinin iç kısmında küçük ama son derece belirgin bir dövme ortaya çıktı: üç harf EYP üzerinde çarpı işareti. Mayın imha uzmanlarının kutsal işareti. Kolunu daha fazla yukarı çektiğinde diğer dövmeler göründü: bomba ikonları, defuse sayıları, operasyon tarihleri…
“Teğmen Ekim Yılmaz,” dedi. Ses tonu tamamen değişmişti. Artık kibar doğa araştırmacısı yoktu; yerine çelik soğukluğundaki profesyonel asker gelmişti. “Türk Silahlı Kuvvetleri Mayın imha ve patlayıcı madde imha uzmanı, NATO seviye 3 patlayıcı imha sertifikası sahibi, özel güvenlik bölgesi gazisi. Kod adı: Yavuz 4.”
Çadırdaki atmosfer bir elektrikli sandalyeye oturmuş gibi gergin oldu. Yavuz kod serilerini çadırdaki herkes biliyordu. TSK’nın en seçkin, en deneyimli, en tehlikeli işi yapan mayın imha uzmanları… Her Yavuz kodu yüzlerce patlayıcı etkisizleştirmiş, binlerce kez ölümle göz göze gelmiş, hiç hata yapmamış demirden asker. Yavuz 4 ise bu serinin efsanesiydi. Güneydoğu harekâtlarında 350 civarında patlayıcı imha işlemi gerçekleştirmişti. Sıfır hata oranı. Mükemmel icra.
“İmkansız,” dedi Binbaşı Kurt. Sesi çatlayarak çıkıyordu. “Yavuz 4 erkek, 30’u aşkın…”
“Gizli bilgi,” Ekimin sesinde şaka yoktu. “Kimlik, yaş, cinsiyet, her şey sır. Ben üç yıldır sahada gizli kimlikle burada çalışıyorum. Sivil botanikçi görevi sadece görünür katman.”
Yarbay yavaşça doğruldu, hem saygı hem de şok halinde. “Emir komuta zincirimiz var mı?”
“Ankara Türk Silahlı Kuvvetleri ikinci başkanlıktan doğrudan. Harekât kodu: Şafak 7. Yetki seviyesi NATO gizli.”
Ekim konuşurken cebinden özel kimlik kartını çıkardı. Hologramlı, çipli, en yüksek güvenlik seviyesindeki kartlarda bulunan biyometrik işaretler mevcuttu.
“Harekat briefingini ver lütfen,” dedi Ekim. Ses tonu artık tam komutaydı. Yarbay hızlıca haritayı açtı, parmağıyla rotayı çizdi. SAS 12 özeltimi koordinat 4782 9351 bölgesine sızma yapacak. Tahmini süre 72 saat. Çıkarılma noktası burada ama rota üzerinde tahmini 12-15 kişi karşıtmayın, 4-5 EYP, 2-3 tuzak sistemi, arazi analizi… Kayalık arazi, yükseklik farkı 400, metal darboğazlar, muhtemel pusu noktaları…
Ekim haritayı inceledi. Gözleri her detayı tarıyordu. Eş yükselti çizgileri, bitki örtüsü, su kaynakları, ölü bölgeler zihninde üç boyutlu harita oluşturuyordu. “Rota temizleme süresi… Tek başına mı çalışacaksın?”
“Evet. Bir takım olursa kayıp riski artar. Ben yalnız daha verimli çalışırım.”
Binbaşı Kurt itiraz etmeye başladı. “Ama…”
“Ben Yavuz 4’üm,” Ekimin sesi kesin ve tartışmasız çıktı. “Son üç yılda 127 harekâtında görev aldım. 347 patlayıcı etkisizleştirdim. Sıfır kayıp, sıfır hata oranı. Bana güvenin.”
Çadırdan çıktıklarında güneş tam tepe noktasında Hakkari güneşi kayalara vuruyordu. Ekim sırt çantasını açtığında içinden çıkan ekipman subayların gözlerini kamaştırdı. Bu sıradan doğa çantası değil, özel tasarım taktik takımdı. Allen Bradley patlayıcı imha robot kontrolü, Vallon VM3 metal dedektörü, fiber optik kamera sistemi, röntgen görüntüleme cihazı, basınç takımı, dijital çok ölçer, sonda setleri, güvenli hale getirme aletleri… Hepsi sıkışık, hafif, uzay teknolojisinde.
“İzgaraya kadar olan tüm rotayı temizleyeceğim,” dedi. Sesinde hiçbir tereddüt yoktu. Tahmini harekât süresi 8 ila 10 saat. Hava şartları uygunsa hiç kimse çevre güvenlik bölgesine girmesin. 500 metre yasak bölge ama destek gerekirse askeri telsizle bildiririm. Frekans 47850.
Taktik yeleğini giydi. Hafif vücut zırhı, balistik levhalar, parça koruması… Konum belirleme cihazını bileğine taktı. Yedek seyrüsefer cihazını beline astı. Kask üzerine gece görüş takımı, çok spektrumlu gözlük yerleştirdi. Son olarak alet takımını kontrol etti.
Saat 13:45’te temizleme başladı. Her adımda toprağı röntgenliyordu. Gözleri toprak bozulma işaretleri, renk değişiklikleri, doku anormallikleri arıyordu. Eli sürekli metal dedektörü üzerinde, kulağı elektronik bip seslerine odaklanmıştı. İlk 500 metre normal geçti. Sonra ilk anormallik sinyali geldi. Metal dedektörü düşük frekans bip yapmaya başladı. Ekim durdu, dizlerinin üzerine çöktü, cihazı tam olarak ayarladı. Sinyal deseni analizi, milimetre milimetre geometrik düzende toprak kazma… 35 dakika sonra ilk mayın temizdi.
İkinci saatte daha karmaşık sistemle karşılaştı. Tel bağlantılı MON50 kümesi, üç adet kişi karşıtı yönlü mayın, üçgen düzeninde yerleştirilmiş… Her adım önceden hesaplanmış, hata payı sıfır. İki saat sonunda MON50 kümesi etkisizleştirildi.
Üçüncü saatte EYP ile karşılaştı. El yapımı patlayıcı düzenek… Uzaktan patlama sistemi, kızıl ötesi tetikleme… Röntgen görüntüleme ile iç yapıyı inceledi. Parçalayıcı konumlandırma kritik, açı hesaplama matematik hassasiyeti gerektirir. Su jeti ateşlendi, EYP bileşenleri dağıldı ama patlama olmadan. Başarılı etkisizleştirme.
Dördüncü saatte dere geçişine ulaştı. Su altı mayınları, basınç tetikleme, manyetik tetik… Su altı etkisizleştirme tekniği, nefes tutma, serbest dalış yaklaşımı… İki saat operasyon sonunda altı su altı mayın temizlendi. Dere geçişi güvenli, SAS 12 rotası açık.
Son aşama: çıkış rotası güvenlik kontrolü. Geri dönüş yolunda yeni mayın yerleştirme olasılığı var. Yavuz 4 geri dönüş rotası farklı yol seçti. Üst üste binen koruma sağlama için ilave iki mayın bulundu ve temizlendi. Rota tamamen steril. Görev tamamlandı.
Saat 22:15’te üsse dönüş. Operasyon süresi 8 saat 30 dakika. Mayın temizleme: 12 kişi karşıtı mayın, 3 EYP, 2 tuzak sistemi, 6 su altı mayını, toplam 23 patlayıcı madde etkisizleştirme. Kayıp sıfır, başarısızlık sıfır, mükemmel operasyon.
Ertesi gün sabah 5:30’da SAS 12 özel timi operasyonu başlattı. 8 kişilik seçkin birlik, Yavuz’un dün temizlediği rota boyunca problemsiz ilerledi. Hiçbir mayın patlaması, hiçbir kayıp, hiçbir teknik zorluk. Hedefe mükemmel ulaştılar. Gözetleme görevini başarıyla tamamladılar, çıkarılma noktasına güvenli geri döndüler. Görev başarı oranı %100.
Üsse geri döndüğünde Yarbay Doğan ona saygıyla yaklaştı. “Yavuz 4,” dedi samimi takdirle. “Bu ölümcül beceriyi bu kadar genç yaşta nasıl öğrendin?”
Ekim ekipmanlarını sistematik olarak paketliyordu. “17 yaşında TSK’ya katıldım. Ankara’da askeri mühendislik okudum. NATO standartlarında patlayıcı imha uzman kursu bitirdim. Sonra sahada 5 yıl yoğun eğitim gördüm. Her gün ölümle yüzleştim. Şimdi 26 yaşındayım. 350 patlayıcı başarıyla etkisizleştirdim. Hiç teknik başarısızlık yaşamadım.”
“Peki neden sivil kimlik kullanıyorsun?”
“Çünkü düşman askeri uzman bekliyor. Ben doğa araştırmacısı gibi yaklaşıyorum. Detaylı keşif yürütüyorum. Sonra TSK kapsamlı harita alıyor, güvenli geçiş planlama yapıyor, operasyonel avantaj kazanıyor.”
“Ailen farkında mı ne yaptığına?”
Ekim başını uzak dağlara çevirdi. Gözlerinde anlık üzüntü titredi. “Hayır, onlar için ben ekoloji bilimciyim. Böyle kalması daha iyi. Çünkü her akşam eve döndüğümde onların endişeli bekleyiş yerine normal gururla beni karşılamalarını tercih ediyorum.”
Gece geç saatlerde özel çadırında tek başına oturarak dijital tablette güncellenmiş haritaları gözden geçiriyordu. Yeni temizlenmiş alanları yeşil işaretleme yapıyor, risk değerlendirme seviyelerini düşürüyordu. Yarın başka operasyon bölgesinde çalışacaktı. Muhtemelen farklı mayın türleri, belki farklı düşman taktikleri…
Çadır girişinde vuruş sesi, Yarbay Doğan girdi. “Yavuz 4, yarın ayrılışın kesin mi?”
“Olumlu komutanım. Çok sayıda operasyon bölgesi dikkat gerektiriyor.”
“Seni kalıcı görevlendirme olarak talep edebilir miyiz? Son derece değerli varlıksın.”
“Olumsuz komutanım. Ben gezici uzmanım. Tüm sınır hattı sorumluluğum var.”
“Kişisel soru sorabilir miyim? Neden bu mesleği seçtin? Patlayıcı imha işi… Son derece ölümcül meslek.”
Ekim tableti kapattı. Pencereden dışarıdaki ay ışığına odaklandı. Acı hatıra ifadesi yüzünü geçti. “10 yaşında babam şehit oldu. Mayına bastı. O andan beri sürekli düşünme yaptım. Kaç aile böyle acı çekiyor? Kaç asker gereksiz ölüyor? Karar verdim. Hiç kimse babam gibi hayatını kaybetmesin. Ben şahsen tüm mayınları temizleyeceğim.”
“Ağır yük… Ama doğru seçim.”
“Şimdiye kadar 350 mayın temizledim. Bu 350 potansiyel yaşam kurtarılmış demek. 350 aile sağlam kalmış ve sen hiç hata yapmadın.”
“Hatayı göze alamam. Hata yaparsam sadece ben ölmekle kalmam. Aynı zamanda temizlenmemiş mayınlar başkalarını öldürmeye devam eder. Bu nedenle mükemmeliyete mekanik olarak bağlıyım.”
Ertesi sabah erkenden ayrıldı. Yine sivil kıyafetler, yine trekking botları, yine doğa bilimci sırt çantası… Sanki hiçbir olağanüstü olay olmamıştı. Sanki sadece rutin flora araştırması tamamlamıştı. Ama sonraki 6 ay boyunca Şemdinli operasyon bölgesinde mayınla ilgili kayıplar dramatik olarak azaldı. Operasyonlar pürüzsüz ilerledi. Askeri personel kayıp oranları durdu. Çünkü Yavuz 4 sürekli sessiz görevi yerine getiriyordu.
Ara sıra yerel köylüler onu dağlarda fark ediyordu. Çiçekleri inceleyen, not alan, fotoğraf çeken masum sivil araştırmacı görünümünde… Hiçbiri gerçekte kim olduğundan şüphe edemiyordu. Onlar için sadece kibarca nezaket gösteren doğa meraklısıydı. Aslında o, TSK’nın en tehlikeli işi yapan kahramanlarından biriydi.
Yavuz 4. Her gün ölümle samimi dans eden, hiç hata yapmayan, sessiz savaşçı, kimliği gizli, görevi sır ama etkisi yaşam kurtarıcı. Çünkü gerçek kahramanlar böyle var olur. Görünmez, sessiz ama vazgeçilmez. Her gece eve dönerken arkasında temiz ve güvenli bir dünya bırakır. Yavuz 4, Türkiye’nin gizli koruyucularından biriydi ve o görevini mükemmel seviyede yerine getiriyordu. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri değerleri böyle öğretir. Vatan için, millet için, şehitler için sessizce, alçak gönüllülükle ama kararlılıkla Ekim Yılmaz, Yavuz 4 adıyla bu kutsal görevi yürütüyordu.
Her temizlenen mayın, kurtarılan yaşam demekti. Her başarılı operasyon, güvenli gelecek için katkıydı. Bu, gerçek kahramanlığın özüydü. Görünmez ama hayati, sessiz ama etkili, mütevazı ama profesyonel. Yavuz 4, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gurur verici geleneğini modern savaş alanında sürdürüyordu.