İki Kız Kardeş 1975’te Kayboldu — 38 Yıl Sonra Soruşturmacıların Bulduğu Şey İnanılmazdı

.
.

Ankara’nın Kayıp Kızları: 40 Yıl Sonra Gelen Adaletin Hikâyesi

1975 yılının baharında Ankara’nın Çankaya semti, Türkiye’nin modernleşen yüzünün simgelerinden biriydi. Ağaçlarla çevrili sokaklar, güvenli mahalleler ve birbirini tanıyan komşular… Çocukların özgürce bisiklet sürdüğü, ebeveynlerin en büyük endişesinin çocukların üzerini kirletmesi olduğu bir dönemdi. Ancak 25 Mart 1975 günü yaşanan bir olay, bu huzurlu tabloyu sonsuza dek değiştirdi.

12 yaşındaki İlayda Yavuz ve 10 yaşındaki Yonca Yavuz’un kayboluşu, sadece bir ailenin değil, tüm Türkiye’nin hafızasında derin bir yara açtı. Bu olay, yıllarca çözülemeyen bir gizem olarak kaldı ve ancak onlarca yıl sonra ortaya çıkan gelişmelerle kısmen aydınlatılabildi.

Sıradan Bir Gün, Karanlık Bir Başlangıç

25 Mart sabahı Yavuz ailesi için her şey sıradandı. Bahar tatili nedeniyle çocuklar evdeydi. Anne Mehtap Yavuz mutfakta kahvaltı hazırlarken çocuklar günün planlarını yapıyordu. Erkek kardeşler basketbol oynamaya karar verirken, İlayda ve Yonca alışveriş merkezine gitmek istiyordu.

Anneleri, kızlarına öğle yemeği için bir pizzacıya uğramalarını önerdi ve her birine küçük bir harçlık verdi. Tek şart vardı: saat 16:00’ya kadar eve dönmek.

Saat 11 civarında evden çıkan iki kardeş, neşeli bir şekilde alışveriş merkezine doğru yürüdü. Kimse bunun onları son görüşü olacağını bilmiyordu.

Şüpheli Karşılaşmalar

Kızlar alışveriş merkezine ulaştığında, ilk dikkat çekici olay yaşandı. Tanık ifadelerine göre iyi giyimli, güvenilir görünümlü bir adam çocuklara yaklaştı. Elinde bir kaset kaydedici vardı ve kendisini bir radyo çalışanı olarak tanıttı. Çocukların seslerini kaydetmek istediğini söyledi.

Bu teklif özellikle İlayda ve Yonca için oldukça inandırıcıydı; çünkü babaları gerçekten bir radyo spikeriydi. Kısa sürede çocuklar bu adama güven duydu.

Ancak bu adamın davranışları sonradan soruşturmanın merkezine oturacaktı.

Aynı gün içinde ikinci bir şüpheli daha ortaya çıktı: genç, bakımsız görünümlü ve rahatsız edici tavırlara sahip bir adam. Bu kişi, kızları ve diğer çocukları sürekli takip ediyor, onları ürkütüyordu.

İki farklı profil… İki farklı tehdit.

Son Görülme

Öğleden sonra saat 14:30 civarında, İlayda ve Yonca son kez görüldü. Bir tanık, onları eve doğru yürürken gördüğünü söyledi. Görünüşleri tamamen normaldi. Panik yoktu, kaçma yoktu, yardım isteme yoktu.

Ve sonra… hiçbir iz kalmadan ortadan kayboldular.

Ailenin Kâbusu Başlıyor

Saat 16:00 geçtiğinde Mehtap Yavuz endişelenmeye başladı. Kızlar her zaman dakikti. 16:30, 17:00… zaman ilerledikçe endişe korkuya dönüştü.

Akşam saatlerinde polis arandı ve iki kız resmi olarak kayıp ilan edildi.

İlk başta olay rutin bir kayıp çocuk vakası olarak değerlendirildi. Ancak saatler geçip kızlardan haber alınamayınca durum ciddileşti.

Büyük Arama Operasyonu

Polis, arama köpekleri, gönüllüler ve askerler geniş çaplı bir arama başlattı. Köpekler kızların izini alışveriş merkezine kadar sürdü, ancak orada iz tamamen kayboldu.

Sanki kızlar bir anda yok olmuştu.

Göller, boş araziler, terk edilmiş binalar, kanalizasyonlar… her yer arandı. Ancak hiçbir somut bulgu elde edilemedi.

Toplum da seferber oldu. Yüzlerce gönüllü aramalara katıldı. Afişler her yere asıldı. Ödül miktarı yükseltildi.

Ama sonuç yoktu.

Fidye Telefonu: Umut mu, Tuzak mı?

10 gün sonra aileyi sarsan bir telefon geldi. Arayan kişi kızların elinde olduğunu iddia etti ve fidye talep etti.

Polis kontrollü bir plan hazırladı. Ancak görüşme başarısız oldu. Arayan kişi ortadan kayboldu ve bir daha iletişim kurulamadı.

Bu olay, soruşturmayı daha da karmaşık hale getirdi.

Yıllar Süren Belirsizlik

Aylar yıllara dönüştü. Binlerce ihbar değerlendirildi. Şüpheliler sorgulandı. Ancak hiçbir kesin sonuca ulaşılamadı.

Aile zamanla en kötü ihtimali kabullenmek zorunda kaldı: kızları muhtemelen hayatta değildi.

Ancak ne olmuştu? Kim yapmıştı? Neden?

Bu sorular cevapsız kaldı.

Unutulan Tanık

O dönemde bir genç, Tayfun Bekir, polise giderek önemli bir şey gördüğünü söyledi. Kızların zorla bir arabaya bindirildiğini iddia etti.

Ancak yapılan yalan makinesi testinde başarısız oldu.

Polis onu güvenilmez ilan etti ve ifadesi dosyanın derinliklerine gömüldü.

Bu karar, yıllar sonra büyük bir hatanın simgesi haline gelecekti.

38 Yıl Sonra Gelen Dönüm Noktası

2013 yılında dosya yeniden açıldı. Soğuk vaka birimi, tüm belgeleri baştan incelemeye başladı.

Ve o unutulmuş ifade yeniden ortaya çıktı.

Tayfun Bekir.

Bu kez onun geçmişi incelendiğinde şok edici gerçekler ortaya çıktı: çocuklara yönelik suçlardan sabıkalı bir suçluydu.

Polis onu yeniden sorguya aldı.

İtiraflar ve Dehşet

Tayfun başlangıçta suçun başkalarına ait olduğunu iddia etti. Ancak sorgular ilerledikçe hikâyesi değişmeye başladı.

Sonunda olayın bir parçası olduğunu kabul etti.

Kızların kaçırıldığını, bir bodrumda tutulduğunu ve korkunç işkencelere maruz kaldığını anlattı.

Daha sonra öldürüldüklerini ve cesetlerinin yok edildiğini itiraf etti.

Fiziksel Kanıtlar

Polis, Tayfun’un gösterdiği yerlerde arama yaptı. Bir bodrumda yoğun kan izleri bulundu. Dağlık bir bölgede ise kemik parçaları ve yanmış eşyalar keşfedildi.

Bu bulgular, anlatılanları destekliyordu.

Ancak zamanın geçmesi nedeniyle kesin DNA kanıtı elde edilemedi.

Adalet Gecikse de Geldi

2017 yılında Tayfun Bekir mahkemede suçunu kabul etti. İki çocuğun kaçırılması ve öldürülmesinden dolayı uzun süreli hapis cezasına çarptırıldı.

Ancak dava tam anlamıyla kapanmadı.

Çünkü:

Tüm sorumlular yakalanmadı
Olayın tüm detayları ortaya çıkmadı
Kızların kalıntıları tam olarak bulunamadı

Cevapsız Sorular

Bu dava hâlâ bazı karanlık noktalar barındırıyor:

Tayfun tek başına mı hareket etti?
Ailesinin rolü neydi?
Daha fazla kişi olaya dahil miydi?
Gerçek olay örgüsü neydi?

Bu soruların bazıları muhtemelen hiçbir zaman tam olarak cevaplanamayacak.

Bir Toplumun Değişimi

İlayda ve Yonca’nın kayboluşu, Türkiye’de çocuk güvenliği algısını kökten değiştirdi. Artık “güvenli mahalle” kavramı sorgulanmaya başladı.

Ebeveynler daha dikkatli hale geldi. Çocuklara yabancılarla konuşmamaları öğretildi.

Bu olay, bir dönemin masumiyetinin sona erdiği anlardan biri oldu.

Sonuç

Yavuz kardeşlerin hikâyesi, sadece bir suç dosyası değil; aynı zamanda kayıp, umut, sabır ve adaletin geç de olsa gelebileceğinin hikâyesidir.

Ancak bu hikâye aynı zamanda bir uyarıdır:

Zaman geçse bile gerçek kaybolmaz.
Ve bazı yaralar, cevaplar bulunmadan asla tamamen iyileşmez.

İlayda ve Yonca’nın adı, sadece bir trajedi olarak değil, aynı zamanda adalet arayışının sembolü olarak hatırlanmaya devam edecek.