Kısır Gelinim Soyumu Kurutacak Derken 7 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkınca DONAKALDIM

.
.

Bir Zamanlar Kaybolanlar

Elif, hayatının en zor günlerinden birini yaşıyordu. Dört yıl boyunca tüp bebek tedavisi, denemeler, hayal kırıklıkları ve tükenmişlik içinde geçmişti. Her geçen gün daha da yalnız hissediyordu. Kayınvalidesinin sürekli baskıları, kocasının ve ailesinin kendisine olan beklentileri arasında sıkışmıştı. Bir gün, beklediği o müjdeyi alacak mıydı? Yoksa bu acı verici döngü devam mı edecekti?

Bir sabah, Elif yine o aynı umutsuz bakışlarla gebelik testini elinde tutuyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar, yıllardır süren bekleyişin sonucuydu. Aslının sabırsız sesi banyonun kapısına çarptı: “Ne oldu, Elif? Yine mi bir hayal kırıklığı?”

Elif, tek çizgiyi gösteren testi sıkıca tutarak cevap veremedi. Sadece başını eğip gözyaşlarını içine akıttı. O an, yılların birikimiyle gelen tükenmişlik duygusu içinde, kendini kaybetmişti. Dört yıl boyunca her şeyini bu savaşa yatırmıştı. Her gün biraz daha yorgun, biraz daha hüsranla uyanıyordu.

Suna Hanım’ın sesini duydu, “Elif kızım, tek çizgi mi, çift mi?” Kayınvalidesi odaya girdi. Elif, kendini savunamayacak kadar bitkin hissediyordu. Bir şey söylemek istedi, ama kelimeler ağzında düğümlenmişti.

Bir anda Aslı, testin üzerine bakarak sertçe “Yine tek çizgi,” dedi. “Bunu söylemek için içeri doğum mu yapıyordun?” Derin bir nefes alarak, Elif’in gözlerinden akan yaşları görmezden gelerek mutfakta olanları duymaktan kaçtı.

Elif, odasına doğru yürürken kayınvalidesinin ve Aslı’nın arkasından gelen hakaret dolu fısıltıları duymamaya çalıştı. Onları duymamak için kulaklarını tıkadı, ama kalbi bu sözlerle paramparça oldu. Hüsranla geçen dört yıl, içinde biriktirdiği umutları, bekleyişleri, her şey bir anda kayboldu. Kendini değersiz hissediyordu.

Elif, odasına gittiğinde yorgun bir şekilde yatağına uzandı. Yatak, ona hem huzur hem de acı veriyordu. Her şeyin başladığı, ilk kez Kenan ile göz göze geldiği o gün aklına geldi. O günden sonra hiç bu kadar yalnız hissetmemişti. Evlendiklerinde her şey ne kadar da farklıydı. Kenan, ailesinin ona yüklediği beklentiler ve kendi duygusal boşluğunun arasındaki dengeyi tutturmaya çalışırken, Elif’in kalbi bir yandan sevgiye, bir yandan da kaybolmuş bir kimliğe doğru çekiliyordu.

Bir süredir Kayınvalidesi Suna Hanım’ın sert sözlerinden, Aslı’nın küçümseyici bakışlarından kaçmak için evin her köşesinde sessizce dolaşmaktan yorulmuştu. Ancak hiçbir şey, içinde büyüyen o karanlık duyguyu silemiyordu. Elif, sürekli başkalarına hizmet etmekten, kendi hayatını yaşamaktan alıkonulmuş gibiydi. Kenan, evdeki tüm sorunları görmezden gelerek işlerine odaklanıyor, Elif’in de dayanma gücünü zorlayan ve ona her geçen gün daha fazla acı veren bir boşluğa düşmesine neden oluyordu.

Bir sabah, Elif sonunda bir şeylerin değişmesi gerektiğini fark etti. Kenan’ın evliliklerini çözüme kavuşturabilmesi için önce kendisine yaklaşması, ona gerçekten dokunması gerekiyordu. Ama ne yazık ki, o da Elif’in içsel çığlıklarını duymamış, onunla ilgilenmekten çok, kendi rahatını bulmuştu. Ve Elif, aslında kendi hayatını kurmaya başlamalıydı, belki de sadece kendi adımlarını atarak hayatını değiştirebilirdi.

O sabah Elif, kayınvalidesinin ve Aslı’nın konuşmalarını duymadan evden çıkmaya karar verdi. Burası, onun artık yaşaması gereken bir yer değildi. Bir kahve içmek için boğazın kenarındaki küçük kafenin yolunu tuttu. O kafe, onun bir nebze huzur bulduğu, düşüncelerinden sıyrılabildiği, kendisini yalnız hissetmeden nefes alabildiği tek yerdi. Oraya oturduğunda, bir yudum kahve alıp derin bir nefes aldı. O kadar yorgundu ki, her şeyin bitmesi gerektiğini hissediyordu. Ama bir şeyler eksikti, hep eksikti.

Kahvesini bitirirken, telefonunun çaldığını duydu. En yakın arkadaşı Selin’di. Arayan Selin, Elif’in üzgün olduğunu fark etti. “Ne oldu canım? Sonuç ne? Belki test bozuk olmuştur, gel hastaneye bir kan ver. En garantisi o,” dedi. Elif, telefonda bitkin bir şekilde Selin’e yanıt verdi: “Hayır Selin, geçen sefer de aynı umudu kapıldım. Sonuç yine aynıydı. Her şey yeniden başlamak üzere.”

Selin bir süre sessiz kaldı. Elif’in içindeki boşluğu, umutsuzluğu ve mücadele ettiği savaşı hissedebiliyordu. “Elif, artık bu şekilde denemeyi bırak. Kendini yıpratıyorsun. Bir süre dinlen, parayı biriktirip yeniden tüp bebek yapalım. Başarı oranı daha yüksek, biliyorsun.”

Elif, Selin’in söylediklerini duyar gibi olsa da, yorgunluk ve acı arasında sıkışmıştı. “Yoruldum Selin, her şey o kadar pahalı ki… Kenan’ın ailesinin ne beklediğini her gün yüzüme vurması… Artık daha fazla dayanamıyorum.”

Selin, Elif’i sakinleştirmeye çalıştı, ancak her şeyin ne kadar zor olduğunu o kadar iyi biliyordu ki, ne söyleyeceğini bilemedi. Elif, son bir umutla, kayınvalidesinin söylediklerini unutarak evine gitmeye karar verdi. Cemre, küçük kardeşi, onun yanına gitmek istiyordu ama Elif’in de bir süre yalnız kalması gerekiyordu.

O akşam, Elif’in telefonu çaldı, arayan annesiydi. “Ne oldu Elif? Bir şey mi var? Niye böyle sessizsin?” Annesinin sesi, Elif’i biraz olsun rahatlatmıştı. Anne, Elif’e her zaman sevgi dolu bir şekilde yaklaşmıştı, ona saygı göstermişti. “Anne, ben seni çok özledim. Bir şey yapamayacak gibiyim, ama sana söz veriyorum, her şey düzelecek. Bunu başaracağım.”

O gece, Elif biraz rahatladı. Kendini yalnız hissettiği anlarda bile Cemre’nin masum kucaklamaları, ona yeniden umut veriyordu. Kayınvalidesinin ve Aslı’nın bakışlarını bir kenara koyarak, sadece kendi hayatını kurması gerektiğini fark etti. Artık başka insanlara hizmet etmeyi, kendi acısını görmezden gelmeyi değil, kendi içindeki ışığı bulmayı istiyordu.

Bir hafta sonra, Selin’in önerisiyle yeniden tüp bebek tedavisine başlamaya karar verdi. Fakat bu kez, kendisi için, içindeki umut için, Kenan’ın ailesine ya da onların baskılarına karşı bir şeyleri başarmak için değildi. Elif, bu kez kendisi için yaşıyordu. Kendini sevdiği sürece, ne olursa olsun, başarılı olacağına inandı.

Her şey, Elif’in doğru kararlar alması, kendine güvenmesiyle şekillenmeye başladı. Bütün yaşadığı acılar, her bir adımda onu biraz daha güçlendirmişti. Ve en önemlisi, artık başkalarının ne düşündüğüne ya da söylediklerine değil, sadece kendi içindeki güce odaklanıyordu.