Eksi 20 Derecede Trenden Atılan 3 Yıldızlı Kadın Komutan, Ertesi Gün 1000 Asker Önünde İntikam Aldı

.
.

Demir Pençe: Son Durum

Trenin metalik gürültüsü, rüzgarın sertliği ve kar fırtınasının içeri dolan sesi birleşerek bir cehenneme dönüştürüyordu. Vagonlardan birinin kapısından içerideki sıcak havaya karışan kar fırtınası, her şeyi donmuş bir beyazla kaplıyordu. İçki etkisiyle yüzü kırmızıya dönmüş Albay Kenan Demir, bir elini sıkıca vagonun kapısına yerleştirerek dışarıya sarkmıştı. Kar fırtınasının güçlü etkisiyle dengesini kaybetmemek için son gücüyle tutunmaya çalışıyordu.

Fakat, Albay’ın kendisine ait o güçlü duruş, bir kadının soğukkanlı bakışları karşısında yok olmaya başlamıştı. O an vagonun içinde sadece Albay Kenan ve bir kadının soğukkanlı duruşu vardı. Elara Aydın, er üniformasıyla, gözlerinde hiçbir korku olmadan Albay’a bakıyordu. Diğer askerler, gözlerini dahi kırpmadan, bu güç savaşını izliyorlardı. Havanın soğukluğu ve kar fırtınasının sesi bir hayalet gibi odanın içini kaplamıştı.

Albay Kenan’ın yüzündeki alaycı gülümseme, Elara’nın gözlerinde cesaretin ve direncin ışıldayan yansımasını gördükçe daha da büyüdü. Elara’nın hayatı, sadece bir kadının askeri güce karşı gösterdiği direnişin sembolü olacaktı. Hızla büyüyen kar fırtınası, bu direnişi daha da belirgin hale getiriyordu.

“Senin gibi bir pislik, sadece cehennemde akıllanır,” dedi Albay Kenan, sesi sert ve tehditkar bir şekilde Elara’ya yönelterek. Bir an sessizlik oldu. Elara, kendisini hayatta tutan o son bakışlarıyla, Albay Kenan’ın gözlerinin içine dik dik bakıyordu. Bir şey söylemeden, sadece gözleriyle Albay’a meydan okudu.

Kenan, vagonun kapısının pervazında durarak Elara’ya son bir tehdit savurdu. Ancak Elara, hayatta kalma içgüdüsüyle son derece soğukkanlıydı. Gözlerinde ne bir korku, ne de bir öfke vardı. Sadece güçlü bir irade ve kararlılık vardı.

O sırada, Albay Kenan, bir adım daha atarak Elara’ya yaklaşmak istedi. Ama Elara durakladı ve derin bir nefes aldı. “Beni öldürmek mi istiyorsun?” dedi soğuk bir şekilde, gözleri hâlâ Albay’ın gözlerinde sabitlenmişti. Kenan, daha da öfkelenmiş bir şekilde, “Evet, seni bir şekilde cezalandırmalıyım,” dedi. Ancak Elara, onun sözlerine aldırış etmeden bir adım daha attı.

Trenin hızla hareket ettiği ve her şeyin yavaşça çözülmeye başladığı o an, Elara’nın kalbindeki intikam ateşi de yükselmişti. Artık bu bir savaş haline gelmişti. Kenan, Elara’nın bakışlarında sadece bir soğukkanlılık ve kararlılık gördü. O anda, Elara, Kenan’ın fiziksel gücüne karşı ne kadar zayıf olursa olsun, ona karşı kazanacağı zaferi hissediyordu.

Kenan, hızla ilerleyerek Elara’ya doğru bir adım daha attı. Ama Elara, daha önce olduğu gibi gözlerinde hiçbir korku barındırmadan ona karşı adımını attı. Bir bakışlarıyla, bir komutanın askerlerine gösterdiği hükmü, Albay Kenan’a da gösteriyordu.

Albay Kenan, Elara’nın duruşuna karşı ne kadar zayıf olduğunu fark etmeden kendi etrafında dönerken, Elara sessizce gözlerine sabırla bakıyordu. Kenan, hızla ona yaklaşıp Elara’nın omzunu zorla kavradı ve onun vücuduna tüm gücünü uygulamaya çalıştı. Ama Elara, bu gücü kırarak kendisini serbest bıraktı.

Ve o anda, Elara, karşısındaki güçsüzlüğü anlamıştı. Elara’nın bir adım öne çıkıp, tüm gücünü içsel kuvvetinden alarak Kenan’a bir darbe savurdu. Gözlerinde öfke ve adalet vardı. Kenan, bu darbeyi beklemiyordu. Her şeyin aniden değiştiği bir anda, Elara, Albay Kenan’ın kalbine doğrudan bir darbe vurmuştu.

İntikamın soğuk yüzü Elara’nın içinde parlıyordu. Albay Kenan, gözlerinde boş bir ifadeyle yere yığıldı. Bir zamanlar korktuğu ve ezmek istediği askerler, şimdi kendisine karşı duruyordu. Elara, adaletin her şeyden üstün olduğunu hatırlatarak bir kez daha Kenan’a meydan okudu.

Sonunda, Elara’nın özgürlüğü ve zaferi, Albay Kenan’ın ezici gücünü alt etmişti. Trenin hızı azalmış, kar fırtınası da durmuştu. Artık yeni bir dönem başlıyordu.