İş kadını engelli oğlu için bir bakıcı tutuyor ve eve erken geldiği için pişman oluyor…
.
.
Sessizliğin Ardında: Fatma Hanım’ın Hikayesi
Bir Sabah Başlangıcı
İstanbul’un yoğun sabah trafiği ve gri havasının aksine, konağın içinde bir huzur vardı. Fatma Hanım, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte konağın kapısını dikkatlice kapattı. Elinde eski bir yün şalı vardı, küçük bir özenle çocuğunun dizlerine örtmek için katladığı şal. Kerem, tekerlekli sandalyesinde, bahçedeki sardunyaları izlerken gözleri bir noktaya odaklanmıştı. O an, içindeki belirsiz ışıkla bir huzura bürünmüştü. Fatma Hanım, oğlunun yanına eğildi, kulağına fısıldadı: “Bak orada bir serçe var. Senin gibi sabırlı, senin gibi sessiz ama içi şarkılarla dolu.” Kerem’in gözleri, yavaşça ama bilinçli bir şekilde hareket etti. Bu, belki de uzun zaman sonra gördüğü ilk yanıt, kelimelerin dışında bir cevap, bir işaretti.
Elif’in Gözünden: Bir Kadının Mücadelesi
Konakta, Elif, sabah erkenden kalkarak toplantısına yetişmek için hazırlanıyordu. Fakat, gözlerinde uykusuz gecelerin derin izleri vardı. İş hayatı, sorumluluklar, oğlunun her geçen gün daha da derinleşen sessizliği, her şeyin ötesinde bir yük gibi üzerindeydi. Konağın üst katında, kahve fincanını elinde tutarak, sabahın getirdiği o donuk sessizliğe bakıyordu. Oğlunu böyle görmeyeli yıllar olmuştu. Sessiz ama sakin, yalnız değil. Ancak, o sade, yorgun ama dirayetli kadın, yalnızca bir hafta önce hayatına girmişti. Fatma Hanım, bir bakıcı olarak geldiği ilk günden itibaren, Elif’in dünyasında bazı şeyleri değiştirmişti.

Bir Hafta Önce: Değişen Düzen
Elif, beş gün önce eve dönüp, her şeyin normal olmasını istemişti. Ancak her şey normal değildi. Konağın her köşesi düzenli, temiz ve gösterişliydi. Fakat içinde, soğuk bir hava vardı. Evdeki sessizlik, Elif’in yorgun kalbini daha da yalnızlaştırıyordu. Akşamları geç saatte eve döndü, montunu koltuğa fırlattı, çantasını yere bıraktı ve oğlunun odasına çıkmadan önce mutfağa yöneldi. Evin içindeki mekanik sesler kulağını tırmalıyordu. Oğlunun odasında, ışık sönük, köşede bir gece lambası titriyordu. Kerem, yatağında sırt üstü yatıyordu, gözleri tavana dikilmişti, ifadesizdi. Bakıcı, yine işi bırakmıştı. Üç gün dayanamamıştı. Elif, kapı aralığında donup kaldı. İçini kemiren suçluluk hissi, boğazını düğümledi. “Ben senin için çalışıyorum Kerem,” diye mırıldandı ama oğlundan bir cevap alamadı. Oğlunun onu anlayıp anlamadığını, artık bilmiyordu. İçindeki suçluluk hissiyle, bu durum her geçen gün daha da derinleşiyordu.
Yorgun Bir Kadın, Yeni Bir Umut: Fatma Hanım’ın Gelişi
Ertesi sabah, Elif, şirkete gitmeden önce ajansla konuştu. “Bu sefer, lütfen yaşlı ve tecrübeli biri olsun. Gençler iki günde kaçıyor,” dedi yorgun bir sesle. O gün öğleden sonra, kapı çaldı ve Fatma Telaş’la geldi. Yeni bakıcı, Elif’in beklediğinden çok farklıydı. Modern giysiler yerine, sade bir manto giymiş, elinde yıpranmış bir çanta vardı ve gözlerinde derin bir sessizlik vardı. Elif, kadına dikkatle baktı, şüpheyle değil, yorgunlukla. “İçeri gelin,” dedi. Fatma Hanım, gözleriyle evin içinde her şeyi taradı, sadece Kerem’in odasını görmek istedi.
Yukarı çıktıklarında, Fatma Hanım, Kerem’in odasının kapısında durdu, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “Burası sessiz ama çok şey anlatıyor,” dedi. Kerem, yatağında yarı uykulu bir şekilde, sabah ışığına karşı uyanıyordu. Fatma Hanım, eğilip diz çöktü ve ona seslendi: “Selam küçük bey. Ben geldim ama sen istersen kalırım, yoksa giderim. Karar senin.” O an, Elif kapıda izliyordu. Oğlunun gözlerinde bir kıpırtı gördü mü yoksa hayal miydi? Emin olamadı ama içindeki bir şey, ilk kez umutlanmak istedi.
Fatma Hanım’ın Yavaş Yavaş Gelişi
Fatma Hanım, o sabah erkenden kalktı. Bugün, Kerem’le bir adım daha atacaklardı. Mutfakta elma çayı demledi, ekmeği kızarttı, tereyağını sürdü. Kahvaltı tepsisini özenle hazırladı. Bu sırada hizmetçi Fatma, kadının titizliğini uzaktan izliyordu. “Böyle şeylere alışık değiliz burada,” dedi yaşlı hizmetçi. Fatma Hanım, gülümsedi ve başını eğerek, “Ben çocuğa evin parçası gibi davranmam. O benim için evin kalbi.” Kahvaltı tepsisini alıp yukarı çıkarken, Kerem’in odasında tekrar sessiz bir dünya vardı.
İçeri girdiğinde, Kerem, yatağında hafifçe uyanmıştı, ama gözleri hâlâ uykusuzdu. Fatma Hanım, çocuğun gözlerine bakarken ona küçük bir masal anlattı: “Bugün dışarısı biraz serin ama içeride sıcacık bir gün olacak.” Elif, aşağıdan, mutfakta kahvesini içiyordu. Artık, içindeki huzursuzluk bir kenara bırakmıştı. Oğlunun yanında, huzurlu bir şekilde yerinde durmuştu.
Fatma Hanım’ın Sessiz Geçmişi
Fatma Hanım, sabahları Kerem’e küçük görevler veriyordu. Bugün kırmızı renkle oynayacaklardı. Sabah saatlerinde, Kerem’in odasında bir değişiklik vardı. Gözleri, renkli kalemlere ve resimlere kayıyordu. Elif, kendi hayatının eksikliğini fark etmeye başlamıştı. “Oğlum, bugün terapiye dışarıda başlıyoruz,” dedi. Birlikte dışarı çıkacaklardı.
Fakat bir akşam, konağın kapısı çaldı. Elif, içeri girdiğinde karşısında bir adam vardı. 7 yıl önce kaybolmuş olan Kerem’in babası, Mert’ti. “Konakta yerim olmalı,” dedi. Fatma Hanım, geçmişinden bir parçayı getirmişti. Adam, yıllar sonra dönmüştü. Bu sessizlik, tüm evin huzurunu değiştirecekti. Ancak, bu kadar geç kalmıştı.
Kerem’in Dünyasında Bir Dönüm Noktası
Kerem, gün geçtikçe daha fazla açılmaya başlamıştı. Fatma Hanım, her sabah ona küçük görevler veriyor, onun dünyasında yeni adımlar atmasına yardımcı oluyordu. Mert ise, sabahları erken gelmeye başlamıştı. Birlikte Kerem’le zaman geçireceklerdi. Oğlunun gözlerinde, sesler ve renkler arasında bir farkındalık vardı. Yavaşça ama bilinçli olarak, kerem, yeni bir adım atıyordu.
Bir sabah, Fatma Hanım, Elif’e yaklaşarak, “Bu evi sadece oğluma değil, bana da açtı,” dedi. Her şey değişmişti. Elif, o an, oğlunun dünyasına adım atmıştı. Fatma Hanım, geçmişin acılarını geride bırakıp, Kerem’e umut vermek için her gün bir adım daha atıyordu.