Genç Kız Karakolda Tokat Yedi – Kim Olduğunu Öğrenince Her Şey Değişti!
.
.
Genç Kız Karakolda Tokat Yedi – Kim Olduğunu Öğrenince Her Şey Değişti!
İstanbul, 2020’nin sıcak yaz aylarının sonlarıydı. Öğle saatleri, Boğaz’ın serin rüzgarı dahi, içinde barındırdığı gerilim ve sessizlikten etkilenmiş gibiydi. Beşiktaş’taki polis merkezinin önünden geçen arabaların gürültüsü, vapur düdükleri, martı çığlıkları… Bir anda hepsi silindi. Sadece Aylin Yılmaz’ın yanağında zonklayan acı ve kulaklarındaki çınlayan o aşağılayıcı ses kaldı. Bir çırpıda, İstanbul’un kalabalığının içinde kaybolmuş, kaybolan sadece bir telefon değil, tüm dünyasıydı.
Aylin Yılmaz, hukuk fakültesi son sınıf öğrencisiydi. Hayatını adaletin ve hakkın peşinden koşarak, okumakla, yazmakla kurmuştu. Ancak o gün, o karakolda, adaletin ne kadar kırılgan ve ne kadar insana bağlı bir şey olduğunu derinden öğrendi. O gün, sadece bir telefon çalınmış gibi görünen olay, adaletin bile eğilebileceğini öğreten bir dönüm noktasına dönüştü.

Bir Telefon, Bir Kaybolan Dünyanın Başlangıcı
Olay, aslında çok basitti. O sabah, vapurdan inip otobüs durağına doğru yürürken, her zaman yaptığı gibi telefonunu kontrol etmek için elini çantasına atmıştı. Ama telefon yoktu. Cebinde, çantasında, her yerinde aradı. Yoktu. Çalınmış olmalıydı. Kafasında binlerce düşünce hızla geçti; telefona dair hatırladığı her şey, tezimle ilgili notları, son paramla aldığım ders kitaplarının fotoğrafları, rahmetli babasıyla çektikleri son fotoğraflar…
Aylin, bir kayıp yalnızlıkla hemen en yakındaki polis merkezine koştu. Adımlarının hızlı, ama gergindi. Kapıdan girdiği anda, içerideki yorgunluk ve bıkkınlık hemen yüzüne çarptı. Nöbetçi memurun önündeki masaya yaklaştı, titreyen sesle durumu anlatmaya çalıştı: “Telefonum çalındı.” Ancak memur, gözlerini kağıtlardan kaldırmadan sadece “Tutanak için bekleyin,” dedi. Aylin, beklemeye başladı.
Dakikalar saat gibi geçiyordu. Gözyaşları benden izinsiz akmaya başlamıştı. O kadar değerli bir şeydi ki telefon. Sadece bir cihaz değil, hayatını, hikayelerini ve hatıralarını saklayan bir kutuydu. Ve bir anda kaybolmuştu.
Tokat ve O An
Sonunda sıra ona geldiğinde, masadaki komiser Kenan Kaya, yorgunluktan çökmüş gözlerle ona bakarak sorular sormaya başladı. “Nerede oldu? Nasıl oldu? Ne zaman fark ettin?” Gerginlikten ve üzüntüden kelimeleri zorla ağzından çıkıyordu. Bu halin, belki de komiseri daha da sinirlendirdi. Sesini yükseltmeye başlamıştı. Aylin’in içgüdüsü devreye girdi. Elini yüzüne kapatıp, bir darbenin geleceğini hissetti.
Ve o an oldu. Komiser Kenan, o sert aşağılayıcı tokatı yanağında patlattı. “Kes sesini, be!” diye bağırdı. Tokat, fiziki açıdan şiddetli olmasa da ruhunda açtığı yara derindi. Aylin, şokla dona kaldı. Gözyaşları bir anda kurudu. Ne ağladım, ne bağırdım. Sadece öylece durdum.
O an, zaman bir saniye gibi yavaşladı. Utanç, öfke, hayal kırıklığı tüm duygular içinde bir alev topuna dönüştü. Kenan, pişmanlıkla karışık bir bıkkınlık ifadesiyle arkasına yaslanarak, “Git, işini hallet,” dedi.
Kim Olduğunu Bilmiyorlar
Aylin Yılmaz, hukuk fakültesi son sınıf öğrencisiydi. O kapıdan içeri adımını atana kadar, adaletin kitaplarda okuduğu, sınavlarda yazdığı ve üzerine kurduğu bir kavram olduğuna inanıyordu. Ama o tokatla, adaletin ne kadar kırılgan ve insanın ne kadar insana bağlı bir şey olduğunu derinden anlamıştı. O an, Aylin’in kim olduğunu bilmeyen, ona bu şekilde davranan komiserin, ailesinin kim olduğunu öğrendiğinde her şeyin nasıl değişeceğini kimse tahmin edemezdi.
Aylin’in annesi, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde daire başkanı olan Filiz Yılmaz’dı. Annem, mesleğindeki disiplini, tavizsiz duruşu ve adalete olan sarsılmaz inancıyla tanınan bir kadındı. Aylin, hayatı boyunca annesinin konumunu bir avantaj olarak kullanmaktan kaçınmıştı. Devlet yurdunda kalmış, yarı zamanlı işlerde çalışmıştı. Kimseye ailesinden bahsetmemişti. O gün o karakola girdiğinde, sadece bir vatandaş olarak yardım bekliyordu. Ama kimse, o tokatın ardından kim olduğunu bilseydi, her şeyin farklı olup olmayacağını sorgulamadı. Bir memurun onu darp etmesinin sebebi de adaletin bazen ne kadar kırılgan olduğuydu.
Bir Anne, Bir Yönetici ve Bir Sistemin Çöküşü
O gece Beşiktaş’taki küçük yurt odasına döndüğünde, dünya başına yıkılmış gibiydi. Pencerenin önüne oturdu, Boğaz’dan esen rüzgarın bile içindeki yangını söndüremediğini hissetti. Telefonu yoktu. Arkadaşının telefonunu ödünç alarak annesini aradı. Ellerim titriyordu, ancak sesim şaşırtıcı derecede sakindi.
Annesi telefonu açtı ve Aylin, olan biten her şeyi polis merkezine girdiği andan o tokadın suratında patladığı ana kadar tek bir kelime atlamadan anlattı. Hattın diğer ucunda derin bir sessizlik oldu. Annem dakikalarca tek kelime etmedi. Ne teselli, ne öfke patlaması, ne de bir vaat… Sadece o yoğun her şeyi tartan sessizdi.
Sonunda annesi, “Tamam kızım, sen şimdi dinlenmeye çalış, sakin ol. Yarın ben ilgileneceğim,” dedi. O gece, içimde bir şeylerin kopmuş olduğunu hissediyordum. Bu sadece bir memurun kötü bir gün geçirmesi değildi. Güvendiğim, sığındığım bir sistemin bana ihanetiydi.
Ertesi sabah, annem Filiz Yılmaz, Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki ofisine her zamankinden çok daha erken geldi. Masasının üzerine yılmış dosyaları bir kenara itti ve doğrudan İstanbul’daki polis merkezlerinin vatandaş memnuniyeti ve şikayet yönetimi hakkındaki son üç aylık raporları istedi.
Soruşturma ve Değişim
Aylin’in olayının ardından, annem durumu bir anne olarak değil, bir yönetici olarak ele almak zorundaydı. Bu, adaletin ve sistemin kırılganlığının simgesi haline gelmişti. O günkü o tokat, sadece bir fiziksel darbe değil, aynı zamanda bir sistemin doğru işlemediği bir noktayı işaret ediyordu. Annem, polis teşkilatının bu konuda sessiz kalamayacağını biliyordu. Kendisinin devlet görevlisi olarak pozisyonu ne kadar yüksekse, adaleti sağlamak o kadar önemliydi.
Beşiktaş’taki polis merkezindeki nöbetçi memurlar, gece boyu uykusuz çalışarak Aylin’in kaybolan telefonunu bulmak için ellerinden geleni yapmışlardı. Ancak gerçek suçlu, olanların başlangıcını tetikleyen o küçük ama güçlü anı görmemekti. Çünkü bazı şeyler sadece resmi kayıtlara geçmediği için yok sayılmazdı.
Annem, sistemin köşe taşlarını sorgulamak zorunda kaldı. O gün Beşiktaş Polis Merkezi’nde yaşananlar sadece bir polis memurunun kişisel hatası değil, sistemin nasıl gelişmesi gerektiğiyle ilgili büyük bir dersin başlangıcıydı.