Komutan Saçını Kesti, Ama O Yüzbaşının Gizli Görevi Tüm Orduyu Sarsacaktı
.
.
“Kod Adı: Angora”
Dağların göğe uzandığı, karın kanla karıştığı bir yerde; yani Hakkari’nin Bozkurt Taburu’nda, yeni bir savaş başlıyordu. Ama bu kez düşman dışarıda değil, içerideydi.
Yüzbaşı Elif Demir, Ankara’daki karargâhların parlak koridorlarından değil, doğrudan karların üzerine düşen gölgelerin içinden geliyordu. Hakkari’ye tayin edildiğinde kimse onun aslında Genelkurmay Denetleme Başkanlığı’na bağlı bir gizli müfettiş olduğunu ve 7. Kolordu Komutanı Korgeneral Barlas Demir’in kızı olduğunu bilmiyordu.
Ama bu görev, yalnızca bir müfettişlik değil; vicdanla, onurla ve savaşla örülmüş bir yolculuktu.
Bir Subayın Sessiz İsyanı
İlk karşılaşma soğuktu. Binbaşı Alparslan Kurt, onun saçlarını görünce öfkesini saklamadı.
“Kadınsan kadınlığını bileceksin!”
diye bağırdı. Elif’in saçları TSK yönetmeliğine uygun olmasına rağmen o, askeri değil kişisel bir savaşa girişmişti.
Elif, tek bir kaşı dahi kıpırdatmadan yanıt verdi:
“Kurallara uygunum komutanım.”

Ama bu cevap, içindeki çeliği gösteren bir kıvılcımdı.
Ve Elif, o gün içinde binbaşının ve sağ kolu olan Başçavuş Tufan Kaya’nın çürümüş düzenini yıkmak için ilk adımı atmıştı. Kamuflajı, rütbesi değil; vicdanı ve görev aşkıydı.
İhanetin Kalbinde
Elif’in görevi, hayalet tatbikatlar üzerinden zimmete geçirilen mühimmat ve yakıtı belgelemekti. Kağıt üzerinde yapılan eğitimler, fiili olarak hiç gerçekleşmiyor; karşılığında çıkan malzemeler sivil araçlarla taşınıyordu.
Tufan Başçavuş’un her Perşembe gecesi üçüncü ikmal kapısından gizlice malzeme çıkardığını öğrenen Elif, kendi düzenlediği bir gece tatbikatını bahane ederek o gece pusu kurdu.
Termal dürbün, dijital fotoğraf makinesi ve sessizlikle dolu bir gece… Elif, bütün sahtekârlığı adım adım görüntülemeyi başardı. Akaryakıt tankerleri, sivil iş birlikçiler, rüşvet alışverişi… Her şey artık belgelenmişti.
Ama bir çıtırtı her şeyi değiştirdi.
Av ve Avcı
Tufan bir ses duymuştu. Elif son anda kaçtı ama iz bıraktı. Ve Alparslan, onun tehlikeli biri olduğuna emin olmuştu.
Artık sadece subay değil, iç düşman olarak hedefe konmuştu.
Ertesi gün taburda bir şeyler tuhaftı. Elif’in odasında arama yapılmaya başlanmıştı. Kumpas kurulmuştu. Bilgisayarına sahte belgeler yerleştirilecek, askeri casuslukla suçlanacaktı.
Ama Elif önce davranmıştı. Teğmen Mert Aydın’ın yardımıyla, depoya gizlenmiş defteri ve hard diskleri buldu. Bu belgeler sadece Alparslan ve Tufan’ı değil, onların bağlı olduğu yolsuzluk zincirini ortaya çıkaracaktı.
Ancak Tufan onu yakaladı.
Dar bir depoda, bir subay ve bir başçavuş… Ve ortada ölüm vardı.
Elif kaçmayı başardı ama artık aranan bir “hain” ilan edilmişti.
Omega Sinyali
Ağır yaralıydı. Kaçarken babasının verdiği son çare cihazı olan “Omega sinyali”ni kullandı.
Bu sinyal yalnızca Kolordu Komutanı tarafından bilinir ve anında harekât gerektirirdi.
Saat sabah 04.00’te Hakkari semalarında cehennemin sesi yükseldi. Jandarma Özel Harekat timleri, kobra helikopterler, Sikorsky’ler… Bozkurt Taburu’na indi.
Komutan: Korgeneral Barlas Demir.
Disiplin koğuşunun kapısı kırıldı. Soğuk zeminde, saçı vahşice kesilmiş, ayak bileği morarmış kızı Elif’i gören general tek kelime etti:
“Yüzbaşı Elif Demir, görevi tamamlamıştır.”
İntikam Değil, Adalet
Elif’in gönderdiği dosyalar Ankara’ya ulaşmıştı. Orgeneral ve Genelkurmay Başkanlığı, yıllardır süregelen yolsuzluğu ve komuta zafiyetini incelemeye almıştı.
Askeri mahkemede Alparslan ve Tufan dahil, suça karışan 13 subay ve astsubay ihraç edildi, tutuklandı.
Alparslan, o keskin rütbesi alınırken ağlıyordu. Ama bu gözyaşları, adaletsizliğin değil, kaybolan gücün yasını tutuyordu.
Elif’in Zaferi
Haftalar sonra Elif, GATA’daki tedavisinden çıktı. Saçları hala kısaydı ama alnındaki gurur çok daha büyüktü.
Genelkurmay Başkanı ona şöyle dedi:
“Bu saçlar artık bir utanç değil, bir madalyadır.”
Elif binbaşılığa terfi etti. Yeni görevine atandı:
Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Özel Soruşturma Tim Komutanı.
Artık yalnız bir müfettiş değil, bir adalet savaşçısıydı.
Kapanış
Elif bir gün babasıyla karargahtan çıkarken şöyle dedi:
“Baba, şu saçları biraz uzatsam mı?”
Korgeneral Barlas onun kısacık saçlarını okşayıp cevap verdi:
“Elbette uzat kızım. Ama bil ki, en güzel halin bu. En güçlü halin…”
Gözlerinde ne bir korku kalmıştı, ne de bir tereddüt.
Sadece kararlılık.
SON