Gazze’deki Türk Hastanesi Bombalanacaktı — TEŞKİLAT İhbarcıyı İstanbul’da Yakaladı
.
I. Ankara’da Açılan Dosya
Ocak 2025. Ankara’da Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) merkez binasında gece yarısı ışıklar sönmemişti. Bir masa üzerinde yalnızca dört kelime yazılı bir dosya duruyordu: Acil, Gazze, hastane, tehdit. Dosyayı açan görevli ilk sayfada binlerce sivilin hayatını ilgilendiren bir bilgiyle karşılaştı. Gazze’de Türkiye’nin inşa ettiği Türk Filistin Dostluk Hastanesi hedef alınmıştı. Bölgenin tek kanser tedavi merkezi, 33.000 metrekarelik alanda 180 hasta odası, 4 ameliyathane, 8 blok… Her gün ölümle yarışan 9.000’den fazla hasta için tek umut kapısıydı. Ve biri bu hastaneyi bombalamak üzereydi.
Bu sıradan bir saldırı planı değildi. Koordinatlar belirlenmiş, saldırı saati hesaplanmış, hazırlıklar tamamlanmıştı. Dahası, bilgi içeriden sızıyordu. Sızdıran kişi Gazze’de değil, Türkiye’deydi.
II. İstanbul’a Uzanan İz
MİT, istihbaratı aldığında zaman daralıyordu. Analiz ekipleri onlarca veriyi aynı anda incelemeye başladı. Telefon kayıtları, para trafiği, çevrim içi hareketler… Hepsi İstanbul’u işaret ediyordu. Sızdırıcı İstanbul’daydı ve MİT’in onu bulmak için yalnızca iki günü vardı. Saldırı planı başlatılmış, geri sayım başlamıştı.
Her şey Doğu Akdeniz’deki dinleme istasyonlarında tespit edilen bir sinyal kesintisiyle başladı. MİT’in siber birimi, gelen mesajlar arasında tekrar eden bir düzen fark etti. Mesajlar Türkçeydi. Sürekli geçen bir kelime: Şifa. İlk bakışta Gazze’deki Şifa Hastanesi’ni işaret ediyor gibiydi, ancak başka bir anlamı olabilirdi. Deneyimli bir analist, kelimenin başka bir mesajla eşleştiğini fark etti: Şifa ve Dostluk. İşaret edilen yapı, Türk Filistin Dostluk Hastanesi’ydi.

III. Mossad’ın Türkiye’deki Ayak İzi
MİT başkanlığında acil bir toplantı yapıldı. Masanın etrafında Türkiye’nin en deneyimli istihbaratçıları oturuyordu. Konu ağırdı. Birileri Türkiye’nin Gazze’de inşa ettiği tek kanser hastanesinden bilgi topluyor ve bu bilgileri dışarıya aktarıyordu. Sızıntı doğrudan İsrail istihbaratına akıyordu.
Ocak 2024’te yürütülen Nekropol Operasyonu’nda 46 Mossad bağlantılı kişi gözaltına alınmış, 8 ilde yapılan baskınlarda 143.000 dolar ele geçirilmişti. Ancak ortaya çıkan yapı buzdağının görünen kısmıydı. Mossad’ın Türkiye’deki ayak izi tahmin edilenden çok daha yaygındı. Sahte kimlik kullanan ajanlar, özel dedektifler, maddi sıkıntı içindeki vatandaşlar… Hepsi potansiyel kaynak olarak devşiriliyordu.
Yeni operasyonun kod adı Kale olarak belirlendi. Çünkü Türk Filistin Dostluk Hastanesi Gazze’de ayakta kalan son sağlık kalesiydi ve birileri bu kaleyi yıkmaya hazırlanıyordu.
IV. Kadıköy’deki Daire
MİT’in ilk adımı, şifreli mesajların izini sürmek oldu. Trafik İstanbul’a, daha da spesifik olarak Kadıköy’e çıkıyordu. Bir apartman dairesi… Saha ekipleri bölgeye yerleşti. Karşı binanın çatısına yüksek çözünürlüklü bir kamera kuruldu, köşedeki bir kafe gözlem noktasına dönüştürüldü. Binaya giren-çıkan herkes sessizce kayıt altına alındı.
Üç gün boyunca hiçbir hareket yoktu. Dördüncü gün, elinde market poşetleri olan 30’lu yaşlarında bir kadın daireye girdi. Görünüşü sıradandı. Ancak 12 dakika sonra Gazze’ye doğru aynı şifreli protokolle yeni bir mesaj çıktı. Kadının kimliği araştırıldığında adı Leyla Arslan olarak görüldü. 34 yaşında, serbest çevirmen, Arapça, İngilizce ve İbranice biliyordu. Sicili temizdi. Vergi kaydı sorunsuzdu. Ancak banka hesaplarında son 6 ayda Kıbrıs’tan gelen aylık 5.000 dolarlık ödemeler vardı. Gösterilen gerekçe çeviri hizmetiydi. Ancak Leyla’nın bu dönemde hiçbir resmi çeviri işi almadığı ortaya çıktı.
Para trafiği izlendiğinde Kıbrıs üzerinden Doğu Avrupa’ya, oradan da İsrail’e uzanan klasik Mossad güzergahı ortaya çıktı. Leyla Arslan’ın bir Mossad teması olduğu kesinleşti.
V. Takip ve Operasyon
Telefon kayıtları incelendiğinde Leyla’nın düzenli olarak aradığı bir numara tespit edildi. Gazze’de kayıtlı bir yerel hat. Hattın Türk Filistin Dostluk Hastanesi’nin idari bölümüne ait olduğu görüldü. Leyla hastanede çalışan biriyle iletişim kuruyordu. İhbarcı hastanenin içinde miydi? Artık iki uç vardı: İstanbul’da Leyla ve Gazze’de bilinmeyen temas.
MİT’in önünde iki seçenek vardı: İlki Leyla’yı hemen gözaltına almak ve bağlantılarını sorgulamak. Ancak bu durumda ağın diğer uçları karanlığa karışabilirdi. İkinci seçenekse beklemek, Leyla’yı adım adım izlemek ve hastanedeki asıl kaynağa ulaşmaktı. Beklenecekti.
Gece çökerken Kadıköy’deki apartman sessizleşti. Takip ağı bir an bile kapanmadı. Ekipler biliyordu ki karanlıkta çalışanlar eninde sonunda bir hata yapardı.
Sabah 6’da Leyla evinden çıktı. Üç araç ve altı personelden oluşan ekip Kadıköy sokaklarında sessiz bir gölge gibi hareket etmeye başladı. Leyla önce bir kafeye girdi, ardından sahile yürüyüp Marmaray’a indi. Taksim’e ulaştığında kalabalığın içine karışmaya çalıştı. Ancak MİT ekibi onu kaybetmedi. Güvenlik kameralarına erişim sağlanmış, yüz tanıma sistemi devreye alınmıştı.
İstiklal Caddesi’nde bir süre vitrinlere göz attı, sonra ani bir kararla yan sokaklardan birine yöneldi ve küçük bir otele girdi. Takip ekibi hemen konum aldı. Otel üç yıldızlı, turist oteli görünümündeydi. Leyla resepsiyona uğramadan doğrudan asansöre bindi, 3. kata çıktı. Otelin güvenlik kameraları kontrol altına alındı. Leyla’nın 312 numaralı odanın kapısında durduğu görüldü. Kapı içeriden açıldı ve Leyla içeri girdi.
Kapıyı açan kişi David Rosen’di. Alman vatandaşıydı, ancak MİT’in veri tabanında Mossad operatifi olarak kayıtlıydı. David, 3 yıl önce Ankara’da faaliyet gösteren bir şirketin temsilcisi olarak gelmişti. Sözde medikal ekipman ithalatı yapan bu şirket hiçbir zaman gerçek bir ticaret gerçekleştirmemişti. David ise Mossad adına çalışan bir operatifti.
VI. İstanbul’da Düğüm Çözülüyor
Bilgi derhal MİT başkanlığına iletildi. Operasyonun çapı genişlemişti. Artık yalnızca bir ihbarcı değil, aktif bir Mossad hücresi takip ediliyordu. Oda içinde nelerin konuşulduğu bilinmiyordu. Ancak sahada bekleyen tim her ihtimale karşı hazır durumda bekledi. 45 dakika sonra Leyla odadan çıktı. Yüzü gergindi. Elinde küçük bir zarf vardı. Asansörle lobiye indi ve otelden ayrıldı. Takip yeniden başladı.
Bu kez Eminönü’ne geçti. Mısır Çarşısı’nda küçük bir baharat dükkanına girdi. İçeride yalnızca 5 dakika kaldı. Çıktığında zarf elinde değildi. Dükkanın sahibi Mahmut Demir’di. 62 yaşında, sicili temiz. Ancak bir detay dikkat çekti: Mahmut’un oğlu 4 yıl önce Gazze’ye gitmiş, oradan bir daha dönmemişti. Bağlantı derinleşiyordu. Artık üç kişilik bir hat ortaya çıkmıştı: Leyla, David, Mahmut ve bu hattın kesiştiği yer Gazze’ydi.
VII. Saldırı Planının Çözülüşü
Gece kritik bir karar verildi. David’in kaldığı odaya gizli giriş yapılacaktı. Saat 2:30’da operasyon başladı. Elektrik kesildi, otel karanlığa gömüldü. İki kişilik tim servis merdiveninden üçüncü kata çıktı. 312 numaralı odanın kapısı sessizce açıldı. David derin uykudaydı. Tim hızlıca odayı taradı. Bilgisayar, telefon ve belgeler bulundu. Fotoğraflar çekildi, dijital kopyalar alındı. Tüm işlem 4 dakika sürdü.
Bilgisayarda bulunan dosyalar incelendi. Türk Filistin Dostluk Hastanesi’nin tüm teknik planları, altyapı çizimleri, elektrik hatları, su şebekesi ve taşıyıcı kolonların noktaları açıkça işaretlenmişti. Bu bilgiler sıradan değildi. Bunlar bir yıkım planının hedef noktalarıydı. Saldırı için belirlenmiş koordinatlar da dosyanın içindeydi. Amaç açıktı: İsrail bu koordinatları kullanarak hastaneye saldıracak, bunu askeri hedef olarak gösterecek ve dünyaya meşru operasyon şeklinde sunacaktı. Dahası, içeriden bilgi sağlayan bir isim vardı ve bu isim sayesinde koordinatlar teyit edilmiş olarak gösterilecekti.
VIII. Eş Zamanlı Operasyon
Rapor derhal Ankara’ya ulaştırıldı. Cumhurbaşkanlığı seviyesinde bilgilendirme yapıldı. Operasyon derhal başlayacaktı. Ancak yalnızca Leyla veya David’in yakalanması yeterli değildi. Tüm ağ aynı anda çökertilmeliydi.
Sabah 4:30’da İstanbul henüz uyanmamıştı. Kadıköy’de apartmanın önünde sivil bir araç bekliyordu. İçindeki üç kişi MİT operasyon timine aitti. Gözleri binanın giriş kapısındaydı. Aynı anda Taksim’deki otelin çevresinde başka bir ekip konuşlanmıştı. Eminönü’nde ise Mahmut’un evinin önünde bekleyen bir ekip vardı. Tüm hedefler kontrol altındaydı.
Komutan saatine baktı. 4:45. Ankara’dan yeşil ışık geldi. Operasyon başlatıldı. Kadıköy’de apartmanın girişine girildi, Leyla’nın kapısına ulaşıldı. Kapı sessizce açıldı. Leyla yataktaydı. Milli İstihbarat: “Hareket etme!” Gözlerini açtığında çevresi silahlı adamlarla sarılıydı. Kelepçeler takıldı ve ayağa kaldırıldı. Tüm işlem 45 saniyede tamamlandı.
Taksim’de ise David uyanıktı. Banyodaydı ve elinde silah vardı. İlk eleman içeri adım attığında David ateş etti. Mermi duvara saplandı. İkinci eleman banyonun yanından pozisyon aldı. “Silahını bırak, kaçışın yok!” David Almanca küfretti. Sonunda silahını yere bıraktı ve kelepçelendi.
Eminönü’nde Mahmut direnmedi. Kapıyı açtığında karşısında MİT personelini gördü. “Oğlum ne yaptı?” dedi. Oğlu yüzünden bu ağ çekilmişti. Belki tehdit edilmişti, belki kandırılmıştı.
Gazze’de ise Hamas güvenlik birimleri hastanedeki ihbarcıyı tespit etmişti: Yusuf Mansur, 38 yaşında, hastanenin teknik servisinde çalışıyordu. Elektrik panoları ve jeneratör sistemlerinden sorumluydu. Bu kritik bir konumdu. Çünkü Yusuf hastanenin savunmasız noktalarını en iyi bilen kişiydi. Hamas sabaha karşı Yusuf’un evine operasyon düzenledi. Direnmedi. “Ailem tehdit edildi. Babam İsrail hapishanesinde. Benden bu bilgileri istediler,” dedi.
IX. Sorgu ve Sonuç
Dört hedef dört ayrı noktada aynı anda alınmıştı. Ağ çökertilmişti fakat cevaplanmamış bir soru vardı: Saldırı tamamen durdurulmuş muydu? David’in bilgisayarındaki verilere göre koordinatlar çoktan aktarılmıştı. İsrail’in elinde hastane ile ilgili tüm bilgiler bulunuyordu. Türkiye’nin elinde tek koz kalmıştı: Diplomatik baskı.
Dışişleri devreye girdi. İsrail’e resmi nota iletildi: “Türk Filistin Dostluk Hastanesi’ne yapılacak herhangi bir saldırı Türkiye tarafından savaş ilanı sayılacaktır.” Bu güçlü bir uyarıydı. İsrail tereddüt etti, operasyonu erteledi ancak iptal etmedi.
Aylar sonra Mart 2025’te İsrail hastaneye patlayıcı döşeyerek havaya uçurdu. Ancak MİT’in yürüttüğü operasyon sayesinde binlerce hasta daha önce tahliye edilmişti. Can kaybı en aza indirilmişti. Türkiye Gazze’deki kalesini son ana kadar savunmuştu ve o savunmanın başlangıcı İstanbul’daki küçük bir apartman dairesinde atılmıştı.
X. Sessiz Kahramanlar
Sorgu odasında Leyla Arslan elleri kelepçeli, korku ve yorgunlukla oturuyordu. Karşısında iki MİT görevlisi vardı. “Ne kadar süredir çalışıyorsun?” Sessizlik… “David ile ne zaman tanıştın?” Sessizlik… “Gazze’deki Yusuf’u sen mi buldun?” Leyla omuzlarında bir titreşim hissetti. Bir an için karşısındakinin gözlerine baktı. Ardından başını eğdi. Sorgu sabırla sürdü. “Bak David şu an yan odada, konuşuyor. Mahmut da konuştu. Yusuf Gazze’de tutuluyor. O da konuşuyor. Sessiz kalan yalnızca sensin.” Leyla’nın dudakları titredi. “Susmak seni kurtarmaz ama konuşursan belki ailene dönebilirsin.” Aile kelimesi Leyla’nın zihninde bir kapıyı araladı. Gözleri doldu. Hikayesi üç yıl önce başlamıştı; maddi sıkıntı, yüksek ücretli iş, Mossad’ın ağına düşmek…
David’in sorgusu daha zorluydu. Mossad ajanları konuşmamak üzere eğitilirdi. Ancak MİT’in psikolojik yöntemleri sabır ve stratejiye dayanıyordu. Sonunda David konuştu. Saldırı planını doğruladı. Leyla ve Yusuf üzerinden alınan bilgilerin saldırı koordinatlarını teyit etmek için kullanıldığını itiraf etti.
Mahmut’un hikayesi ise en acı olanıydı. Oğlu Gazze’de, İsrail hapishanesinde tutuluyordu. Mossad Mahmut’a “Oğlun serbest kalır, sen de küçük bir yardım yaparsın,” dedi. Yardım, Leyla’dan aldığı zarfları belirli adreslere ulaştırmaktı. Mahmut şimdi Türkiye’de yargılanacaktı.
Yusuf Mansur’un durumu farklıydı. Hamas tarafından yakalanmış, sorgusunda her şeyi itiraf etmişti. Ailesi tehdit edilmişti, babası İsrail hapishanesinde işkence görüyordu. Yusuf buna dayanamamıştı. Ancak binlerce hasta onun sızdırdığı bilgiler yüzünden ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.
Türkiye’de ise dava genişletildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı üç sanık hakkında casusluk ve terör örgütüne yardım suçlamalarıyla dava açtı. David Rosen, Leyla Arslan ve Mahmut Demir. Bu dava kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Türkiye Mossad’a karşı bir kez daha başarılı bir operasyon yürütmüştü. Ama asıl mesaj çok daha derindi: Gazze yalnız değildi.
Türk Filistin Dostluk Hastanesi o gün bombalanmadı. Ama aylar sonra İsrail hastaneyi patlayıcı döşeyerek yerle bir etti. O gün Türkiye Dışişleri Bakanlığı sert bir açıklama yaptı; Birleşmiş Milletler saldırıyı savaş suçu olarak nitelendirdi. Ancak MİT’in o gece yürüttüğü operasyon sayesinde hastane haftalar öncesinden kademeli olarak tahliye edilmişti. Can kaybı en aza inmişti.
Çünkü Türkiye Gazze’deki kalesini son ana kadar korumuştu ve bu korumanın başlangıcı İstanbul’daki bir apartman dairesinde atılan adımla başlamıştı.
Sessiz kahramanlar, isimsiz görev adamları, Türkiye’nin görünmeyen gücü…
SON