Felçli olan kayınpederimin doğum gününü kutlamak için kayınvalidemin evine gittim
.
.
Küllerinden Doğan Hayat
Elif, Bursa’nın kıyısındaki geniş bahçeli konağın önünde arabasını durdurduğunda, içindeki huzursuzluk bir düğüm gibi midesinde sıkışıyordu. Beş yıllık evliliği boyunca bu eve her gelişinde bir sınavdan geçiyordu. Eşi Serkan’ın annesi Feride Hanım, Elif’in her davranışını, her sözünü süzer; çoğu zaman şaka adı altında onu aşağılamayı alışkanlık haline getirmişti. Bugün, Serkan’ın babası Mehmet Bey’in 65. yaş günüydü. Elif, yanında hediye paketinde üç taksitle aldığı bir kol saati ve Bursa’nın meşhur kestane şekerinden getirmişti. Elbisesinin eteğini düzeltti, lacivert sade ama şık bir kıyafet seçmişti; Feride’nin “fazla genç işi” yorumlarından kaçınmak için.
Bahçe kusursuzdu, çiçekler milimetrik bir düzenle sıralanmıştı. Elif kapı zilini çaldı. Kapıdan yaşlı bir adamın cılız sesi duyuldu: “Kapı açık kızım, gir içeri.” Elif şaşkınlıkla salonun kapısını çevirdi. Salon bomboştu; ne bir balon, ne bir “mutlu yıllar” yazısı. Sessizliğin ortasında sadece Mehmet Bey’in odasından gelen televizyon sesi duyuluyordu. Elif kapıyı çaldı: “Mehmet amca, ben geldim.” İçeriden kırılgan ama içten bir ses geldi: “Gel kızım, içeri gir.”
Mehmet Bey’i pencereye dönük tekerlekli sandalyesinde buldu. Tıraş losyonu ve ilaç kokuyordu. Üç yıl önce geçirdiği felçten sonra konuşmaları azalmış, bakışları boşluğa sabitlenmişti. Feride sürekli onun adına konuşur, kimseyle uzun süre yalnız kalmasına izin vermezdi. Elif, “Herkes nerede?” diye sordu.
Endişeli bir ifadeyle, “Bugün doğum günü değil miydi?” O anda ekranı titredi, Serkan görüntülü arıyordu. Arka planda palmiye ağaçları ve deniz, yanında Feride Hanım geniş şapkası ve güneş gözlüğüyle gülümsüyordu. Serkan, “Canım, nasılsın? Baba nasıl?” diye sordu. Elif’in yüzü dondu. “Siz Bodrum’da mısınız?” “Evet, tatlım. Ortak hesabımızdan biraz çektik, hak ettiğimiz bir tatildi. Sen de Mehmet’le ilgilenirsin.”
Elif’in rengi attı. Serkan ifadesiz bir yüzle, “Sen hep ailemize daha yakın olmak istemiyor muydun? İşte fırsat…” Elif’in telefonu elinden düştü. O sırada Mehmet Bey’in sesi duyuldu: “Boş ver onları, artık yeter.” Elif başını çevirdiğinde Mehmet Bey ellerini koltuk kollarına dayamış ve sonra ayağa kalkmıştı. Hiçbir destek olmadan net adımlarla yürüyordu. Yıllardır yalan söylüyordu. “Elif, üç yıl boyunca sakat numarası yaptım ama artık bu tiyatro sona erecek,” dedi. Elif’in dizlerinin bağı çözülmüştü. Mehmet Bey karşısında dimdik duruyordu. “Otur, sana anlatacak çok şeyim var,” dedi.

Mehmet Bey pencereye yürüyüp perdeleri araladı. Güneş ışığı gri saçlarının arasından geçerek yüzüne düşüyordu. Elif sessizce koltuğa çöktü. Ellerinin titremesi dinmemişti. “Bana sakat denildiği günün ertesi, Feride’nin telefonu çaldı. Gizli konuşmalar başladı. Felç geçirdiğim söylendi, oysa o sabah kendi başıma yürüyerek tuvalete gitmiştim. Feride’nin doktor arkadaşı sahte rapor hazırladı. Beni etkisiz hale getirip servetimi kontrol altına almak için en kolay yoldu. Beni toplumdan, işimden, ailemden izole etmek…” Elif yutkundu. “Peki neden sustunuz yıllarca?” “Çünkü o zaman kime güvenebileceğimi bilmiyordum. Serkan annesinin etkisinde, onun gibi düşünmeye, onun gibi hareket etmeye başladı. Ama sen, Elif, sen farklıydın.”
Elif başını eğdi, gözleri utançla doldu. “Ama ben de sustum yıllarca…” Mehmet Bey başını salladı. “Belki de şimdiye kadarki en büyük hatam seni daha önce uyarmamak. Ama işte buradayız. Onlar sonunda bu eve geri dönene kadar haftamız var ve ben bu haftayı boşa harcamak niyetinde değilim.” Mutfaktan kahve makinesinin sesi duyuldu. Mehmet Bey ayağa kalktı ve mutfağa yöneldi. “Sen sütlü severdin, değil mi?” diye sordu. Elif gözleri dolu dolu gülümsedi. Evet, birlikte oturdular.
Sessizlik ikisinin arasındaki güvenin yeniden filizlenmesini sağlıyordu. “Feride beni yıllarca küçük düşürdü, manipüle etti, tehdit etti. Ama onun en büyük silahı gizli çalışmaktı. Şimdi ben de onun oyunuyla cevap vereceğim, ama bu kez yalnız değilim.” Mehmet Bey ağır bir dosya çıkardı. Bu, yıllardır çevirdikleri tüm dolapların belgeleriydi: gizli banka hesapları, şüpheli para transferleri, şirket içi usulsüzlükler, vasiyet planları. Elif dosyayı eline aldı, kağıtların her biri yılların intikamını fısıldıyordu.
“Serkan benim olmayan bir evde, benim paramla yaşayan bir kuklaya dönüştü,” dedi Mehmet Bey. “Ama sen içtenliğini korudun. Şimdi birlikte bir plan yapacağız. Önce senin kalan paranı güvene alacağız, sonra onların dönüşünü bekleyeceğiz. Ama onları burada bıraktıkları Elif karşılamayacak, bambaşka biri olacak.” Elif gözyaşlarını sildi. “Peki ya Serkan? Bir an olsun gerçekten sevmişse beni?” Mehmet Bey gözlerini kısıp başını salladı. “Belki sevmiştir ama bir adam sevdiği kadının hayallerini çalmaz, ev parasıyla tatil yapmaz, seni yalnız bırakmaz.”
Elif uzun süre sustu, ardından yavaşça başını kaldırdı. Gözlerinde artık korku yoktu, yerine karar gelmişti. “Ne yapmam gerekiyor?” Mehmet Bey gülümsedi. “Yarın sabah başlayacağız. Önce bir avukatla görüşeceğiz, ardından paranın yerini değiştireceğiz. Benimle hareket edersen onları kendi tuzaklarında boğarız.” Elif ayağa kalktı, pencereden dışarı baktı. Bahçede her şey yerli yerindeydi ama evin içinde fırtına başlamıştı. “Siz üç yıldır bu günü bekliyorsunuz. Ben de artık kendimi bekletmeyeceğim.” Mehmet Bey başını onaylayarak salladı. “Çünkü senin zamanın geldi Elif, ve onlar neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlar.”
Ertesi sabah Elif ve Mehmet Bey, şehir merkezindeki küçük ama güvenilir bir hukuk bürosuna gittiler. Mehmet Bey’in yıllardır danışmanlığını yapan avukat Erdal Bey onları ciddiyetle karşıladı. Elif’in anlattıkları adamı hayrete düşürdü. “Bu çok ciddi bir durum. Sadece mal paylaşımı değil, suç teşkil eden birçok hareket var burada.” Elif iç çekti. “Paramı geri almak umurumda değil artık, ama onurumu çaldılar. Onları rezil etmek istiyorum.” Erdal Bey başını salladı. “Ses kayıtları ve kamera görüntüleriyle onları kendi tuzaklarına düşüreceğiz.”
Ofisten çıktıklarında hava öğlene dönmüştü. Elif sessizdi. Yolda Mehmet Bey onun eline nazikçe dokundu. “Yolun sonu görünüyor kızım, bu kez kazanan biz olacağız.” Öğleden sonra Mehmet Bey, evin üst katında yıllardır kimsenin girmesine izin vermediği odaya Elif’i götürdü. İçeride yılların sessizliğini soludu. Tozlu raflarda etiketlenmiş klasörler, kasetler, disketler vardı. Elif klasörleri tek tek inceledi: konuşmaların yazılı dökümleri, ses kayıtları, tapu örnekleri, banka transferleri… Her biri Feride ve Serkan’ın yıllardır ne kadar ileri gidebildiğinin kanıtıydı.
O gece Elif, kendi evi sandığı yerde ilk kez özgürce uyuyabildi. Kararlı bir bekleyişti bu. İki yüzlü tatilciler geri döndüğünde, her şeyin başladığı gibi biteceği ama bir daha asla eskisi gibi olmayacağı gündü. Evin içi sessizdi. Mehmet Bey çay suyunu ocağa koymuş, salonda ağır adımlarla dolaşıyordu. Elif mutfağa indiğinde adam onu bekliyor gibiydi. “Bugün oynayacağımız rol, senin düğün gününde taktığın gülümseme gibi görünecek ama altı bomboş,” dedi. Elif dudaklarında hafif bir gülümsemeyle karşılık verdi. “Bu sefer sadece rol yapmayacağım, içim de hazırlanmış durumda.”
Sabah saatlerinde birlikte evi temizlediler, her köşe silindi, perdeler açıldı, oturma odası titizlikle düzenlendi. Salondaki sehpanın üzerine taze çiçekler konuldu, Feride’nin en sevdiği vişneli kurabiyeler fırına atıldı. Her şey görünürdeki gerçeklik için hazırdı. Saat tam 14’te taksi korna çaldı. Elif pencereden dışarı baktığında kalbi anlık bir sıkışmayla atladı. Feride başı dik, yüzü bronzlaşmış halde indi arabadan. Yanında Serkan, elinde marka çantalar, suratında yorgun ama memnun bir ifadeyle. İkisi de dünyanın en huzurlu tatilinden dönmüş gibi gülümsüyordu.
Hazır mısın, dedi Mehmet Bey tekerlekli sandalyesine otururken. Hazırım, dedi Elif, gözlerini kısmış bir savaşçı gibi. Kapı açıldığında Feride’nin ilk cümlesi ne beklenmeyen bir özür ne de teşekkür oldu: “Mutfağa geç de biraz kahve hazırla, midem hala uçaktan inemedi.” Elif usulca başını salladı. “Tabii, Feride Hanım.” Feride’nin kaşları çatıldı, Elif’in sesindeki değişiklik dikkatini çekmişti ama önemsemedi. Salondaki koltuğa yerleşti. Mehmet Bey tekerlekli sandalyesinde televizyonun karşısında oturmuş, gözlerini ekrana dikmişti; hiç konuşmuyordu, yılların sessiz sakat adamı olarak performansına devam ediyordu.
Serkan mutfağa geçti, Elif’in yanına yaklaştı. “Senin de dinlenmeye ihtiyacın vardır ama az daha sabret. Şu ev işini halledelim, sonra sana da tatil var,” dedi. Elif yavaşça dönüp ona baktı. “Ne demek istiyorsun?” “Şey, annemle düşündük de, belki senin miras kalan o yazlık evi satıp buradan biraz daha büyük bir yere geçebiliriz. Sen zaten tek başına o kadar malı ne yapacaksın?” Elif başını eğip kahveyi fincana dökerken içinden saydı: 3, 2, 1… Sessiz kaldı.
Kahve servisi yaparken Feride, Mehmet Bey’e yaklaştı. “Baba, bak senin için bilezik aldık,” dedi ve gösterişli bir bileklik çıkardı. “Senin paralı zamanlarını hatırlatır belki,” diye ekledi küçümseyici bir ses tonuyla. Mehmet Bey gözlerini hafifçe kaldırdı, bir an Elif’le göz göze geldiler. Ardından yıllardır ilk kez ayağa kalktı. Tüm salon bir anda buz kesti. Feride’nin kahve fincanı elinden düştü, halıya yayılmış vişne kokusu hiç bu kadar keskin olmamıştı. “Ne yapıyorsun sen?” diye bağırdı Feride. Mehmet Bey dimdik durdu: “Artık oturmuyorum, artık susmuyorum.”
Yıllardır her adımınızı izledim, her gülüşünüzü, her hainliği kaydettim. Şimdi hesap zamanı. Kapı çaldı, Elif kapıya yöneldi. Bir avukat, bir noter ve sağlık heyetiyle karşılaştı. Her şey planlandığı gibiydi. Avukat, “Feride Hanım, Mehmet Bey’in talebi üzerine yetkisini kötüye kullanma, mülke tecavüz ve tıbbi sahtekarlık iddialarıyla ilgili resmi işlemleri başlatıyoruz,” dedi. Feride’nin dudakları titredi. “Bu bir komplo!” “Hayır,” dedi Elif, onun yanına yaklaşıp gözlerinin içine bakarak. “Bu bir son.”
Ev ilk kez yıllar sonra gerçek anlamda sessizdi. Ne Feride’nin buyurgan sesi ne Serkan’ın bencil şikayetleri. Sadece saat tik takları, taze demlenen çayın fokurtusu ve Elif’in içinden geçen fırtınaların görünmeyen uğultusu vardı. Resmi işlemler başlamış, avukat belgeleri masaya yaymıştı. Elif koltuğun kenarına oturmuş bu karmaşık süreci dikkatle izliyordu. O kadar çok bilgi, o kadar çok detay vardı ki beyni her şeyi sindirmekte zorlanıyordu. Ama yüreği sakindi. İlk kez Mehmet Bey gözlüğünü takmış, evraklara imzasını atarken dimdik oturuyordu.
Noter, “Bu imza ile mevcut tüm taşınmazlar üzerindeki yetki tekrar sizin üzerinize geçiyor Mehmet Bey,” dedi. Mehmet Bey başını salladı. “Teşekkür ederim.” Feride hanım elinizdeki tüm imzalı belgeler bu iddiaları geçersiz kılıyor. Ayrıca üç yıl boyunca sahte teşhisle eşinizi sosyal ve ekonomik olarak izole ettiğiniz sağlık raporlarıyla manipülasyon yaptığınız belgelenmiş durumda. Hakkınızda savcılığa suç duyurusu yapılacaktır.
Feride’nin yüzü bembeyaz kesildi. “Ben… Ben sadece onun iyiliğini düşündüm…” “Hayır,” dedi Elif, gözlerini ona dikerek. “Sadece kendi çıkarını düşündün, onun ihtiyaçlarını, sessizliğini, güvenini kullandın ve beni de kurban seçtin.” Serkan ise köşede dikilmiş olup biteni anlamaya çalışıyordu. Ama şimdi bir adım öne çıktı: “Baba, lütfen hala bu evi birlikte yaşatabiliriz, hatalar yapıldı ama affedilebilir…” Mehmet Bey oğluna baktı. “Yıllarca göz yumdum Serkan. Ama bu suskunlukla sevgi arasında fark olduğunu bilmemek demek değildi. Sen annene dönüştün ve o kadın yıllar önce benim hayatımı ele geçiren kadındı.”
Serkan sesi titreyerek konuştu: “Ama ben senin oğlunum!” Mehmet Bey gözlerini kaçırmadan, “Gerçek kan bağımız varsa bile insanlık bağımız çoktan koptu,” dedi. Elif ayağa kalktı. “Her şey hazır mı?” Avukat başını salladı. “Evet, yarın sabah ilk ışıklarla savcılığa teslim edilecek.” Feride ellerini başına götürerek koltuğa çöktü. “Siz benim hayatımı mahvettiniz!” “Hayır,” dedi Mehmet Bey. “Sen kendi hayatını mahvettin. Biz sadece perdeleri kaldırdık.”
O gece evdeki herkes farklı odalarda sustu. Feride kendi odasına kapanmış ağlamaktan yorulmuştu. Serkan eski odasında sessizce yatıyor, ne düşüneceğini bilemiyordu. Elif ve Mehmet Bey ise mutfakta oturmuş çay içiyorlardı. “Hayat sana adil davranmadı,” dedi Mehmet Bey. “Ama sen hep ayakta kaldın.” “Ben sadece hayatta kalmaya çalıştım,” dedi Elif. “Ama artık yaşamak istiyorum.” “Ve yaşayacaksın,” dedi Mehmet Bey. “Artık bu evde yalan değil, hakikat hüküm sürecek.”
O gece Elif ilk kez derin bir uykuya daldı. Gece boyunca rüya bile görmedi, sadece huzur… Ama sabah kapıya gelen bir zarf, huzurun uzun sürmeyeceğini gösteriyordu. Zarfın üzerinde yalnızca iki kelime vardı: “Yalnız değilsiniz.”
Son